Google Play Store
App Store

Bülent Hanım'ın, "Başkasının savaşı, çocuğum olsa göndermem" cümlesinden dolayı soruşturma başlatıldığı...

Bülent Hanım'ın, "Başkasının savaşı, çocuğum olsa göndermem" cümlesinden dolayı soruşturma başlatıldığı gergin zamanlarda;

Erzurum'un Aşkale ilçesinin düşman işgalinden kurtuluşunun 90. yıldönümünde yaşananları yazdı gazeteler. Başbakan'ın, muhtemel tek ayağını kaldırarak, 'kardeşlik' üzerine yaptığı konuşmalara pek de uygun düşmeyen temsili bir oyunda, çocukların korku dolu bakışları arasında, Ermeni milisleri temsil eden oyuncular, içki içiyor, etrafa saldırıyor, bebekleri süngüleyip öldürüyor, imamı asıyorlardı.

Oyunun sonunda, düşmana aman vermeyen yağız Türk gençleri, yetişiyorlardı mazlumun imdadına. Ermenileri öldürüp, 'Türk'ün büyüklüğünü' gösteriyorlardı. Kendinden olmayana düşmanlığın tohumları, çocuk yaşlarda atılıyordu. Çocuk ne görürse onunla büyürdü.

Aynı günlerde, AKP milletvekili Osman Yağ-murdereli, televizyon kanallarından birinin sabah programında türbanı savunuyordu. Genç kızların okuma haklarının, inançları yüzünden ellerinden alınmaması gerektiğini söylüyordu. Konuşmanın en can alıcı yerinde,

"Kızların başının örtülü ya da açık oluşuna kocaları karar verecektir. Koca 'aç' derse başını açacak, kapa derse kapayacaktır."cümlesi döküldü dudaklarından. Genç kızların inancı, insan hakları, giyinme özgürlüğü erkeklerin ağzından çıkacak bir cümlede biterdi, durum ortadaydı...

Spor sayfalarında, 14 sarı, 4 kırmızı kartın gösterildiği kupa maçına dair yorumlar bitmek bilmiyordu. Üstelik maçın hakemi, altı maç ceza almıştı.

Güzel ülkeme dışardan bakanlar için yaşam, her alanda sapla saman karışığı bir bulamaç gibiydi...

Sonra, Avrupa futbolunda Porto'dan sonra en çok Brezilyalı futbolcuya sahip, Kurşunlu Süper Ligimizde oynadığı vasat futbol yüzünden sürekli eleştirilen ülkenin en zengin takımı Fenerbahçe, tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi'nde Sevilla'yı eleyerek son sekiz takım arasına kalmayı başardı.

Maçı anlatan İlker Yasîn'in;

"Bu hakemle hiç kötü sonuç almadık...",

"Müslüman Kanute secdeye yattı...";

"Alex, Keita'yı maymuna çevirdi..."

yorumları kekremsi bir tat kattı maçın havasına. 'Ağlamak istiyorum sayın seyirciler' tadında. Kendi tadımızda. Muhtemel Erzurum'un Aşkale ilçesinde ki gençler pek beğendiler İlker Bey'in bu özlü sözlerini, buram buram ucuz milliyetçilik kokan yorumlarını. Benim ülkemde, futbol denilen güzelim oyun, nicedir şovenist yorumlarda hayat bulmaktaydı.

Kimbilir, belki İlker Bey'e de bir rol düşerdi, bir sonra ki Aşkale'nin düşman işgalinden kurtuluşunun temsilinde...

Maçtan sonra, 'birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz zamanlarda', gecenin bir vaktinde sokaklara döküldü binlercesi. Kimi kornaya basma, kimi havaya sıkma adına. Zaferi kutlama adına. Edirne'den Aşkale'ye. Ertesi gün Türk basınında, keşke 'dilinin kemiği olsa' dedirten futbol yorumcularından 'Ahmet Çakar'm etek giyip giymeyeceği' tartışılmaya çoktan başlanmıştı bile.

Yüksek tirajlı bir gazetede, "Çakar bikini mi giysin, mayo mu?" anketi yayımlandı, meraklısına...

Ve hatta, foto montaj ürünü 'bikinili fotoğrafları', anketin hemen yanında.

Benim ülkemde, nicedir bir maçta efsane, başka bir maçta aynı efsaneden vatan hainleri yaratılırdı.

Futbol duayeni olarak bilinenlerin bile, bir gecede karizmasının çizilmesi işten değildi...

Öyle de oldu zaten, çok bilen çok yanıldı...

Sadece kendinden olanla dost olabileceğine inanmış, sürekli uçlarda yaşayan, gerilim ve hezeyanla beslenenler diyarı güzel coğrafyam. Duvarlarında "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" yazan, ama o sulhu hiç yaşamamış.

Maçın başında hatalı bir gol yiyen kalecisini vatan haini, maçın sonunda aynı kaleciyi 'Ulusal Kahraman' ilan edenlerin diyarı. Her türlü insani duyguyu en abartılı yaşamakla lanetli. Her galibiyette histeri krizine, her mağlubiyette 'cadı avına' çıkmayı gelenek haline getirmiş.

Kim garanti edebilir ki, şimdi kahraman ilan edilen Zico'nun bir sonra ki turda, olası bir yenilgide 'hain' ilan edilmeyeceğini. Ahmet Çakar'm sivri dilinin, bundan sonra törpüleneceğini...

Kim garanti edebilir ki, Yıldırım Demirören'in bundan sonra ki on sene Beşiktaş'ın başında olmayacağını, Sinan Engin'in günün birinde o koltukta oturmayacağını, Cemal Aydın'ın, "taraftar baskısına dayanamadım, yeniden aday oluyorum" demeyeceğini. Kim garanti edebilir ki, hatalı gol yiyen kalecinin, kendi taraftarları tarafından sille tokat dövülmeyeceğini. Canay-dınlı'nın bıraktığı yerden devam etmeyeceğini. Hakkında 29 sene hapis cezası istenen yöneticilerin, futbolda adalet üzerine ahkâm kesmeyeceğini... Dün akşam sokaklarda zafer çığlıkları yankılananların, bir kaç hafta sonra 'kulübü' basmayacağını'...

Kim garanti edebilir ki, gelecek sene bu zamanlarda, Erzurum'un Aşkale ilçesinin işgalden kurtuluşunun 91. yıldönümünde, aynı pespaye görüntülerin yaşanmayacağını...

Kim garanti edebilir ki, İlker Yasin'in buram buram ucuz hamaset kokan yorumlarının artık son bulacağını...

...

Çok bilindik bir cümledir, 'Futbol asla yalnızca futbol değildir', derler Benim ülkem için geçerli.

Ve yine derler ki, "Bir ülkenin futbol sahalarında olup bitenler, o ülkede ki yaşamı yansıtır..."

Bu vesileyle, 'birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde' Fenerbahçe'ye tekrar tebrikler...