Google Play Store
App Store
Gazze’yi insanlık, insanlığı Gazze iyileştirebilir mi?
Fotoğraf: AA

Prof. Dr. Serap ERDOĞAN TAYCAN 

Guillain Barre Sendromu isimli hastalığı hiç duydunuz mu? Hastalığı ilk tanımlayan 1859 yılında Fransız doktor Jena Landry olmuş. Hastalığın ismi ise 1916’da tanısal bulguları belirleyen iki doktordan geliyor Georges Guillain ve Jean Alexandre Barre.

Tıp fakültesi yıllarımda ilk öğrendiğimde bana çok ilginç gelmişti. Bir şey oluyor ve vücudunuzun bağışıklık sistemi yani genel olarak enfeksiyonlara karşı sizi koruyan sistem birdenbire vücudunuzun sinir sistemine saldırmaya başlıyor! Sinir hücrelerinizin etrafında bulunan, sinir iletiminin hızlıca gerçekleşmesini sağlayan bir kılıf olarak tanımlayabileceğimiz bir yapı, kendi bağışıklık hücreleriniz tarafından parçalanıp yok ediliyor. Sonuç, genellikle sırtta, ayaklarda, ellerde başlayıp vücudun üst kısımlarına doğru yayılan kas güçsüzlüğü. Kas güçsüzlüğü deyip geçmemek lazım, kısa bir süre içinde hastalar nefes alamamaya, yürüyememeye başlıyorlar. Hastaların yaklaşık yarısı hızlı müdahale ile tamamen iyileşebilirken, yüzde 6-17’si kaybediliyor ya da ağır sekellerle hayatlarına devam edebiliyorlar. Kendiliğinden başlamış gibi görünse de kendiliğinden iyileşme mümkün değil, tıbbi aciller arasında sayılan, mutlaka hastane yatışı ve destek, tedavi gerektiren bir hastalık.

∗∗∗

Hastalığı başlatan ya da daha doğrusu tetikleyen faktörler arasında genellikle diğer enfeksiyonlar sayılıyor. Yani aralarında hepatit virüsü gibi, HIV gibi bazı virüsler ve bunun dışında bazı ilaçlar, bir cerrahi girişim geçirmiş olmak gibi bedeni bir şekilde etkileyen faktörler var. Bu faktörlere yakın zamanda bir yenisi daha eklendi: Gazze’de ‘yaşıyor’ olmak! Neyse ki görülme oranı pek yüksek bir hastalık değil 100.000 kişide 1; düzeltiyorum ‘eğer Gazze’de yaşamıyorsanız’. Hastalığın insidansı yani belirli bir zaman diliminde görülme sıklığı yılda 5 iken, geçtiğimiz aylarda haftada 15 vakaya yükseldi. Haziran ve temmuz aylarında Gazze’de 95 kayıtlı vaka var, bunların 45’i çocuk ve şimdilik 3’ü ölümle sonuçlandı.

Genel olarak Filistin’de ve Gazze Şeridi’nde yaşananlar Ekim 2023’te başlamadı. Ama o tarihten bu yana Gazze’nin sağlık sistemi İsrail tarafından sistematik bir şekilde saldırı altında. Otuz altı hastane bombalandı, 80’den fazla sağlık merkezi, 140’tan fazla ambulans yok edildi. İsrail işgal güçlerinin saldırıları sonucu 1500’ün üzerinde sağlık çalışanı öldürüldü, 400 civarı sağlık çalışanı tutuklu, bunların arasında hastanelerde önemli idari görevleri ve ayrıcalıklı uzmanlık alanları bulunan ve yüzlerce gündür tutuklu olan doktorlar var. Su, yiyecek, sıhhi tesisat, tıbbi malzeme, ilaç yok. Aşıyı sağlayacak Birleşmiş Milletler yapıları, aşıyı saklayacak soğuk zincir için elektrik, yakıt, aşıyı uygulayacak sağlık personeli yok. Halkın tamamı, psikiyatrideki ‘travma sonrası’ kavramını sorgulatacak şekilde süreğen travma koşullarında yaşıyor; kendini güvende hissetme halinin hiçbir şekilde sağlanamadığı, tanıdığı ve sevdiği insanlardan en az birinin kısa bir süre önce öldürüldüğü, gerçek zaman akışında bir soykırımın içinde.

∗∗∗

Bilimsel bilgi neden sonuç ilişkisi içinde ilerler. Bir asırdan fazla zaman önce adı konmuş bir hastalık, tanımlandığı koşullar ortaya çıktığında görülmeye devam eder. Enfeksiyonlar bulaşıcı hastalıklardır ve COVID döneminde tüm dünyanın deneyimlediği üzere, sınır tanımazlar. Apartheid rejimlerin ve soykırım uygulayıcılarının kendilerini koruma yolları vardır elbette ama bir yere kadar. Hele de söz konusu şu hep söylenen ‘ruh ve beden bütünlüğündeki ruhlarımız ise onu koruyacak maske, aşı ya da ülke sınırları yoktur.

İsrail ordusunun tüm gizleme çabalarına rağmen Gazze soykırımında görev alan askerler arasındaki intihar oranlarının orduda son yıllarda görülen intiharlardan çok daha fazla olduğu haberleri geliyor. Bir halkın açık hava cezaevlerine hapsedilip her gün onlarca, yüzlerce katledilişini seyretmek, kimin nasıl katkısı olduğunu, kimin nasıl engellemediğini bilerek sessiz ve etkisiz kalmaya devam etmek, insanlığın hasarsız atlatabileceği bir olay değil. Kendi türdeşine bu kadar kötülüğü yapan, bunca acının insan eliyle nasıl yaratıldığına tanık olan insan soyu nasıl iyileşecek? Soykırım bizi insanlığımızdan vuruyor. Gazze’de yaşananlar, uygulayıcılarından izleyicilerine dek tüm dünyanın sistemine savaş açıyor, uyuşuyor, güçsüzleşiyor, felç oluyoruz. Guillain Barre’den bahsetmişken, tedavisini de anlatmak lazım. Aslına bakarsanız bir ilacı yok. Tedavi ‘sağlıklı’ antikorların yani bağışıklık hücrelerinin sayısını arttırmak. Hastalanmamış kişilerden alınan bağışıklık hücrelerini hasta kişilere vererek iyileştiriyoruz. Sokağında ışık, penceresinde cam olmayan büyük insanlığı iyileştirmek, her şeyi görüp vazgeçmeyenlere, umudunu yitirmeyenlere düşüyor.