Fener’i ‘izlemek’ mi geçmek mi?
Ha şu maçta ha bu maçta takılacak diye beklerken, aldı başını gidiyor Fenerbahçe. Diğer takım taraftarlarından Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi’ndeki başarısını küçümseyenler var mı acaba?...
Ha şu maçta ha bu maçta takılacak diye beklerken, aldı başını gidiyor Fenerbahçe. Diğer takım taraftarlarından Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi’ndeki başarısını küçümseyenler var mı acaba? Ama eğer “Fenerbahçe’nin yerinde keşke benim takımım olsaydı” diyorlarsa o vakit demekki sarı-lacivertliler çok büyük bir başarı yakalamış. Bu mevzuda topu özellikle Cimbomlulara atıyorum çünkü onlar hâlâ daha “Kupa bizim müzemizde” diyor. Öyle diye diye 8 yıl geçti. Bu sürede de Fener geldi yakaladı ve geçmek üzere. Fenerbahçe yarı finale kalırsa kazanımları açısından UEFA Kupası kazanmış kadar olacak. Ötesi zaten rüyaların en büyüğü... Beşiktaş, hiç kimsenin, -tıpkı bugün Fenerbahçe’ye olduğu gibi- inanmadığı bir zamanda Londra’da 2-0 dize getirmişti Chelsea’yi. Yani Fenerbahçe Londra’da tur atlarsa hiç şaşırmam.
Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören her maçta vaziyet kötü gidiyorsa yerini değiştirip uğur yayıyor ya, sarı-lacivertlilerin uğuru da galiba kendi kalesine gol atmak. Bir de Semih olsa gerek. Altyapıdan gelen Semih, sanki takımın bereketi. Real’in Raul’ü neyse Fener’in Semih’i de odur. O nedenle Fenerbahçe ne yapıp edip, Semih’in gönlünü hoş tutmalı. Zira Semih Beşiktaş maçından sonra “avukatım” ile başlayan cümleler kurarak sinyal verdi ayrılığa dair. Zaten Kasımpaşa’ya attığı golden sonra gidip yedek kulübesine oturması da apaçık bir mesajdı.
Beşiktaş’ın Fenerbahçe’den eksiği nedir diye soranlara sadece “Semih”, daha doğrusu “özkaynaktan gelmiş bir evlat” olduğunu söylemek kafidir. Velâkin Beşiktaş’ın eksikliğini gediğini kapatabilmesi için bir değil, en az 3-4 “evlat” lazım.
Çünkü siyah-beyaz bünye bunu gerektiriyor. Bu yılki takımda bunun nüveleri atıldı. Seneye Serdar Özkan’a Mehmet Sedef ve Batuhan da tam randımanlı olarak eşlik ederse, takıma bir “ruh” eklenir sanırım. Bu ruh meselesini daha evvel de dile getirmiş ve aday olarak da İbrahim Akın’ı göstermiştim. Ne var ki Akın, özellikle sağlık sorunları nedeniyle bir türlü intibak edemedi. Büyük takımdaki baskı da eklenince siyah-beyazla yaptığı nikâh bozuldu. “Beşiktaş gönderdiğine pişman olmuştur, bakın Belediye’de nasıl çalışıyor” falan demem. Zira, Belediye’de iyi oynamasının temel nedeni boş tribünler ile yönetici-idareci baskısının ve beklentilerinin düşük olmaması. Orada hani futbolcular gerçekten “spor” olsun diye oynuyor sanki. Bir bakıma rehabilitasyon merkezi. Bakınız Necati Ateş de orada kendini buldu; oysa Ankaraspor’da yitip gidiyordu neredeyse.
Evet, Beşiktaş kendi Semih’ini bulmalı. Ve Beşiktaş kendini de bulmalı. Dinginleşmeli. “Kazanmaktan başka yol” yok sendromundan kurtulmalı. Geçen hafta, Fenerbahçe’ye karşı sakin olmalı ve beraberliğin de iyi bir sonuç olduğunu düşünmeli diye burada top sektirdim. Ancak Beşiktaş yine “tek yol kazanmak” diyerek kanının son damlasına kadar savaştı. Beraberliği bulana kadar sıtkı sıyrıldı. Biraz soluklanayım derken de 2. golü yedi ve kolu kanadı da böylece kırıldı. Çünkü beraberliği bulmak için o kadar didindi ki bir kez daha eşitlik için ne gücü kaldı ne de motivasyonu. Rakipse ihtiyaç halinde elini kolunu sallaya sallaya gelip golünü atar havasındaydı...
Sadece galibiyete kilitlenip de ne oldu yani. Ligde Metin-Ali-Feyyaz’ların sağladığı üstünlük kaybedildi. “Beşiktaş Fenerbahçe’yi her zaman yener” yollu psikolojik üstünlük yitirildi.
Galatasaray’ı Avrupa’nın kralı yapan “yenemiyorsun yenilme” felsefesi, Ersun Yanal’ı yok olmaya mahkûm eden ise “saldır ve saldır”dı.
“Fenerbahçe iyi durumda, bu şartlarda beraberlik de iyidir” deseydi Beşiktaş ve en azından maçı bu şekilde bitirseydi puantajda bugün daha avantajlı olmaz mıydı?
Hedefi büyük olan bütün kulüplerin, Fenerbahçe’nin gidişatında, olumlu veya olumsuz öğreneceği çok şey var. Fener’i “izlemek” istemiyorlarsa, öne geçmek için bünyelerine uygun şerbetler vermek zorundalar!
Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören her maçta vaziyet kötü gidiyorsa yerini değiştirip uğur yayıyor ya, sarı-lacivertlilerin uğuru da galiba kendi kalesine gol atmak. Bir de Semih olsa gerek. Altyapıdan gelen Semih, sanki takımın bereketi. Real’in Raul’ü neyse Fener’in Semih’i de odur. O nedenle Fenerbahçe ne yapıp edip, Semih’in gönlünü hoş tutmalı. Zira Semih Beşiktaş maçından sonra “avukatım” ile başlayan cümleler kurarak sinyal verdi ayrılığa dair. Zaten Kasımpaşa’ya attığı golden sonra gidip yedek kulübesine oturması da apaçık bir mesajdı.
Beşiktaş’ın Fenerbahçe’den eksiği nedir diye soranlara sadece “Semih”, daha doğrusu “özkaynaktan gelmiş bir evlat” olduğunu söylemek kafidir. Velâkin Beşiktaş’ın eksikliğini gediğini kapatabilmesi için bir değil, en az 3-4 “evlat” lazım.
Çünkü siyah-beyaz bünye bunu gerektiriyor. Bu yılki takımda bunun nüveleri atıldı. Seneye Serdar Özkan’a Mehmet Sedef ve Batuhan da tam randımanlı olarak eşlik ederse, takıma bir “ruh” eklenir sanırım. Bu ruh meselesini daha evvel de dile getirmiş ve aday olarak da İbrahim Akın’ı göstermiştim. Ne var ki Akın, özellikle sağlık sorunları nedeniyle bir türlü intibak edemedi. Büyük takımdaki baskı da eklenince siyah-beyazla yaptığı nikâh bozuldu. “Beşiktaş gönderdiğine pişman olmuştur, bakın Belediye’de nasıl çalışıyor” falan demem. Zira, Belediye’de iyi oynamasının temel nedeni boş tribünler ile yönetici-idareci baskısının ve beklentilerinin düşük olmaması. Orada hani futbolcular gerçekten “spor” olsun diye oynuyor sanki. Bir bakıma rehabilitasyon merkezi. Bakınız Necati Ateş de orada kendini buldu; oysa Ankaraspor’da yitip gidiyordu neredeyse.
Evet, Beşiktaş kendi Semih’ini bulmalı. Ve Beşiktaş kendini de bulmalı. Dinginleşmeli. “Kazanmaktan başka yol” yok sendromundan kurtulmalı. Geçen hafta, Fenerbahçe’ye karşı sakin olmalı ve beraberliğin de iyi bir sonuç olduğunu düşünmeli diye burada top sektirdim. Ancak Beşiktaş yine “tek yol kazanmak” diyerek kanının son damlasına kadar savaştı. Beraberliği bulana kadar sıtkı sıyrıldı. Biraz soluklanayım derken de 2. golü yedi ve kolu kanadı da böylece kırıldı. Çünkü beraberliği bulmak için o kadar didindi ki bir kez daha eşitlik için ne gücü kaldı ne de motivasyonu. Rakipse ihtiyaç halinde elini kolunu sallaya sallaya gelip golünü atar havasındaydı...
Sadece galibiyete kilitlenip de ne oldu yani. Ligde Metin-Ali-Feyyaz’ların sağladığı üstünlük kaybedildi. “Beşiktaş Fenerbahçe’yi her zaman yener” yollu psikolojik üstünlük yitirildi.
Galatasaray’ı Avrupa’nın kralı yapan “yenemiyorsun yenilme” felsefesi, Ersun Yanal’ı yok olmaya mahkûm eden ise “saldır ve saldır”dı.
“Fenerbahçe iyi durumda, bu şartlarda beraberlik de iyidir” deseydi Beşiktaş ve en azından maçı bu şekilde bitirseydi puantajda bugün daha avantajlı olmaz mıydı?
Hedefi büyük olan bütün kulüplerin, Fenerbahçe’nin gidişatında, olumlu veya olumsuz öğreneceği çok şey var. Fener’i “izlemek” istemiyorlarsa, öne geçmek için bünyelerine uygun şerbetler vermek zorundalar!


