Semra Kardeşoğlu
semrakardesoglu@birgun.net‘Gezi’ci babadan miras maskeyle Saraçhane’ye

Fatih’in İstanbul’u aldıktan sonra ilk kurduğu semt Saraçhane bu uzun ve yorucu tarihinin farklı bir dönemini yaşıyor bir haftadır. 19 Mart’ta İmamoğlu’nun onlarca polisle evinden alındığı gün bu semtin sanki çok şeyi değişti. “Ya tam neresiydi?” “Alt geçitten çıkınca mı?” “Yenikapı’da inince yürüyerek gidebilir miyiz?” denilen Saraçhane, artık İstanbulluların iş çıkışı sevinçle koştukları buluşma noktası oldu. Elbette İmamoğlu’nun mazbatasının alınması, sonra seçimi büyük farkla kazanması, sonra 1 Mayıs’ı atlamıyoruz.
KAYBEDENLERİN BULUŞTUĞU BÖLGE
Bir dönem bavul ticaretinin merkezi olan sonra Suriye’den Romanya’ya, Sahra altından Türkmenistan’a sayısız ülkenin kaybedenlerinin buluşma noktası Aksaray’ın Laleli’nin bütün havası sanki bu 7 günde bambaşka oldu. İş çıkışı Şişhane’den bindiğimiz metro tıklım tıklım. Gençler önlerindeki tüm bentleri çok rahat aşacak heyecan ve özgüvene sahip. Orta yaşlılar ve yaşlılar her zamankinden daha dik duruyor.
HAKKIN HUKUKUN AKTARMA MERKEZİ YENİKAPI
Metrodakilerin büyük bölümü Vezneciler’de iniyor. İnmeyip devam edenleri Yenikapı’da başka metrolarla Marmaray’la gelen binlerce kişi karşılıyor. Toplu taşımanın aktarma durağı bir demokrasi şöleninin alanı gibi. Protestolar dışarı çıkmadan başlıyor. Elinde “İTÜ burada” dövizi taşıyan öğrencinin ardından onlarca kişi yürüyor. Sık sık “Kurtuluş yok tek başına…” sloganı atılıyor. Çıkışta her renkten bayrak flama açılmış.
ANNE BURADA NE İŞİN VAR?
Gruplar kortej oluşturup Saraçhane’ye ilerliyor. Hemen arkamda 60’ına merdiven dayamış bir çift yürüyor kol kola. Karşı yönden gelen üç neşeli genç kadın aniden duruyor; “Anne! Baba! Burada ne işiniz var” diyor. Onlar da “Sen de söylemedin bize” diyorlar. Sarılıyor, kucaklaşıyorlar. “Anne dikkat edin! Tansiyon ilacını içtin mi baba!” diyor. “Kızım maskeni tak olur mu?” uyarısı yapıyor anne. Sanki “Hava çok soğuk şapkanı tak” der gibi. Kucaklaşıp ayrılıyorlar.
ÜÇ KUŞAK KADIN BİR ARADA
Nereye gidersek gidelim, işe, toplantıya, sokağa hep kadınların hep azınlıkta kaldığı o manzara bu kez yok. Yıllardır bu ülkenin en çok kaybedenleri kadınlar kalabalığın yarısını oluşturuyor. Okusa üniversiteyi bitirse de yine de evlere mahkûm edilen, işe girse kadın olduğu için daha az para kazanan, ucuz iş gücü olarak görülen, daha fazla çocuk doğur denilen, şiddet uygulanan ve katledilen… 15’inde, 20’sinde, 30’unda aramızdan alınan kadınlar… Tüm bunlara isyanın da adresi sokaklar oldu.
Aynı aileden üç kuşak bir aradaydı. Neden geldiniz dedim. Anneanne şunu söyledi: Anne babam hiç okula gitmemiş. Beni okuttular. Öğretmen oldum. Anne babama göre daha rahat bir hayat sürdüm. Kızım okudu mühendis oldu. Onun hayatı benden de rahat geçti. Peki ya torunum. İki dil biliyor iyi bir üniversiteden mezun oldu, 10 aydır işsiz. Daha ötesi var mı?”
Emekli işçi Saffet Yıldız Tuzla’dan gelmiş, tek başına. “14 bin lira emekli aylığı alıyorum. Daha çok para harcayacağım diye evden adım atmıyorum. Bugün geldim çok öfkeliyim. Belki farkında değilsiniz ama Erdoğan’a İstanbul’a kaybettiren şey emeklilerin öfkesiydi” diyor.
12 YIL SONRA AYNI MASKE
Liseli Umut var yanı başımda. Bu ülkenin her şeye rağmen umudunu yitirmeyen, o umudu evladının isminde yaşatan binlerce kişi var. Sancaktepe’den gelen Umut’un yüzünü bir gaz maskesi kaplamış. “Çok profesyonel” diyorum. “Aslında babamın” diyor ve devam ediyor: “Gezi’de almış. O dönemi çok hatırlamıyorum. 7 yaşında falandım. Saklamıştı o maskeyi. Belki unutmuştu yerini. Ben unutmadım. Gelirken oradan alıp taktım.”
Anneden, babadan evlatlarına gaz maskesinin miras kaldığı bu ülkede iyiden yana, doğrudan yana, eşitlikten yana olanların umutları hiç bitmeyecek anlıyor insan.


