Gençliğin susturulamayacak sesi: Adalet, umut ve dayanışma

Av. Aysu BANKOĞLU - CHP 27. ve 28. Dönem Bartın Milletvekili
Geçtiğimiz günlerde Sivil Alan Araştırma Derneği’nin yayımladığı “19 Mart Sürecinden Bugüne Öğrenci-Gençliğe Yönelik Hak İhlalleri” raporu, yalnızca bir dönemin değil, gençliğin geleceğe dair umutlarının da fotoğrafını çekiyor. İstanbul Üniversitesi’nde yıkılan bir barikattan Saraçhane’ye uzanan o yol, bu ülkenin gençlerinin yüreğinde hâlâ yankılanıyor: “Mitinge değil, eyleme geldik.”
Raporda ortaya konan tablo, bir gerçeği açıkça gözler önüne seriyor: Türkiye’de öğrenci olmak artık yalnızca eğitim almak değil, aynı zamanda hak mücadelesi vermek anlamına geliyor.
Yüzlerce üniversiteli genç, anayasal haklarını kullandıkları için gözaltına alındı; bir kısmı hâlâ yargılanıyor. 19 Mart 2025’te başlayan süreçte yalnızca İstanbul’da 794 kişi gözaltına alınırken bunların üçte ikisinden fazlası genç ve öğrenciydi. Gençlerin sadece fikirlerini dile getirmeleri, sosyal medyada paylaşım yapmaları ya da kampüslerinde barışçıl bir şekilde toplanmaları bile tutuklanma gerekçesi sayıldı. Ama asıl dikkat çekici olan şu: Bu gençler korkmadı. Barikatlar yıkıldı, meydanlar doldu, sesler birleştirildi. Çünkü onlar biliyorlardı ki, “hak” yalnızca bir kelime değil; varoluşun, geleceğin ve umudun temeli.
BİR BARİKAT YIKILDI, BİR BİLİNÇ UYANDI
19 Mart sabahı Beyazıt’ta yıkılan o polis barikatı, yalnızca bir kapının değil, yıllardır gençliğe dayatılan sessizliğin de yıkılışıydı. Rapor, bu genç kuşağın —AKP öncesini hatırlamayan ama adalet, özgürlük ve eşitlik kavramlarını kendi cümleleriyle yeniden tanımlayan— bir bilinçle sokağa çıktığını gösteriyor. Bu, artık “sandıkta” değil, “hayatta” söz sahibi olmayı isteyen bir kuşak. Kimi zaman forumlarda, kimi zaman sokakta; kimi zaman bir tweet’te, kimi zaman bir şarkıda kendini ifade ediyor.
Ve bütün baskılara rağmen direniyor. Çünkü gençliğin en büyük suçu, hâlâ umut edebilmek.
ADALET, DEMOKRASİ VE CESARET
Anayasa’nın 26. ve 34. maddeleri düşünce ve ifade özgürlüğünü güvence altına alır. Ancak raporda yer alan örnekler —bir pankartta “diktatör” yazdığı için tutuklanan öğrenciler, bir şarkı söylediği için gözaltına alınan müzisyenler, Strazburg’da konuştuğu için Türkiye’ye döner dönmez hapsedilen genç hak savunucuları— bu maddelerin artık kâğıt üzerinde kaldığını acı biçimde kanıtlıyor. Bu tabloyu yalnızca bir ihlal listesi olarak görmek kolay olurdu. Oysa burada anlatılan, ülkenin en dinamik, en üretken kesiminin nasıl susturulmaya çalışıldığıdır. Ama tarihin bize öğrettiği bir gerçek var: Hiçbir baskı, düşüncenin özgürlüğünü kalıcı olarak susturamamıştır.
BU ÜLKENİN GENÇLERİ YALNIZ DEĞİL
Bugün üniversite öğrencileri yalnızca kendi eğitim haklarını değil, hepimizin geleceğini savunuyor. Çünkü demokrasinin temeli, özgür düşünceye sahip, sorgulayan, üreten gençlerdir. Onlara yönelik her baskı, aslında ülkenin geleceğine atılmış bir kelepçedir. Ama her kuşak gibi bu kuşak da o kelepçeleri kırmanın yolunu bulacaktır. Ben bir siyasetçi olarak değil, bir yurttaş olarak söylüyorum: Bu ülkenin gençlerine güveniyorum. Onların adalet duygusuna, vicdanına, dayanışmasına güveniyorum. Çünkü bu ülke, onların emeği, hayali ve cesaretiyle yeniden yükselecek. Son Söz Bir ülkenin geleceği, gençlerinin yüreğinde saklıdır. Eğer o yürekleri korkuyla susturursanız, yarını da karartırsınız. Ama o yürekleri özgür bırakır, fikirlerini değerli kılarsanız, işte o zaman demokrasiniz kök salar. Bu rapor bize karanlığı gösteriyor, evet. Ama aynı zamanda ışığın nereden doğduğunu da hatırlatıyor: Gençlerin gözlerinden


