Gökyüzü Savaşları
ABD tüm dünyayı, göklerden bomba yağdırma fetişiyle hızla cehenneme sürüklüyor. Kendi adıma, iki yaşlı adam ve iki genç kadınla birlikte her çarşamba sabahı Prince sokaktaki bu yerli ölüm makinesi önünde eylem yapıyorum. Eylemlerimin etkisine dair kuruntularım yok, tamamen anlamsız da olabilir.

Phil Wilson*
1937’de Guernica’nın bombalanması kitle imha silahlarının sivil nüfusu hedef alabileceğini gösterdi. Her ne kadar Picasso’nun olayı tasvir ettiği ünlü tablosu kübizmle öfkeyi bir araya getirmiş olsa da Guernica çok daha kritik bir anlatısal sınırın altını çizdi, bugünkü Amerikan askerî kültürünün başlangıcını. Hitler ve Mussolini 1937’de General Francisco Franco’yu cumhuriyeti devirme hedefinde desteklemek için bu Bask şehrini bombalanmasında savaş teknolojisinin son ürününü kullandılar. Sivillere yönelik yoğun bombardıman II. Dünya Savaşının en temel özelliği olabilir, ancak sonunda ABD savaş psikolojisini yeniden keşfedecekti. Bugün ABD neredeyse tamamen gökyüzünden düşen seri terörizm sayesinde kurduğu küresel bir imparatorluğu yönetiyor.
Binlerce yaşamı, saldırgan ve mağdur arasında herhangi bir fiziksel temas olmadan soğukkanlılıkla ortadan kaldırabilecek gelişmiş askerî kapasiteye erişen savaşlar artık sonuçlardan, risklerden, sorumluluklardan ve nihayet ahlaki sınırlardan “ayrıştı”. Bir dönem göğüs göğse mücadelenin derin yakınlığı olan savaş, artık hesap defterindeki istatistiksel sonuçlara, halk muhalefetini susturabilmek için acı ve fedakârlıktan beslenen bir işletmenin kâr-zarar hesabına indirgenebilir. Amerikan askerî gücünün hedefi, asker feda etmeden yabancı hükümetleri kontrol edebilmek. Bu da ancak göklerden gelen bir terörle, en az riskle yukarıdan inecek soykırımlarla mümkün. Amerikan askerî evriminin nihai başarısı, teknolojinin çatışmayı tam bir yıkıma dönüştürdüğü vekâlet savaşı olan Gazze’de oldu. Gazze’yi yeni inşaat projeleri için bir dizi binanın yıkılması gibi düşünün.
Savaş bir teknolojik eşitsizliğe dönüşünce, kitle imha silahlarına erişimi olmayan bir kültür ile yıkım araçlarının istismarı için sınırsız bir kapasiteye sahip bir aktörün karşı karşıya gelişinin sonucu Gazze oldu. Gazze’de bilindik anlamıyla bir savaş yok, sadece sınai sistemlerin ruhsuz davranışları, mekanik eylemleri, mekanik hareketleri var. II. Dünya Savaşının ardından ABD şiddetli genişleme görevini bozguna uğrayan Nazi rejiminden devralıp, Sovyetler Birliği’nin askerî üsleri tarafından çevrildiğinden beri de Amerikan askerî gücünün nihai hedefi buydu.
ABD Hiroşima ve Nagazaki’deki acele deneylerinin ardından nükleer silah tekelini suistimal edebilme arzusundaydı. Tüm atomik başlıkları tek bir bayrak altında toplayan Harry Truman liderliğindeki ABD, Guernica ruhunu bir küresel hegemonyaya kanalize etme hevesindeydi. Amerikan askerî şahinleri, Sovyetler’e onlarca, hatta yüzlerce nükleer saldırıda bulunarak bu büyük ülkeyi ve rakip ekonomik felsefeyi, aklın alamayacağı boyutlarda toza çevirebilmenin hayalleriyle sarsılıyordu. Rus gazeteci Ekaterina Blinova’ya göre:
“Amerikan araştırmacılar Dr. Michio Kaku ve Daniel Axelrod’a göre, 1945 ile SSCB’nin 1949’daki ilk nükleer denemesine kadar, Pentagon Sovyet Rusya’yı hedef alan en az 9 nükleer savaş planı geliştirdi. Nükleer bir savaşı kazanabilmek: Pentagon’un Gizli Savaş Planları başlıklı kitaplarında, gizlilikleri kaldırılan belgelerden faydalanan araştırmacılar Rusya’ya karşı nükleer bir savaşa girmeye dair Amerikan askerî stratejilerini ifşa ettiler.”
Pentagon’un hazırladığı bu “ilk saldırı” planları, ABD’nin hiçbir zarar görmeyeceği bir biçimde SSCB’yi yıkmayı hedefliyordu.
Tek taraflı askerî yıkım fikri, Sovyetler’in şaşırtıcı bir hızla nükleer denkliğe erişmesiyle ölümcül ve beklenmedik bir darbe aldı, ancak dünyayı göklerden kontrol edebilme fikri, Amerikan dış politikasının bastırılamayan dürtüsü olmaya devam ediyor. Bu arzuyu General Curtis LeMay’in, başarısız olduğuna hep birlikte tanık olduğumuz “Vietnam’ı taş devrine döndürene kadar bombalamalıyız” sözlerinden de biliyoruz. Amerikan liderliği terörizmi neredeyse yalnızca bir askerî temerrüt olarak kullanmakta.
Terörizm denince normalde savaş çıkarma kapasitesine sahip olmayan siyasal örgütleri anlarız. Bir intihar bombacısı, IŞİD ya da El-Kaide’nin, aslında düşmanlarına kıyasla çok sınırlı bir askerî güce sahip olmalarına rağmen Batılı ülkelerde korku yaratabilmelerini sağlar. Amerikan terörizmi ise bir paradoks yaratıyor, dünyada en fazla silaha sahip ülke olmasına rağmen herhangi bir askerî kapasiteye sahip değilmiş gibi davranıyor. Bu sebeple de dev Amerikan ordusu savaş kazanma kabiliyetine sahip değil, Amerikan imparatorluğu kontrol edilemeyecek kadar çok genişledi ve Amerikan halkı Vietnam Savaşında oğullarını gezegenin öteki tarafında sömürgeci maceralara feda etmeyecek haysiyette olduğunu gösterdi. Emekli yarbay William Astore, Amerika ve bombalama fetişinin garip hikâyesini şu şekilde anlatıyor:
“Bu ülkenin, göklerden cehennem yağdırma becerisinin açtığı savaşları kazanmak için bir yöntem olduğuna inanma eğiliminin bu çağın fantezisi olduğu kanıtlandı. İster ’50’ler Kore’sine, ’60’lar Vietnam’ına ya da daha yakın zamandaki Afganistan, Irak ve Suriye örneklerine bakalım, ABD gökyüzünü kontrol edebilir, ama bu hegemonya kesin olarak nihai başarıya götürmez. Afganistan örneğinde, MOAB (Amerikan askerî teçhizatında nükleer olmayan en güçlü bomba) gibi silahların çığır açıcı olduğu söylense de hiçbir şeyi değiştiremediler (Gerçekten de tüm müdahaleler yalnızca Taliban’ı daha fazla büyüttü). İş Amerikan hava gücüne geldiğinde her zaman olduğu gibi, bu türden yıkım ne zafere ne de herhangi bir finale götürür, yalnızca daha fazla yıkıma yol açar.”
Tekerrür eden Amerikan bombalama ritüelleri kapsamlı bir şantaj planının parçası olarak da düşünülebilir. Para için bir çocuğu rehin alan ve ciddi olduğunu kanıtlamak için kesilmiş parmak gönderen bir suçluyu düşünün. Dünya konu bombalama olduğunda ABD’nin ne kadar ciddi olduğunun bilincinde. Amerikan ordusu sıklıkla “rehinelerinin” uzuvlarını gönderiyor, bunu Vietnam’da, Laos’ta, Kamboçya’da, Irak ve Suriye’de gördük, şimdi de vekâleten Gazze’de görüyoruz. ABD dünyayı kontrol ediyor, bunu fetih ve işgal gibi bilindik sömürge biçimleriyle değil ancak bir gün göğün yarılıp napalm bombaları yağdırabileceği korkusuyla yapıyor.
Donald Trump, geçtiğimiz hafta İran’a yönelik etkisiz bombardımanına dair sebebi belirsiz övünüşüyle korkularımızı yeniden hatırlattı:
“Hiroşima örneğini kullanmak istemiyorum, Nagazaki örneğini kullanmak istemiyorum, ama savaşı durdurmak açısından temelde bununla aynı şeydi.”
Geçmişte Kim Jong-un’dan daha büyük bir nükleer düğmeye sahip olmakla övünen Trump bu kez de Amerikan hava hegemonyasının ilk örneğinin, ABD’nin sömürgeci genişlemesini sürdüren mantaliteden hiçbir zaman çıkmadığını kanıtlamış oldu. Nagazaki ve Hiroşima Amerika’nın ıslak rüyalarında yaşıyor ve hava savaşına yönelik takıntıyı destekliyor.
Trump’ın etkisiz hava saldırısı ardından saçma sapan şekilde İran’ı teslimiyete çekme çabası, daha çok, yükselen ve patlayan penis biçimindeki objeler olan bomba ve uçakların fallik sembolizmine işaret ediyor. Amerika’nın silah fetişinde olduğu gibi mesele bir açıdan bu da olabilir, dünya halklarının sivil zayiatın sonsuz kaynağı olduğu, fallik iktidarın maskülen ritüeli. Mahkemece belgelenmiş bir tecavüzcü olan, fallik belirsizlikten mustarip küçük ellere sahip Trump’ın bombardımanı böyle bir neşeyle, tedirgin edici bir tatminlik duygusuyla karşılaması tesadüf değil.
Tüm dünyanın ABD’den tiksindiğini hepimiz biliyoruz, ancak bu nefreti genelde acayip kavramlarla analiz ediyoruz, kendimizi aptal, kaba, benmerkezci olarak görüyoruz, oysa küresel fantezilerimizin yansıyan dışavurumu olarak toplu katliamlara kolektif biçimde katılıyoruz.
İmha etme dürtümüzü yalnızca çözülmemiş fallik bir güvensizliğin sonucu olarak görmek hata olacaktır. Savaş ve silahlar inanılmaz kârlı. ABD’deki neredeyse her şehir ve kasaba silah sanayisi için güvenilir bir alan ve benim Massachusetts Northampton’daki küçük kasabamda, L3Harris’e bağlı küçük bir fabrikada Gazze’deki on binlerce savunmasız insanı öldürmeye yarayan sensörler üretiyoruz. Bu fabrika yakında tüm küreyi tüketecek ve türümüzü, diğer türlerle birlikte beklenmedik bir sona götürecek sistemler üretiyor.
ABD tüm dünyayı, göklerden bomba yağdırma fetişiyle hızla cehenneme sürüklüyor. Kendi adıma, iki yaşlı adam ve iki genç kadınla birlikte her çarşamba sabahı Prince sokaktaki bu yerli ölüm makinesi önünde eylem yapıyorum. Eylemlerimin etkisine dair kuruntularım yok, tamamen anlamsız da olabilir.
Ancak binlerce insan Amerika’nın ıstıraplı ruhuna bakıp L3Harris’in neredeyse kaçınılmaz tükenişimizin kalbinde olduğunu gördüğünde, o zaman sayımız artabilir. Bu lanetlenmiş ülkenin tüm yurttaşları, dünyayı mahveden ülkeyi yola getirme sorumluluğu var. İlk öncelik de kârdan ve kabul edilemeyen seksüel dürtülerden beslenen bu bomba yağdırma işletmelerini yıkmak olmalı.
Çeviren: Yusuf Tuna Koç
*counterpunch.org


