Google Play Store
App Store

Fizik ve felsefe, evrenin ve insanın kaotik dansını anlamak için birbiriyle iç içe geçen iki mercek gibidir. Fizik, doğanın yasalarını çözümlerken, felsefe bu yasaların insan varoluşuna ne söylediğini sorgular.

Fizik hayata dair ne söyleyebilir?

Doğayı anlamak için fizikçi oldum. Zaman ilerledikçe fark ettim ki bakış açım biraz sığ kalıyor. Hayatı ve insanı anlama konusunda yardımcı olur diye felsefe eğitimine başladım. Her yeni şey öğrendiğimde, kucağında tuttuğun su dolu kovadan bir tas su boşalıp yükün hafifleyeceğini sandım, ama tam tersiymiş. Anladığın ve öğrendiğin her yeni şey, aslında tam olarak anlamadığını fark ettiğin bir tas su olarak kovaya ekleniyormuş. Doğa yasaları bir insana nasıl bir hayat felsefesi ve anlayışı sunabilir ara ara düşünürüm. Bu yazımda, entropi br kaos üzerinden “Fizik hayatla ilgili bana neler söylüyor?”, buna biraz değinmek istiyorum. Korkmayın! Kuantum yaşam koçları gibi bilim manipülasyonu yapmayacağım.

İlk olarak fizikte en çok yanlış anlaşılan kavramlardan biri olan entropi ile başlamak istiyorum. Sahte bilim guruları, kuantum mekaniğiyle birlikte entropiyi de sıkça kullanır. Böyle birine entropinin birimini sormak cehaletini gözler önüne sermek için fazlasıyla yeterlidir aslında. Entropi kavramını ve sözcüğü ortaya ilk kez 1865 yılında Rudolf Clausius tarafından atıldı. Clausius, entropi kavramını oluştururken Yunanca ‘dönüşüm’ anlamına gelen ‘entropia’ sözcüğünden faydalanmıştı. Clausius’a göre, entropi enerjinin ne kadar yayılmış hale geldiğinin ölçeğidir ve enerji her zaman zamanla daha fazla yayılacaktır. Bu nedenle entropi sürekli artar ki bu da termodinamiğin meşhur ikinci yasasıdır. Entropi aynı zamanda girilebilir mikro durumların sayısıyla ilgilidir. Gazla dolu bir balon düşünün. Fizikte makro durumlar o balonun basınç, sıcaklık, hacim, entropi gibi daha büyük ve gözlemlenebilir durumlardır. Mikro durumlar ise o gaz moleküllerinin sahip olduğu konum ve hız gibi durumlarıdır. Herhangi bir makro durum, mümkün olan trilyonlarca farklı olası mikro duruma sahip olabilir. Yani trilyonlarca gaz molekülünün sahip olduğu mikro durumlardan yola çıkarak ve bunları toplayarak bir balonun basınç gibi makro durumunu elde edebilirsiniz. Hayatı, bir odadaki gaz moleküllerinin hareketine benzetiyorum; her bir gaz molekülü de bir insandır. Gaz molekülleri misali, birbirleriyle sürekli etkileşip, çarpışırlar. Varoluşumuz istatistiksel, rastgele ve kaotiktir. Girilebileceğimiz mikro durumların sayısı zamanla sürekli çoğalır, hayatın entropisi artar. Entropi öyle düzensizlik ve onun çağrıştırdığı olumsuz bir algıdan çok daha ötedir. Entropi hayatta girilebilecek durumların eşsizliği ve zamanla ortaya çıkacak tüm o güzel olasılıklardır. Bu durum bizleri termodinamiğin geçici desenleri yapar.

Biyolojik yaşam aslında bir entropi fabrikasıdır. Güneşten gelen düşük entropili enerji, dünyada daha yüksek entropili enerjiye dönüşerek evrene geri yayılır. Bu arada güneşin merkezinde yüzbinlerce yıl önce oluşmuş ve sadece sekiz dakika önce güneşin yüzeyini terk etmiş bazı fotonların son durağıdır dünya. Sabah gözlerinizi açtığınızda sizde yok olan bu çok özel yaşlı ışık ile uyanırsınız. Her sabahı aydınlatan güneşin ışığı öncekinden farklıdır. Yani Herakleitos’un dediği gibi “Güneş her gün yenidir.” Benzer şekilde tepenizde ışıldayan milyonlarca yıldız da her gece hem yeni hem de eskidir. Dolayısıyla hiçbir şey aynı kalmaz; her şey akış, fark, süreklilik içinde dönüşür. Deleuze’ün dediği gibi yaşam, bir kez verilmiş bir varlık değil, her an yeniden kurulan bir oluşumdur. Her foton, her nefes, her hücre bölünmesi, varlığın kendi kendini yeniden icat etme çabasıdır. Yaşam bu yüzden düzen aramaz; tersine, farkı üretmek için var olur. Evrende olduğu gibi yaşamın anlamı, sabitlikte değil, bu bitmeyen fark yaratımında saklıdır.

Kaos kavramı da yaşama dair güzel bir perspektif sunar. Kaos etimolojik olarak Yunanca “büyük boşluk, uçurum” anlamına gelirken, bu kelime Fransızcada “mutlak düzensizlik hali” anlamına dönüşmüştür. Bu anlamlarından dolayı düzen arayışında olan insan için kaos korkutucudur ve kaçınılması gereken bir durumdur. Düzen ise kısaca, deterministik yapıda meydana gelen sürekli tekrarlarla geleceğin öngörülebileceği bir durumdur. Kaos, başlangıç durumundaki çok küçük bir değişikliğin son durumda çok büyük farklara neden olmasıdır. Bu anlatmak için şu örneği vermeyi çok severim. Yalıtılmış bir ortamda aynı yükseklikten aynı bardakları yere bıraktığınızı düşünün. Yere çarpan her bir bardak kırıldıktan sonra cam kırıkları farklı şekillerde dağılacaktır. Bardakların yapısındaki çok küçük farklılıklar, ortam havasındaki mikro ölçekli değişimler, bardağın düşerken sıcaklığındaki mikro farklar gibi pek çok parametredeki küçük değişimler, tamamen farklı ve öngörülemez cam kırığı desenleri oluşturur. İşte kaos budur. Düzen ve ahenk gördüğümüz güneş sistemimiz bile aslında kaotik bir sistemdir. Her ölçüm mutlaka bir hata barındırdığından asla ilk başlangıç durumlarını tam olarak belirlenemez ve bu da sistemleri doğal olarak kaotik yapar. Kaos evrenin gerçek doğası ve kaçınılmaz bir durumdur. Tıpkı yukarıda bahsettiğim gibi hayatın da kaçınılmaz olarak kaotik bir sistem olması gibidir. “Dans eden bir yıldız doğurabilmesi için, insanın içinde kaos olmalıdır.” der Friedrich Nietzsche. Dinmeyen düzen arayışında helak olmak yerine, tekrar parlamak için kaosu korkusuzca yaşamak gerekir bazen. Düşen kar tanelerini düşünün. Her bir kar tanesi yer yüzüne düşerken farklı yollar izlediğinden asla aynı parametrelere sahip olmazlar ve bu yüzden şekilleri farklı olur. Tıpkı insanın hayat düşüşünde farklı yollarla şekillenip kendi formunu yaratması gibidir bu. Kaos farklılığın ve çeşitliliğin sebebidir.

KAOS YARATICI KAYNAKTIR

Kaos, korkunç bir şey değil; her şeyin içinde gizlenen yaratıcı kaynaktır. Her düzen, yalnızca bir anlığına kristalleşmiş kaostur; sonra yeniden çözülür, yeniden doğar. İnsan da bu kozmik akışın bir yankısıdır. Düşer, kırılır, yeniden biçimlenir. Her yeni başlangıç, kaos ile geçmişin yıkıntılarında filizlenir. Apolloncu ve Dionysoscu doğasıyla insan düzen arayışında olan ama içten içe kaos arzulayan bir canlıdır.

Fizik ve felsefe, evrenin ve insanın kaotik dansını anlamak için birbiriyle iç içe geçen iki mercek gibidir. Fizik, doğanın yasalarını çözümlerken, felsefe bu yasaların insan varoluşuna ne söylediğini sorgular. Felsefe değişimi anlamlandırmaya, fizik ise ölçmeye çalışır. İkisi birleştiğinde ortaya çıkan şey termodinamiğin ve kaosun kesişiminde filizlenen bir kavrayıştır; entropinin yönlendirdiği mikro durumların çokluğunda, felsefenin anlam arayışıyla şekillenen bir evrensel yasa. Belki de hayat, fiziğin diliyle yazılmış, ama anlamını felsefenin sezgisiyle okuduğumuz bir denklemden ibarettir.