Gecenin sonuna yolculuk
Tarihte ilk kez bir ülke, başka bir ülkeyle savaşa girme tarihini vermiş olabilir. Alman savunma bakanı Boris Pistorius, Rusya’yla ‘2029’da savaşacaklarını’ açıkladı. Daha önceden Baerbock vardı, dedesi Nazi, her türlü savaşın ‘reklam yüzü’ gibiydi. Avrupa Komisyonu’nda Kalas var, ince güzel bir kadın, ağzını her açtığında savaşmaktan söz açıyor. Tek rakibi von der Leyen adlı daha yüksek rütbeden başka bir kadındır. Kıran kırana savaşıyorlar, savaş için.
İnsan türünün savaş histerisinin kökleri pek gizlidir. Daha geçen yüzyılda iki savaş yapan ve bitiren insan, şimdi üçüncüsüne hazırlanıyor. Bu üçüncüsünün mucidinin de Almanlar olduğuna kuşku yok. Silahlanmaları ondan. Almanya silahlandığında ne olduğunu, insan toplumları tam iki defa gördü.
AYDINLATAN KLAVUZ
Savaşı ve onun doğurduğu sömürü, hastalık, yozlaşmışlık ve delilik durumlarını insan türünün parlak zekalı üyeleri kaç defa yazdılar. Kaç defa barış imzalandı, kanlı bir savaşın sonunda. Kimse sayısını bilmez. Şu kısacık ömürlü insanın evladı Malraux’un İnsanlık Durumu, Sartre’nin Bulantı’sı ya da Camus’un Yabancı’sı gibi eserler hemen akla geliyor.
Ama bu bahiste Gecenin Sonuna Yolculuk bir başyapıt olabilir. Akademik incelemelerden bir ders kitabı halini almasına, 1940’larda kaybolup 2001’de bir elyazmasının bir satış kataloğunda ortaya çıkmasından Fransız Milli Kütüphanesi tarafından satın alınmasına dek bu eser, 21. yüzyılda -yolunu yeniden kaybetmiş- insanlığın önünü aydınlatan bir kılavuz gibidir.
Celiné, 1929’da otuz beşinde yazmaya başladığı eseriyle, Avrupa, Afrika ve Amerika’da olan bitenleri gözler önüne serer. Cephedeki Bardamu bir grup insanın diğer -kalabalık- grup başka insanı ölüme gönderme yetkisine hayret eder. Uyumsuzdur, bu yüzden sepetlenir ve bir Afrika sömürgesine gönderilir. Bir Fransız sömürgesinde gördükleri akıl almazdır, şimdi daha küçük bir insan komitesi, geniş bir yerliler toplumunu iliğine kadar sömürmekte, öldürmekte, mal gibi kullanmaktadır. Üstelik bu düzen yerlilerin içinden devşirilen milisler eliyle yürümektedir.
SEFALET VE HASTALIK
Bardamu buradan da kurtulup kendini ‘özgürlük ülkesi’ne, Amerika’ya atar. Ama durumunda hiçbir şey değişmemektedir. Paranın, son derece küçük bir azınlığa güç, toplumsal statü ve egemenlik ehliyeti verdiği her yerde aynı hiyerarşiye tanık olacaktır. İster Fransız ordusundaki basit asker, ister bir sömürge memuru, isterse Ford’da işçi ya da Fransa’da bir mahalle doktoru ol. Bardamu’nun payına düşen aşağılanma, ezilme, sömürülme, kirasını dahi ödeyememe, sefalet ve hastalıktır.
Bardamu, Batı’daki hümanizma ve rasyonalite ile yüzyıllar içinde egemen hale gelen insan türünün iyimserliğinin, politika, din, tıp, hukuk, ticaret, sanat, edebiyat kurumlarının yozlaşma ve çöküşüne şaşkınlıkla tanık olmuştur. Bu arada vatan, milliyet, eşitlik, kardeşlik, özgürlük gibi sloganların kofluğuna da.
Ancak onun belki de en iyi anlattığı şey sömürgeciliktir. İki dünya savaşını, sömürgelerdeki ticaret ve kapitalizmin barbarlığı ve soygunculuğunu, devrimci insanın yükselişi ve çözülüşünü en iyi anlatan odur. Yazar Celiné, kapitalizmi üniversite kürsülerinde veya felsefe kulüplerinde değil, siperlerde, hastanelerde, çöplüklerde, dispanserlerde, kamplarda aramak gerektiğini düşünür.
Romana adını veren ‘gece’ metaforu, çaresiz kahramanlarının bazen Almanların sardığı bir köyde, bazen bir koloni ormanında, bazen de Detroit’te hepsini içine çekip, boğan bir yerdir. Celiné’nin kahramanları (Bardamu, Robinson, Lola, Moly) gecenin içinde sırayla kaybolmaktadırlar. Orman, sokak ya da Broadway, gecenin içinde bu kahramanları birer birer yutmaktadır. Gece sessizliktir, suç ortaklığıdır.
İnsanların değil tankların, icatların değil dronların reklamının yapıldığı bu karanlık çağa, acaba ne ad vermeli? 21. yüzyıl, "yeni bir Gecenin Sonuna Yolculuk" çağı olabilir, hatta bu kesin.


