Festivalin gücü gençlikte: Perde dayanışmayla kapanacak
13. Uluslararası İzmir Tiyatro Festivali, “Sahne Gençlerin” temasıyla bu yıl da gönüllülerden bağımsız tiyatrolara, uluslararası topluluklardan mahalle seyircisine uzanan güçlü bir dayanışma hattı kurdu. Festival komitesi, gönüllüler ve ekipler festivalin ruhunu anlattı.

İlayda SORKU
Uluslararası İzmir Tiyatro Festivali bugün saat 20.00’de Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi’nde sahnelenecek Hatırla Ey Peri oyunu ile tamamlanacak. TAKSAV tarafından düzenlenen ve bu yıl “Gençlik” temasıyla gerçekleşen festival, 27 Kasım’dan 7 Aralık’a kadar Türkiye’nin çeşitli şehirlerinden ve yurt dışından ekipleri İzmir’de buluşturdu.
Festival boyunca 28’i aşkın oyun, atölyeler, söyleşiler ve özel etkinlikler kentin dört bir yanında sahnelendi. Festival komitesi, TAKSAV gönüllüleri ve tiyatro ekipleri, 13. Uluslararası İzmir Tiyatro Festivali’ni BirGün’e değerlendirdi. Festival Komitesi adına sorularımızı yanıtlayan Bornova Belediyesi Sanat Koordinatörü Polat İnangül, gönüllülere, bağımsız ekiplerden uluslararası topluluklara kadar uzanan geniş bir kesim festivalin “direngenlik” ruhunu anlattı. İnangül, “Sahne gençlerin” şiarının ortaya çıkışını şöyle açıkladı: “Bu yılki temamızı ‘Sahne Gençlerin’ olarak belirlerken, aslında tek bir kıvılcımdan değil, yıllardır biriken bir umuttan yola çıktık.
Fikrin oluşum sürecine bakacak olursak, öncelik, gençliğin değişim olduğuna dair inancımızdır. Gençlerin, kampüslerde ve sokaklarda direngenliği ve aydınlığa olan inancı bize ilham verdi. Biz de ‘sahne gençlerin’ diyerek, onların bu sesine yankı olmak istedik. Aynı zamanda, umudu diri tutma arzumuz da bu temanın oluşmasının nedenlerinden biridir. Gençliği sadece meydanlardaki coşkuyla değil, sanatın estetiği ve yaratıcılığıyla da görünür kılmak istedik.”
YILIN KELİMESİ “DİRENGENLİK”
Festivalin genel değerlendirmesinde yılın ruhunu “direngenlik” olarak tarif eden İnangül, “Bu seneyi tek bir kelimeyle özetlemek gerekirse, o kelime ‘direngenlik’ olurdu… Hem yurt içinden hem yurt dışından gelen ekiplerin çeşitliliği, İzmirlilerin gösterdiği ilgi, bize sadece oyunların sergilendiği değil; aynı zamanda kente, sanata ve yaşama dair umudun tazelendiği bir dayanışma mevsimi olduğunu gösterdi. Zorluklara rağmen perdenin kapanmadığını, gençlerin sözüyle sahnenin daha da aydınlandığını görmek, bu yılın en büyük kazancı diyebiliriz” şeklinde konuştu. Öte yandan İzmir’in festival için güçlü bir zemin sunduğunu belirten İnangül, “İzmir… Farklı seslerin en az kısıldığı, ‘öteki’nin en çok kucaklandığı şehirlerden biri. Bu yıl ‘Sahne Gençlerin’ derken, gençlerin o isyankâr, sorgulayan ve bazen de rahatsız eden sözlerini sahneye taşıyabildiysek, bunda İzmir izleyicisinin yeniliğe açık oluşunun payı büyüktür. Şehrin demografisi bizim geleceğe bakışımızla birebir örtüşüyor. Kısacası İzmir; aydınlık yüzüyle, umudu besleyerek bize eşsiz bir zemin sunuyor” dedi.

DİNAMİKLEŞTİ
Festivalin dönüşümüne dair de konuşan İnangül, “Bugün geriye baktığımda tiyatro festivalinden ziyade, kentsel bir geleneğe dönüştüğünü görüyoruz… Artık sadece salonlarda değiliz; sokak performansları, atölyeler ve söyleşilerle tiyatroyu hayatın her alanına yayıyoruz. Bugün İran’dan İtalya’ya, Fransa’dan Paraguay’a kadar pek çok tiyatro ekibini ağırlıyoruz. Artık Festival, İzmirli sanatseverler için dünyadaki tiyatro eğilimlerini takip edebilecek bir pencereye dönüştü. Belki de en kıymetli dönüşüm 13 yıl önce bir avuç insanla başladığımız bu çabada, bugün yüzlerce genç gönüllünün emeğinin olması. Festival büyüdükçe hantallaşmak yerine, gençlerin katılımıyla daha da dinamikleşti” şeklinde konuştu. Öte yandan bu büyümenin yükü ise kolay olmadı. İnangül, 13 salona yayılan festivalin zorluklarına ilişkin, “13 farklı salon demek, bizim için aslında aynı anda 13 ayrı festival yönetmek gibi… Bir salonda perde açılırken, diğerinde dekor kuruluyor… Bu trafiği yönetmek oldukça titizlik istiyor. Elbette işin bir de ekonomik boyutu var. Ancak biz bu zorlukları göze alarak ‘merkezi’ bir festival yapmayı reddettik. Çünkü amacımız, tiyatroyu sadece şehir merkezindeki belli bir kitlenin ayağına getirmek değil; İzmir’in farklı mahallelerine de sanat taşımaktı. Tüm bu yorgunluklar, seyircinin gülümsemesiyle, yerini hoş bir huzura bırakıyor” ifadelerini kullandı. Destekler konusunda da sürdürülebilirliğin ancak kolektif dayanışmayla mümkün olduğunu belirten İnangül, sözlerini şöyle tamamladı: “Belediyelerin ve kurumların sunduğu destekler festivalin iskeletini ayakta tutmamızı sağlıyor… Ancak festivali yarına taşıyan asıl güç, bu kolektif dayanışma ruhudur.”
SEYİRCİYLE KURULAN BAĞ
Festivalde yer alan tiyatro ekipleri de sahnedeki karşılıklarını anlattı. Mümkün Dünyalar adlı oyunla seyirci karşısına çıkan Asmalı Sahne, temanın slogandan ziyade sahnenin yeni heyecanlara açıldığı bir alan olduğunu aktardı. Ekip tarafından yapılan açıklamada, “Tiyatronun canlı kalabilmesi için gençlerin özgün diline ihtiyaç vardı bu festival sayesinde karşılandığını düşünüyoruz. Festival seyircisiyle kurduğumuz bağ ise oyunun enerjisini bambaşka bir yere taşıdı. Bu enerji sayesinde, hikayenin daha da derinleştiğini fark ettik. Kadronun büyük ölçüde genç ekiplerden oluşması festivali daha dinamik bir yapıya taşıdı. Bu dinamik yapı sayesinde dayanışmayı artıran bir ortam oluştu. Bu sayede bizler de kendimizi daha rahat ifade edebildiğimizi fark etti” denildi.
NEFES ALMA ALANI
Oyunlarının festivaldeki karşılığının kendilerini mutlu ettiğini belirten Asmalı Sahne ekibi, “Hem oyundan önce aldığımız destek hem de oyundan sonra seyirciden aldığımız geri dönüşler sayesinde oyunun ulaşmak istediği noktaya vardığını hissettik. Türkiye’de bağımsız tiyatrolar için bu tarz festivaller bence nefes alma alanı. Yeni seyirciye ulaşma, farklı ekiplerle temas etme, üretimi görünür kılma fırsatı sağlıyor. Özgür bir ifade alanı oluşturuyor ve özellikle sürdürülebilirlik açısından bağımsız tiyatrolar için çok değerli bir kapı aralıyor” ifadelerine yer verdi.

“SEYİRCİ MESELEYE İLGİLİ”
Abdullah Konuş! adlı oyun ile seyirciyle buluşan Arçura Tiyatro ekibi ise, BirGün’e yaptığı açıklamada şu sözlere yer verdi: “İzmir seyircisi ile karşılaşmak bizim için önemli bir adımdı. İstanbul ve Ankara da oynadıktan sonra İzmir seyircisi ile buluşmak ve onların takdirini kazanmak bizi çok mutlu etti. Oyuna dikkat kesilen, sahnedeki niyeti, fikri gerçekten duymak isteyen bir seyirci karşımızdaydı. Oyuna karşı ekibin bakışının seyirci ile ortaklaştığını oyunun her anında hissettik. Oyuna karşı yaklaşımlarının doğallığı ve oyun sonrasında geçen sohbetler esnasında gösterdikleri heyecan ile oyunun hem estetik diline hemde anlatmak istediğimiz meseleye seyircinin çok ilgili olduğunu hissettik. Bu da bize sahnede daha büyük bir rahatlık, daha organik bir akış sağladı. İzmir’de aldığımız reaksiyon, oyunun ruhunu pekiştiren, bize ‘doğru yerdeyiz’ duygusu veren bir etki bıraktı.” Öte yandan Arçura Tiyatro ekibi temayı, “‘Sahne Gençlerin’ teması, açıkçası gençlikliğin bu kadar görmezden gelinilmeye çalışıldığı bu dönemde sadece bir tema değil. Bizim için bu daha çok yeniliğe, cesarete ve denemeye ayrılan alan demek. Genç ekiplerin ve onların üretimlerinin sahnede yer bulabilmesi ve üretimin doğrudan seyirci ile buluşması en önemli unsur. Yaratıcılığın ve yeniliğin getirdiği enerjinin festivalin ana itici gücü olduğu bir atmosfer. Bu tema, bugün sanat üretiminin genç ekipler için ne kadar zor olduğunu, dayanışmanın ve paylaşmanın gençliğin sesini duyurması için ne kadar önemli olduğunun gösterilmesinde önemli bir adım oldu” ifadeleriyle değerlendirdi. “Festivalin genç gönüllüleri ile konuşmak, onların festivaldeki varlığı bizim için çok kıymetli oldu” diyen Arçura Tiyatro ekibi, İzmirli seyirciye ilişkin ise şu değerlendirmede bulundu: “Seyircinin oyuna temas eden noktaları görmesi, sahnedeki atmosferle bağ kurması bizi çok sevindirdi. Hem oyun sonrası geri dönüşlerde hem de festival ekibinin paylaşımlarında, niyetimizin ulaştığını hissettik. Beklediğimiz tepkiyi aldık.”
VAR OLMA İMKANI
Festivalin özellikle genç sanatçılar için çok kritik bir alan yarattığını belirten ekip, “Şu an çoğumuz mekânsızlık, finansal sürdürülebilirlik, üretim için kaynak eksikliği, görünürlük sorunu ve yoğun rekabet gibi birçok yapısal engelle mücadele ediyoruz. Genç ekiplerin kendi dillerini kurması, risk alabilmesi ve seyirciyle buluşabilmesi çoğu zaman yalnızca bu tür dayanışmacı platformlar sayesinde mümkün olabiliyor” dedi. Son olarak “Festivalin sunduğu sahne, bizim için sadece bir oyun gösterme fırsatı değil, aynı zamanda birbirimizden beslenebileceğimiz, yeni üretim modelleri geliştirebileceğimiz, birlikte güçlenebileceğimiz bir buluşma zemini” ifadelerine yer veren Arçura Tiyatro ekibi, açıklamalarını şu çağrıyla sonlandırdı: “Bugünün koşullarında genç sanatçıların nefes alabileceği, sesini duyurabileceği ve kendi estetik arayışını sürdürebileceği alanlar giderek daralırken, bu festivaller bağımsız tiyatrolar ve genç yaratıcılar için bir tür dayanışma, görünürlük ve var olma imkânı sunuyor. Umarız bu alanlar artarak çoğalır ve İzmir festivalinin yaptığı gibi başka şehirler ve yerel yönetimler de bu dayanışmanın birer parçası olurlar.”

GÖNÜLLÜLERİN GÖZÜNDEN
Bu yıl festivalde görev alan gönüllüler de, içerden deneyimlerini aktardı. TAKSAV gönüllüsü Defne Yüksel, “Sanatla beslenen ve tiyatroya ilgi duyan çok güzel insanlarla tanıştım. Hatta bu güzel insanların bir kısmı dünyanın farklı yerlerindendi. Farklı dilleri konuşan insanların sanat sayesinde aynı dili konuşmaya başlaması sanatın gücünün göstergesidir fikrimce. Kısaca bu festival bana bu güzel insanları tanıttı ve hiç çalmadığım o kapıyı benim için açtı” dedi. Yüksel, festivalin en unutulmaz anını ise şöyle aktardı: “İran Oynar Tiyatro Topluluğu’nun sergilediği Antigone oyunundan sonra yaptıkları cana yakın konuşma içimi ısıtmıştı. Burada sergiledikleri oyun sayesinde İzmir’i daha yakından tanıdıklarını ve bambaşka bir coğrafyadan gelseler de bizimle aynı duyguları taşıdıklarını gördüm. Bizimle aynı heyecan, aynı heves ve tiyatro sevgisiyle buraya kadar geldiklerini gördüm. Ve en önemlisi sanatın tüm dünyayı birleştirebilecek bir barış dili olduğunu gördüm.” Son olarak festivalin gücünün gençlikten ve yardımlaşmadan geldiğini belirten Yüksel, “Hangi yaşta olursa olsun genç kalan insanlarla yardımlaşarak yapılan her çalışma başarıyı da beraberinde getirir” dedi.
BAĞIMIZI GÜÇLENDİRDİ
Bir diğer gönüllü Ali Kemal Şahin de, “Bu yıl hazırlıkların başladığı ilk günden festivalin son anına kadar yoğun tempolu, heyecan verici ve farklı deneyimlerle dolu geçti. Bu süreçte hem çok şey öğrendim hem de çok iyi arkadaşlıklar edindim. Tiyatro ekipleri ile tanışma fırsatım oldu ve onların deneyimlerinden faydalandım ayrıca ilgi alanları benimle benzer olan insanlarla aynı ortamda olmak dertlerimizin de aynı olması birbirimizle bağımızı ve dayanışmamızı güçlendirdi” şeklinde konuştu. İzmir seyircisinin ilgisini değerlendiren Şahin, “Görev aldığım oyunlarda dengesiz bir dağılım gözlemledim. Bazı oyunlarda katılım yoğunken bazı oyunlarda ise düşüktü. Tabi ki duyuruların yoğunlaştığı yerlere, sahnelerin konumlarına ve hava koşullarına göre değişiyor. Tabi tiyatro festivalinin amaçlarından biri hiç tiyatronun gitmediği bölgelere ve mahallelere de tiyatroyu götürebilmek. Bu bölgelerde gelen izleyicilerden çok iyi dönüşler alıyoruz. Genel olarak festivalin kendine ait bir izleyici kitlesi hep var ve önümüzdeki festivallerde daha da artması için gerekli çalışmaları yapacağız” dedi.
ORTAK DERTLER VAR
Festivaldeki oyunların çoğunun ücretsiz olduğuna dikkat çeken Şahin, “Ücretsiz onlarca oyunun festivalde yer almasının izleyicileri çok mutlu ettiğini gördük ve bununla ilgili olumlu geri dönüşler aldık. Zaten ücretsiz oyunlara gençlerin katılımı çok daha fazlaydı” ifadelerini kullandı. “Bence festival gücünü dayanışma, kolektif çalışma, sanatın gücüne olan inanç, duyarlılıktan ve iyilikten alıyor” diyen Şahin, konuşmasını şöyle tamamladı: “Buradaki insanlar herhangi bir ücret almadan çalışıyor ve başka yerlerde ücretsiz bir şekilde bu kadar büyük bir festivalin gerçekleşmesi mümkün değil. Bunun arkasında bazı ortak dertlerin ve inanmışlıkların olması gerekir. Sürekli birbirimiz ile yardımlaşıyor aynı şeye üzülüyor aynı şeye seviniyoruz. Yani bizi ortaklaştıran duygular ve dertler var. Onları iyi niyetimizle çözmeye çalışırken hiçbirimiz yalnız kalmıyoruz. Burada herhangi bir hiyerarşi yok, alt-üst ilişkisi yok. Herkes istediği ve yapabileceği görevleri alıyor ve elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Bu da bizi güçlü kılıyor.”
***
28. ULUSLARARASI ANKARA TİYATRO FESTİVALİ
TAKSAV tarafından düzenlenen 28. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali de 21 Kasım – 01 Aralık tarihleri arasında “Yaşanılabilir Bir Dünya İçin Sanat” teması ile gerçekleştirildi.
Festival kapsamında İran ve KKTC’den oyunlar ile Ankara, Balıkesir, Bolu, Denizli, Diyarbakır, İstanbul, İzmir ve Kocaeli’nden toplam 28 oyun sahnelendi. Festivali toplam 5 bin 500 Ankaralı tiyatrosever izlerken, 1500 kişi ilk kez tiyatroyla ücretsiz olarak buluşturuldu. Festival, Ankara Büyükşehir, Çankaya ve Etimesgut Belediyeleri’nin katkılarıyla; başta TMMOB, TTB, KESK, BirGün Gazetesi, Mülkiyeliler Birliği ve ODTÜ Mezunlar Derneği olmak üzere birçok kurumun desteğiyle gerçekleştirildi.
TAKSAV Ankara Tiyatro Festivali Komitesi’nden Yılmaz Eren, 28. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’ni şu sözlerle değerlendirdi:
“TAKSAV, başka bir hayatı mümkün kılmak için insanları bilim, sanat, siyaset alanlarında yaratıcılığı ön planda tutan, dayanışma ruhunu temel alan bir anlayışla birleştirmeyi amaç edindi. TAKSAV, gücü kadar üreten, ürettiğini paylaşan, ihtiyacı kadar tüketen insanlara ve onun devrimci yoluna inananların vakfı.”


