Google Play Store
App Store

Ne zaman böyle başlayan bir cümle görsem içim kalkar. Çünkü tek tarafa dayalı ve hesap kesen bir geleneğin ağzıdır bu sözleri sarf eden. Ülkedeki patron jargonunun klasik cümlelerinde hep bu sözler vardır. Temelinde gücü temsil eder, tartışmasız itaat ister. Sektör ayırmayan bir dildir bu. Ve söyleyebilmenin tek şartı patron olmaktır…

22 yıl cam sektöründe işçilik yapmış birisi olarak, çok defalar benzer cümleler duydum. Kendi başıma da geldi, hem de birden fazla. Böyle zamanlar, insanın sendikalı olmanın ne demek olduğunu ta ciğerinde hissettiği anlardır. Eğer “sendika gibi” bir sendikaysa kurumun, sırtın yere gelmez. Aslanlar gibi püskürtürsün ekmeğine el uzatanı. Yok, eğer sendikanın rengi, sendikacının da sütü bozuksa zaten yapılacak bir şey kalmamıştır...

Hâkim olan bu dile, geçtiğimiz hafta sonunda bir kere daha rastladık. Kasımpaşaspor’un Sivasspor’a 1-0 yenildiği maçın hemen ardından yapılan açıklamada aynen şu cümle sarf edildi:

“Görülen lüzum üzerine Teknik Direktörümüz Metin Diyadin'in görevine son verilmiştir” Açıklamanın altında Başkan Vekili Hasan Hilmi Öksüz’ün adı vardı.

Takım, apar topar Yardımcı Antrenöre teslim edildi. Şu saat oldu kimseden bir çıt yok! Ne yazık ki; onyıllardır süregelen işleyiş bunu öğretmiş insanlara. Eğer bazı “tavsiyelere” uymadıysanız, işi veren güç, gerekirse işi geriye almayı da bilir!  İster lig ikincisi olun, ister birincisi önemli değil…

Bahsi geçen tavsiyeyi biraz açalım. Bundan yaklaşık 1 yıl önce Beşiktaşlılığıyla bildiğimiz Turgay Ciner’in, Kasımpaşaspor’u satın aldığı haberle uyanmıştık güne. Hatta o günlerde sosyal medyanın en çok tartıştığı konuydu bu. Eleştirilerin odak noktasında Ciner vardı elbette. Yıldırım Demirören’in “tüy diktiği” Beşiktaş’a sahip çıkacağına, gidip Kasımpaşaspor’a para akıtması, siyah beyazlı taraftarların bir kısmını fazlasıyla rahatsız etmişti. İnsanların “iş dünyası-iktidar ilişkilerini” göz ardı etmelerinin dışında böyle tepkiler vermesi kadar doğal bir şey yoktu tabii…

Yeni yönetim, sadece para aktarma işiyle ilgili değil elbette. Aktardığı paranın daha fazlasını kazanmadıktan sonra bu işi yapmalarını beklemek fazlasıyla safça olur. Yabancı sermayenin Avrupa futbolundaki rolü neyse, bu da onun yerli versiyonu. Tek fark, ziyadesiyle oryantal bir yönetim olması. Başkan, soyunma odasına girmiyor ama rivayet o ki;  “Şu aldığımız oyuncuyu da oynat artık” diye Teknik Direktör Metin Diyadin’e aleni mesajlar yolluyor. Diyadin ise “90 kiloluk bir forveti oynatmam, kilo verip forma girsin” diye Terimvari bir iadeyi mesaj gönderiyor başkana. Sonrası malum. 5. haftanın sonunda ve üstelik 2. sıradayken Metin hocanın işine son veriliyor. Açıklaması da “Görülen lüzum üzerine”.

Metin Diyadin’in yarın başka bir kulübün kapısını açıp “Gördüğüm lüzum üzerine burada işbaşı yapıyorum” dediğini düşünsenize bir. Çalışma saatlerinin 6 saate indirilmesi gibi bir şey bu. Kapitalizm için savaş sebebi!

Aslında tartışmaya konu olan futbolcu Santiago Garcia, sadece bir bahane. Emek-sermaye çelişkisinin yarattığı patron egemen yapının “el mi yaman, bey mi?” sorusuna verdiği cevaptır bu yaşanan. Evet, buradaki emekçi bizim aşina olduğumuz “Akşam evime nasıl ekmek götüreceğim” sorusuyla dertlenen kişi değil elbette ama onun çok kazanması da emekçi olmadığı anlamına gelmiyor.

Hali hazırda spor sektöründe üyelerine kavuşmayı bekleyen 2 tane sendika var. Her kesimden, her branştan spor emekçilerine kapılarını açmış bekliyorlar. Bekliyorlar dediğime bakmayın siz. Harıl harıl çalışıyorlar işkolunda örgütlenebilmek için. Örgütlenmeleri ne kadar çabuk ve çok olursa, emekçilerin geleceği de bir o kadar güzel olacak elbette…

Başta Metin Diyadin olmak üzere tüm spor emekçilerine naçizane tavsiyemdir, gidin ve sendikaya üye olun. İnanın atacağınız o imza, bütün kontratlarınızdan daha kıymetlidir…

NOT: “Devletin değil, halkın sanatçısı olur” diyen büyük usta Neşet Ertaş’ın hatırası önünde saygıyla eğiliyorum. Bu halk onu asla unutmayacak…