Can Ertuna
canertuna@birgun.netGazeteciler Tekno-Oligarklara karşı: Bir Dünya Kongresinden notlar
Çok değil, bundan 10-15 yıl önce bağımsız gazeteciler interneti hâlâ özgürlükle eş anlamlı sayıyordu: Seslerini herkese duyurabildikleri, fırsat eşitliği vadeden bir alan… Bilgi akışı artık Google, Meta, Amazon, Microsoft ve X gibi bir avuç tekno-oligarkın tekelinde. Şimdi yapay zekâ araçlarıyla bu hâkimiyeti derinleştiriyorlar. Bu tablo da dünyadaki gazeteciler için yeni bir ortak gündem yarattı: Tekno-oligarklara karşı direnmek…

Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) bu yılki Dünya Kongresi Viyana’da toplandı.
Tema, özgür medyanın geleceğini savunmaktı. Üç günlük bu buluşma salt bir meslek sohbeti değildi. Zira gazeteciler toplumlarının nabzını tutmakla kalmıyor; onların tanıklıkları, toplumsal ve siyasal gidişatı okumak için pusula niteliğinde.
Gazze’de 230’dan fazla gazetecinin İsrail tarafından öldürüldüğü bir dönemde, güvenlik sorunları ve gazetecilerin yaşam hakkı elbette öncelikli konuydu. Ama yan yana salonlarda tartışılan bir başka tehdit daha vardı: Yapay zekânın dizginsiz yükselişi ve büyük teknoloji şirketlerinin sınırsız gücü.
SİLİKON VADİSİ, TEKNO-FAŞİZM VE OLİGARKLAR
Dünyanın dijital altyapısı artık birkaç devin elinde.
Google, Meta, Amazon, Microsoft, X…
Bu tekelleşme geç fark edilse de bugün küresel ölçekte “ortak tehdit” olarak görülüyor. Üstelik mesele artık sadece arama motorları veya sosyal medya platformları değil. Sam Altman’ın OpenAI’ı gibi yeni teknoloji devleri de kartelin yeni üyeleri olarak sahnede. Sonuç: Bilgi gündelik kullanıcıya bir avuç şirketin filtresinden geçerek ulaşıyor. Böyle bir tabloda da dünyanın dört bir yanından gelen gazeteci ve iletişim uzmanlarının toplantıları, bu tehdidin etrafında şekillendi.
Açılıştaki özel oturuma ana akım iktisatta devletin düzenleyici rolünü savunan Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz’in çağırılması sürpriz değildi. Stiglitz, Silikon Vadisi’nin “dizginsiz inovasyon” ideolojisini hedef aldı. “Her yenilik insanlığa hizmet etmez” dedi. Facebook ve X’in toplumu kutuplaştırarak sattıkları reklamlardan milyarlar kazandığını hatırlattı.
Antik Yunanca’da “azınlığın yönetimi” anlamına gelen oligark kavramı, artık sadece Kremlin’e yakın Rus zenginler değil; Bezos, Zuckerberg, Altman gibi dijital çağın yeni ABD’li lordları için kullanılıyor. Stiglitz de Trump’ın bu oligarkları Beyaz Saray’da tespih taneleri gibi karşısına dizdiği toplantıyı hatırlattı, dünyanın tüm verisinin Google, Microsoft, Amazon gibi şirketlerin bulut sistemlerinde olduğunu vurguladı, “Trump bir gün veriye erişimi kesme talimatı verirse ne olacak?” diye sordu.
Trump yönetimdeyken artık kimse “bu kadar da olabilir mi?” diyemiyor.
Peki bu oligarkların kurduğu sisteme ne isim vermeli?
Gazeteci ve dijital haklar uzmanı Dr. Courtney Radsch, bu düzene bir isim veriyor: Tekno-faşizm. Çünkü teknoloji şirketlerinin çoğunda mutlak karar verici bir yönetici var. Ne denetleniyorlar ne de devrilebiliyorlar. Radsch’e göre Elon Musk, Sam Altman ve benzeri figürler modern çağın “tek kişilik yönetim” örnekleri. Artık bu şirketlerde demokratik bir yönetişim ihtiyacı bile hissedilmiyor. Bu da teknolojinin geleceğini simgesel olarak da toplumsal iradenin dışına taşıyor.
BÜYÜK TEKNOLOJİYİ ISLAH ETMEK MÜMKÜN MÜ?
Columbia Üniversitesi’nden Profesör Anya Schiffrin, “Büyük teknolojiyi ıslah etmek” başlıklı oturumda konuştu. Trump yönetiminin teknoloji devleriyle ittifakını anımsattı:
“Hükümet onların tarafında,” dedi. Bir hatırlatma: Trump, bu yıl Ağustos ayında Birleşik Krallık, İspanya, Fransa ve İtalya gibi ülkeleri, ABD menşeili teknoloji kuruluşlarına dair regülasyon çabalarına yönelik olarak ek vergi ve ithalat kısıtlaması uygulamakla tehdit etmişti.
Almanya ve Brezilya’dan gelen katılımcılar da şirketlerin sınırsız harcama gücüne dikkat çekti: “Yasal düzenleme girişimleri, bu şirketlerin lobi gücüyle yumuşatılıyor” dediler. Dolayısıyla şirketler lobi yaparken Washington yönetimi de hükümetlere baskı yaparak denetleme ve düzenlemelerin önünü kesmeye çalışıyor. Bu şirketler de Trump’ın yemin törenine bağış yapmaktan tutun, Beyaz Saray’ı dönüştürme projesine para akıtmaya kadar siyasetle her türlü etik dışı ilişkiyi açık açık kurmaktan gocunmuyor. Böyle bir iklimde bu şirketleri denetim altına almak ne kadar mümkün?
Avrupa Güvenlik ve İş birliği Teşkilatı (AGİT) gibi kuruluşlar tavsiye niteliğinde çalışmalarla en azından Avrupa’da niyeti, gücü ve olanağı olan karar vericilere ulaşma çabasında. “Yapay zekâ, ifade özgürlüğü ve medya özgürlüğü başlığı taşıyan deklarasyonda öneriler sıralandı: Kullanıcı verilerinin sınırsız toplanması engellenmeli. Yapay zekâ eğitiminde kullanılan içerikler için üreticilere telif ödenmeli. Metinde ayrıca tekelleşmeye karşı çeşitliliğin demokrasi için yaşamsal olduğu vurgulanıyor.
Ancak soru şu: Avrupa Birliği, Trump’ın gölgesinde bu adımları atabilir mi? Büyük teknoloji ıslah edilemezse benzer servisleri Avrupa’da üretme seçeneği de artık masada. Ancak geç uyanışın bedeli ağır. AB, özellikle yapay zekâ alanında ABD ve Çin’in çok gerisinde.
BİR MANİPÜLASYON ARACI OLARAK OTONOM YAPAY ZEKÂ
Yapay zekâ şirketleri milyarlarca dolarlık teknoloji ve altyapı yatırımlarından henüz adam akıllı kâr elde edemiyor. Bu yüzden kullanıcılara abonelik dışında tercihler ve dolayısıyla reklâm pazarlamaları lazım. İşte burada yapay zekânın bir sonraki sürümü otonom araçlar (agentic AI) çalışmaları devreye giriyor.
Bu sistemler sadece komutlara yanıt vermiyor; sizin yerinize düşünüyor, karar veriyor. Ne okuyacağınıza, hangi habere ulaşacağınıza kadar.İlgi alanınızı analiz edip sizi o doğrultuda yönlendiriyor. Ve her tercih, şirket için yeni bir akçeli işbirliği alanı ve reklam geliri demek. Dr. Radsch uyarıyor: “Otonom yapay zekâ bizi dönüştürme, hatta manipüle etme gücüne sahip.”
Artık en doğru içerik değil, en çok kazandıran içerik görünür olacak. Algoritmalar sizi yankı odalarına hapsedecek. Dezenformasyonun dozu, farkında olmadan artacak.
Yapay zekâ araçları haberi üretenden değil, üründen “besleniyor.” Bir gazetecinin emeğini, başka kaynaklarla harmanlayıp kendi ürünü gibi sunuyor. Kaynak göstermiyor; kullanıcı da doğrudan siteye gitmiyor. Gelir, görünürlük, etki… Hepsi erime tehlikesiyle karşı karşıya.
Peki çözüm ne? İçeriğe erişimi kesmek mi? O da işe yaramıyor. Çünkü araçlar ne bulurlarsa onu kullanıyor. Kötü bilgiyle dolu forum ve tabloid haber içerikleri, özgün yanıtlar gibi paketlenip servis ediliyor. Gerektiğinde kaliteyi koruyabilmek için büyük ana akım yayıncılarla telif anlaşmaları yapılıyor. Ama bu kez küçük, bağımsız üreticiler sistemin dışına itiliyor. Bilginin çeşitliliği azalırken çoğulcu kamusal alan da tehdit altında kalıyor.
ÇÖZÜM: SİYASİ İRADE VE TAM SAHA PRES
Almanya Gazeteciler Federasyonu danışmanı Hanna Möllers hatırlatıyor: “Geçmişte de tekelleşmeye karşı yasalar vardı. Basın dünyasında hesap verebilirlik sağlanabiliyordu. Aynı ilkeler dijital alana uyarlanabilir.” Eksik olan yasa değil, irade. Siyasi kararlılık. Kamu yararını gözeten bir vizyon. Teknolojiye yön veren ülkelerdeki mevcut (ya da müstakbel) iktidarların bu sorumluluğu üstlenmesi zor. O yüzden gazetecilere düşen görev net: Okur desteğini arkalarına alıp “tam saha pres”e geçmek. Yoksa tekno-oligarklar sadece haberleri değil, otokratik yönetimler için yurttaş üretme kılavuzlarını da yeniden yazacak.


