Google Play Store
App Store

CHP lideri Kılıçdaroğlu hafta sonunda Hürriyet’e röportaj verdi. Çocukluğundan aile ilişkilerine veGenç’in köylerinde kurulan yer sofralarına kadar “insan Kılıçdaroğlu”nu gözler önüne seren sıcacık bir röportaj.

Ben o röportajdan daha büyük bir dikkatle röportajın altına yazılan okur yorumlarını okudum. UmarımKemal Bey de okumuştur!

Okuduysa, genel başkan olduğu günlerdeki “heyecan”dan geriye ne kaldığını da görmüştür. Hürriyet okuru Türkiye ortalamasıdır… Orada, sıcak bir insan portresine verilen tepkileri doğru okumak önemli.

Türkiye zam yağmuru altında bir ülke bugün… Kürt sorunu nedeniyle her gün çocukları ölen, öldüren bir ülke… Savaşın eşiğine gelmiş ve sınır boylarında vatandaşları yürekleri ağzında yatan bir ülke… Bütün bunları tarihindeki en kritik yerel seçimlerden birine bir yıl kala yaşayan bir ülke…

Ve bu ülkede, 10 yıldır iktidarda olan, bütün bu yaşadıklarımızı yaşatan iktidar partisinin ağzından çıkanlara bakılıyor hala. Başbakan Kürt sorununu çözer de “aziz” olur mu diye düşünülebiliyor.

Başbakan ki, kendisini kaçıranlara empatiyle “dağdan inmek isteyen çocuklarımız” diyen Hüseyin Aygün’ü yerden yere vurmuştu… PKK ile görüştüğümüzü söyleyen “şerefsiz”dir demişti. O Başbakan ki, her fırsatta CHP’yi PKK’ye eşitliyor…

Ve bütün bu yaşadıklarımız yaşanırken memlekette, 4+4+4 tornasından çıkarak yaşadıklarımızı misliyle yaşamaya razı nesiller yetiştirilmeye hazırlanılırken, CHP ülkenin en can alıcı sorununda “Başbakan ve AKP bizi PKK’li gibi gösterirse nerelerde ne kadar oy kaybederiz” korkusuyla siyaset yapıyor.

O korku, heyecanı da umudu da öldürüyor.

Dünkü gazete manşetlerine bakın; bakabiliyorsanız Diyarbakır sokaklarına da bakın. Bakın, kentin yeni Emniyet Müdürü Recep Güven, aslında Hüseyin Aygün’ün söylediklerine benzer şeyler söyleyerek nasıl bir heyecan yarattı. Nasıl, “Yeni bir Gaffar Okkan mı?” sorularına yol açtı ilk günden, umutla!

Tabii ki, Başbakan’ın Aygün’e söylediği türden sözler etmeyin… AKP’ye de “Haydi, Aygün’e söylediklerinizi bu polise de söyleyin” demeyin.

Tersine, ana muhalefet ve lideri bir bürokrattan, bir polisten çok daha cesur çıkışlar yapabilmeli. Heyecan ve umut yaratacak olan odur.

AKP tarafından PKK’li olmakla suçlanmak mı? Merak etmeyin, o suçlama siz ne yaparsanız yapın, ya da ne yapmasanız yapmayın yine yöneltilecek size.

Tezkereye hayır diyerek halkın büyük çoğunluğuyla birlikte hareket etmiş oldu CHPAKP’lilerin yüzde 30 kadarının da yüreğinde bir kıpırtı yarattı.

Tezkereden sonra “Savaşa Hayır” diye sokaklara çıkanlara, Taksim’i dolduranlara bakın. Orada CHP’liler kimlerle birlikte yürüdü, bakın. Pazar günü Sıhhıye’de “Laik, Demokratik Türkiye için Eşit Yurttaşlık Mitingi”nde bir araya gelenlere bakın.

Eğer savaşa engel olunacak, Kürt sorunu çözülecek, AKP’nin önlenemez gibi gösterilen yükselişinin önü şu yerel seçimlerde kesilebileceklerse, sokaklarda heyecanla bir araya gelenler yapacak bunu… AlevilerKürtler, sosyalistler, sosyal demokratlar…

Heyecana ve umuda gem vuran ortalama söylemler, merkeze ve sağa gönderilen selamlar çare değil.

Bakın; ABD’nin ve küresel dev şirketlerin tüm sağı birleştiren rakibine verdiği olağanüstü desteğe rağmen bir seçimden daha zaferle çıktı Chavez. Ürkek bir söyleme sarılarak değil, Venezüellalı yoksulların yüreğini titreterek.

Bakın; Filipinler’de bizdekinden biraz daha uzun bir çatışmada 120 bin kişinin yaşamını yitirmesinin ardından, Moro İslami Kurtuluş Cephesi ile geçen yıl başlayan “görüşmeler” sona erdi. 40 yıllık “mücadele”de alınamayan sonuç, 1 yıllık müzakere ile alındı!

Varsın, “Oslo’da PKK ile görüştünüz” diyenlere “şerefsiz” demeye devam etsinler.

Bingöl’ün Genç ilçesinde herhangi bir köye yine gidebiliriz. Yine ve yeniden çok daha büyük yer sofraları kurabiliriz. Ne bizim tanıdığımız, ne de bizi tanıyanların insan sevgisini yine yakalayabiliriz…

Yeter ki, yapılması gerekenleri cesaretle yapıp, bir arada durulması gerekenlerle duralım… Kanayan memleket kritik bir seçime giderken!