Google Play Store
App Store

Türkiye için futbolun 2009-2010 versiyonu başlıyor. Ülkedeki her takım olanakları ölçüsünde transfer yaptı. Yine olanakları ölçüsünde sezon öncesi hazırlık devresi için çeşitli yörelere gitti. Maçlar erken başlayacağı için de...

Türkiye için futbolun 2009-2010 versiyonu başlıyor. Ülkedeki her takım olanakları ölçüsünde transfer yaptı. Yine olanakları ölçüsünde sezon öncesi hazırlık devresi için çeşitli yörelere gitti. Maçlar erken başlayacağı için de bir an önce form tutmaya çalıştı. Kimi oyuncu alımı için milyonlarca lira para harcadı. Kimi bütçesine göre hareket etti. Bazıları da “borç yiğidin kamçısıdır” deyişini düstur edinerek bataklığa gömülmeyi göze aldı. Nasıl olsa pek hesap sorulmuyordu. Hal böyle olunca da ne harcanan paranın, ne de borcun önemi oluyor.
Şimdi bu tablo içinde iki büyük hata göze çarpıyor. Öncelikle “sezon öncesi hazırlık devresi” baştan aşağıya yanlış programlanıyor. Bu programlama iki lig arası boşluğun iyice kısalmasından kaynaklanıyor. Sporcu bir önceki sezonun yorgunluğunu tam anlamıyla üzerinden atamadan yeni sezon hazırlıklarına başlıyor. Bu da oldukça yıpratıcıdır.
Yarışma sporları yüksek seviyede fiziksel ve ruhsal dayanıklılık isteyen etkinliklerdir. Ve, yarışmalar süresince aynı seviyede tutulmaya çalışılmalıdırlar ki, başarısızlık olasılığı azalsın. Bunun sağlanabilmesi içinse; öncelikle dinlence ve sezon öncesi hazırlığın uygulamanın rahatlıkla yapılabileceği bir süreyi kapsaması gerekiyor.
Türkiye de zaten kısa olan bu zaman dilimi, Avrupa Kupası maçları da devreye girince iyice kuşa dönüyor. Bu durumda çalıştırıcılar futbolcularının formunu bir an önce yükseltmek zorunda kalıyor. Çünkü, kaybedilen maçlardan sonra şiddetle eleştiriliyorlar. Hal böyle olunca da ilerleyen zamanlarda normal dışı performans düşüşleri ve onarımı güç sakatlıkları gündeme geliyor. Tabii ki böyle durumlarda da istenmeyen sonuçlar ortaya çıkıyor. (Not: Maç programlarıyla bahis oyunlarının bir ilişkisi olup olmadığını bilemiyorum!)
İkinci soruna gelince:
Oyuncu transferlerinde harcanan onlarca milyon liraların dengesizliğidir. Oyunculara ödenen meblağlar öylesine farklılıklar gösteriyor ki, insan şaşkına dönüyor. Bu durum takımlar arasında haksız rekabet yaratırken, aynı takım içinde de huzursuzluluklara yol açıyor. Bu da takım performanslarını eksi yönde etkiliyor ve ortaya garip garip sonuçların çıkmasına neden oluyor.
Ayrıca, ekonomik alanda oldukça sorunlu dönemler yaşayan bir ülkede, bu kadar büyük paraların çarçur edilmesi de ayıp oluyor.
Oyunculara böylesine büyük bedellerin ödenmesi beraberinde yüksek maliyetli maç izleme zorunluluğunu ortaya çıkarıyor. Ülkemizde çok sayıda insan alt gelir grubunda yer alıyor. Bugün en ucuz maç bileti 50 TL civarındadır. Şifreli kanaldan maç seyretme ise; yaklaşık ayda 60-80 TL dolaylarındadır. Bir de diğer şifreli kanal devreye girince bu gider 120-150 TL seviyelerine çıkıyor. Bu rakamlar fakir insanların çoğunlukta olduğu bir ülke insanı için oldukça yüksektir. (Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor’un Avrupa Ligi maçları başka bir şifreli kanaldan yayınlanınca bu hesap ortaya çıkıyor.) Bu arada bazı takımların geçen yıl aldığı sonuçlar ve lig sıralaması bir destek özelliği mi taşıyor, bilemiyorum?
Velhasıl maçlar başlıyor, bakalım neler görüp yaşayacağız…