Gelmiş bahar, geçmiş yazlar
Dışarıda lapa lapa kar yağıyor. Ağır bir göçmen suskunluğu ise içimden çıkıp duvarlara çarpıp tekrar bana dönüyor. Aslında kendimize
Dışarıda lapa lapa kar yağıyor. Ağır bir göçmen suskunluğu ise içimden çıkıp duvarlara çarpıp tekrar bana dönüyor. Aslında kendimize döndüğümüz anlar, insan içinin en vicdanlı anıdır ve vicdan kanayan yaradan başka bir şey değildir. Kötülüğün bu kadar kolektif, iyiliğin bu kadar bencil olduğu şu dünyada, elimizde kalan tek şey… Kaybettiklerimizden kuruyoruz dünyamızı. Kaybedilenlerin bir daha geri gelmeyeceğini bile bile küçültüyoruz yaşamlarımızı. Hayat, sevda, umut ise çok ucuz yazılıyor artık. Birkaç kelimeye sığıyor yaşanmışlıklar. Önce kendimizden uzaklaşıyoruz, sonra uzaklaştığımız her şeyin kendisi oluyoruz. Zamana asılı kalan anların ve henüz doğmamış seslerin gönüllü katilleri olduğumuzu bile bile, inkâr ediyoruz ki inkâr etmeyi öğrendiğimizden bu yana yalan bir yanımız…
Dışarıda lapa lapa kar yagıyor. İsimsiz çelişkilerim muhalif itirazlar yazıyor duygu defterime. Biraz asiyim, biraz hırçın, biraz da öfkeli. Aykırı özlemler sarıyor bedenimi, üşüyor sabahın ilk ışıkları ve gözyaşlarımı yüzüme düşmeden öldürüyorum. Yüreğimin caddelerinde takipler atlatıp, bütün umutlarımı illegale düşürüyorum. Yasaklı cümleler kuruyorum o vakitler. Kimsenin bilmediği, kimsenin duymadığı cümleler…
Mesela İstanbul da bir vapurda düşlüyorum kendimi. Sıcak bir çay, gevrek bir simit ve martı çığlıkları özlüyorum. Çok geliyor hepsi de, sığmıyor yarınıma, ama ben var olduğumu hissediyorum. Gerçeği biliyor olmak acıtıyor ve gözlerime dolan rüzgârdan kaçamıyorum. Kesişen her anın çapraz sorgusu sarıyor dört bir yanımı, tutuklusu oluyorum özgürlüğümün, kalabalıklara karışamıyorum.
Mesela Anadolu’nun bir kasabasının sokaklarını adımlıyorum.
Çocukluğum uyanıyor, yağmur yağıyor üstüme üstüme, aldırmadan top koşturup dizlerimi kanatıyorum. Çamura bulanmış yamalı pantolonumu yağmur birikintisinde temizleyip, gizlice sızıyorum evimize. Annemin terlikli öfkesinden kurtulup sığıntısı oluyorum sobanın sıcak huzurunun.
Mesela yakılan kitaplarımı düşlüyorum. Yasaklı kenar notlarım küllerin arasında duruyor mudur diye hayal ediyorum. Kül edilen her şeye inat, kalemin yerini alan spreyler ve kâğıdın yerini alan okul duvarları, hala ilk günki gibi sloganlara gönülsüz ev sahipliği yapıyor mudur diye soruyorum.
Mesela bir hücredeyim. İrkiliyorum demir kapının açılan sürgüsünden. Numaralanmış gardiyanlar talan ediyor her şeyimi, delil diye yağmalanıyor ‘’görülmüştür’’ ibareli mektuplarım. Tekme tokat yıkılıyor açlık tutan bedenim. Zeminin soğukluğu çekiyor etimi üşüyorum. Acıyı paylaşacak bir ses arıyorum, sesim dört duvar da kimsesizleşiyor, anlıyorum ki dışarıda yaprak bile kımıldamıyor. Havalandırmaya çıkıp bakıyorum karelenmiş gökyüzüne. Özgürlük kokuyor tenim, lakin onu da bir ben kokluyorum.
Yıllar kesilen ağaçlar gibi devriliyor ömrümden. Geçmişin kanayan kıyısından izler tutuşuyor. Ne kadar üstüne su içsem de sönmüyor ateş, hatırladıkça korlanıyor, korlandıkça yeniden su-suyorum. Bir teberik taşını alıp koynuna, Derviş Cemal’e yakarıyormuş her gün annem. Ona sorarsanız duası ile yaşıyormuşum, bana sorarsanız yaşamaktan kurtulamıyorum.
Şimdi uzun soluklu bir göçmenim. Daldığım her yerde özlemlerimi bırakıyorum. Bir şiir dolanıyor dilime, ‘’aynı yalınlıkta ölmek isterim/ kırda bir çiçek gibi sakin gösterişsiz/ mum yerine yıldızlar parlasın üstümde/ yeryüzü uzansın altımdan sessiz…’’ Mırıldandıkça kirpiklerim dökülüyor hüznümün nemlenmiş aynasına ve yakın bir gelecek oluyor yeniden umut. Kırpışan hayallerim ısıtıyor bedenimi. Sevdaya dönük yüzümü huzurlu bir el tutuyor, ıslanmıyor artık çatısız duygularım. Çocuksu bir şımarıklık sarıyor etrafımı, değişiyor çehresi dünyamın. Şimdi anlıyorum ki zamansızlığa sürüklendiğimiz o anlar sevdadan yoksun kalmışlığımızın adıymış… Aşk’sız her isyan eksikmiş, eksikmişiz… Şimdi hep beraber sarıp sarmalamak hayatın bize düşen öteki yanını, öteki yanını paylaşmak zamanı…
Dışarıda lapa lapa kar yağıyor. Gökyüzü bembeyaz pamuk tarlası. Düşüncelerimde demlenmiş sözlerim bitti. Seyrindeyim artık iç soframın…


