Google Play Store
App Store

X’in güncel durumu, bütün dünya halkları için ciddi tehlikeler barındırıyor. Bu sadece tekno-faşist bir kapitalistin bu platforma çökmesiyle de alakalı değil. Faşizan hareketlerin dünya çapında güçlerini artırması, daha örgütlü veya irtibatlı hale gelmeleri, bilhassa Trump’ın ikinci zaferiyle birlikte daha özgüvenli bir siyasete doğru ilerlemeleri ile alakalı.

Faşizm X’i ele geçirirken…

Emre Tansu Keten - Dr.

Teknolojik ürünlerin de onlar üzerine üretilen siyasal ve sosyolojik analizlerin de çok hızlı bir şekilde değiştiği, dönüştüğü bir dönemdeyiz. Twitter örneğin, ilk çıktığı dönemlerde, özellikle 2009 İran eylemleri ve sonrasında Arap ülkelerini sarsan isyanlar sırasında, demokrasinin “geri” ülkelere yayılması açısından en etkili silah olarak görülüyor, diktatörler tarafından üstü örtülmeye çalışılan gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlayan bir özgürleştirme aracı olarak kutsanıyordu. Bunun yanında demokratik ülkeler için de özgür bir kamusal alan işlevi görecek, bu sayede demokrasiyi mükemmelleştirecek, “yurttaş gazeteciliği” gibi pratiklere imkân sağlamasıyla da gazeteciliği yetkinleştirecekti.

Ama çok geçmeden aynı Twitter, yalan haber, komplo teorisi ve nefret söylemi ile birlikte anılır hale geldi. Twitter da dahil olmak üzere sosyal medya platformları, algıların ve duyguların gerçeklerden daha makbul kabul edilmesini niteleyen post-truth olgusunun baş sorumlusu ilan edildi. Yankı odası, dezenformasyon gibi kavramlarla bu mecraların demokrasiye ve ifade özgürlüğüne tehdit oluşturabileceği söylenmeye başlandı ve yine aynı liberal mantık içerisinde buna karşı teknik önlemler alınması için çalışmalara başlandı.

Bu siyasi mantık, aşırı sağın güçlenmesini, komplo teorileri ve sahte haberlerin yaygınlaşmasını, 2008 yılında başlayan ekonomik krizin politik bir çıktısı olarak okumak yerine, teknik bir aksaklık olarak ele alır, bu aksaklıklara yine teknik çözümler icat etme peşinde sürüklenirken, günümüze geldiğimizde, “faşizm geliyor” çığlıkları atmaya başladılar. Siyaset ve teknoloji konusunda neden-sonuç ilişkisini yanlış kurdukları için, gerçekte ne olup bittiğini ancak Trump’ın ikinci zaferiyle, Musk’ın tekno-faşist distopyasıyla burun buruna gelince anlayabildiler.

Dünyanın gitgide daha sağa kayması, faşist hareketlerin güçlenmesi, nefret söyleminin ana akımlaşması sosyal medyanın değil 2008 krizine ve onun sonrasında kısa dönemli de olsa ortaya çıkan sol siyaset potansiyeline karşı verilen gerici tepkinin bir sonucuydu. Bu tepki sosyal mecraları, genel olarak kullanıcılar üzerinden, biçimlendirirken, geldiğimiz aşamada, sahiplik yapısı itibariyle de bu platformların daha karanlık bir evreye girdiğini söyleyebiliriz.

Örneğin, Musk’ın Twitter’ı satın alıp onu X’e çevirmesinden sonra bu platformun daha da beter hale geldiği açık. Musk, Twitter’ı satın alırken ikili bir amaçla yola çıktı. İlk olarak bu platformun sahip olduğu politik gücü ele geçirmek istiyordu. Küresel ölçekte politik meselelerin konuşulduğu başlıca mecra olmasının yanı sıra, siyasi aktörlerin hemen hemen hepsinin sözünü söylemek için burayı tercih etmesi platformu çekici kılan etmenlerdi. Diğer yandan ise, Musk bu platformu kâr eden bir marka haline getirmek istiyordu. Yönetimi ele geçirdiği günden itibaren bu yolda attığı adımlar, platformun yapısını önemli ölçüde değiştirdi. Hatta bu uğurda CEO’luk görevinden de feragat etti.

Musk’ın platformun ismini ve logosunu değiştirmesindeki en büyük motivasyonu, Twitter’ın elinde tuttuğu politik gücü korurken, diğer yandan mikroblog ile sınırlı olmayan, birçok başka özellikle donatılmış bir süper uygulama yaratmak istemesiydi. Özellikle finansal özelliklerle donatılmış bu uygulamayı kurgularken, aklında Çin’in “her şeyin uygulaması” olarak tanımlanabilecek WeChat örneği vardı.

Yani, uzun yıllar Çin’i sansür ve yasakçılıkla eleştirip kendilerini özgürlük savaşçısı ilan eden ABD’li seçkinler, günün sonunda sansür ve gözetimle özdeşleşmiş WeChat’i ve bunu yaratan Çin’in iletişim politikalarını rol model olarak önlerine koyuyorlardı. Bütün bunlara rağmen X, Musk’ı memnun edecek düzeyde kâr eden bir yapıya kavuşamadı ve halen finansal sorunlarla baş etmeye çalışıyor.

Diğer yandan Musk, 2024’teki ABD başkanlık seçimlerinin de vesilesiyle, Twitter’ın politik olarak kendi politik çıkarlarına daha elverişli hale getirilmesi için hızlıca harekete geçti. Öncelikle, kendisine ve politik projesine sorun çıkarabilecek binlerce çalışanın işine son verdi. Bunu, resmî olarak duyurulmayan, ancak iletişim bilimcilerin ve yazılımcıların kuşkularıyla gündem olan gizli algoritma değişiklikleri izledi. Akademisyenler Mark Andrejevic ve Timothy Graham’ın araştırmasına göre, Musk’ın Trump’a desteğini açıklamasının ardından Musk’ın gönderilerinin öncesine göre %138 daha fazla görüntülenme ve %238 daha fazla retweet aldığı tespit edilmiştir. Artık Musk’ın gönderileriyle karşılaşmadan X’i kullanmanın bir olanağı yok gibi. Ayrıca, Kaliforniya Üniversitesi’nin araştırmasına göre ise Musk’ın platformu satın almasının ardından X’te üretilen nefret söyleminin %50 oranında arttığı da gözlemlenmiştir.

Ancak Musk bununla da yetinmiyor. Geçtiğimiz günlerde attığı bir tweetle, “daha bilgilendirici ve eğlendirici içeriği teşvik etmek” için kapsamlı bir algoritma değişikliğine gideceklerini duyurdu. Kullanıcıların uygulamada daha fazla zaman geçirmesini ve “pişmanlık duyulmayan kullanıcı süresini” artırmayı hedeflediklerini söyleyen Musk için bilgilendirici içeriğin kadın, göçmen ve LGBT+ düşmanlığı, komplo teorileri, sahte haberler, nefret söylemi, aşağılayıcı memler olduğu açık.

X’in güncel durumu, bütün dünya halkları için ciddi tehlikeler barındırıyor. Bu sadece tekno-faşist bir kapitalistin bu platforma çökmesiyle de alakalı değil. Faşizan hareketlerin dünya çapında güçlerini artırması, daha örgütlü veya irtibatlı hale gelmeleri, bilhassa Trump’ın ikinci zaferiyle birlikte daha özgüvenli bir siyasete doğru ilerlemeleri ile alakalı. Yani, Musk kendi kişisel fantezilerini ve distopik fikirlerini yaymak için değil bu faşizan/otoriter siyasetin dünya çapında güçlenmesi için kullanacak bu platformu. Metin Cihan’ın X hesabının Türkiye’de erişime kapatılması bu konuda bir fikir verebilir belki.

Üstelik bu karanlık X ile de sınırlı değil. Amazon’un kurucusu Jeff Bezos’tan, Meta CEO’su Mark Zuckerberg’e, Apple CEO’su Tim Cook’tan ve Google CEO’su Sundar Pichai’ye, faşist liderler Meloni’den, Orban’a, Milei’ye, Farage’a kadar Trump’ın yemin törenindeki hazırun tek meselenin Musk olmadığını anlatıyor sanırım.

Kısacası, önümüzde karanlık bir dönem şekilleniyor. Dünya çapında gelişen bu karanlığa, solun enternasyonal bir düzeyde bir cevap üretmesi elzem hale geliyor.