Gri
Otuz yıl önce “Bundan sonra herkesin bir nickname’i olacak” dediler. Gritürk adını o zaman aldım. Devrimci bir mahallede büyümüştüm ve öğrendiğime göre “ezen ezilen” ayrımı dışında siyah beyaz hiçbir ayrım yoktu ve bir devrimci adil olduğu için taraf olmalıydı, tersi değil.
Gritürk adı üzerime yük bindirdi. Doğruyu eğriyi tartma hassasiyetim, bu adla ikiye katlandı. İçselleştirilmiş adaletsizliğin nedeni kronik çelişkilerdi. Bu çelişkileri buldukça ve sorguladıkça, hem doğru bir iş yapıyor, hem de tehlikeli bir gri alana giriyordun ki, bilirsiniz, şeffaflık da gri olarak resmedilir. “Woke”un rengi şeffaf ve günümüzde anlamakla uzlaşmak hatalı biçimde karıştırılıyor. Çelişkileri analiz etmek için tarafları dinlerken en büyük risk bir güç koklayıcı haline gelmek. Peki ceylanın mazlumluğu, aslanı zalim yapar mı?
Hakemin aleyhte karar verdiğinde “ibne” ilan edildiği bir ortamda çelişki kıtlığı çekilmez. Umumi tuvalette gereksiz yere on parça peçete kopartan şu herifin evde ellerini pijamasına silerek kuruladığına iddiaya girerim örneğin. Kamera yoksa kırmızı ışıkta geçen, başkası geçse küfreden şu şoför ne tanıdık. Çelişki aradığım için çelişkiden muaf olduğum da sanılmasın. Hayatım çelişkili kararlar ve duruşlarla geçti. Bazı doktorlar da sigara içiyor neyse ki.
En yoğun çelişkiler grup içinde doğar, gruplar çelişkileri vaftiz eder. Her haksızlık, grup içinde dönen mavra ile kendini aklayabilir: Tanıdık bir kadın kocasını aldatmış. Erkek grubunu sessizlik alır. “Bana da mı bulaşır?” endişesi mi veya “Yarın tekrar bir araya gelirlerse benim lafım kalır, başıma dert almamayım” diye mi emin değilim, böyle bir durumu erkekler genellikle sessizlikle karşılar. Ama bir başka çiftte erkek karısını aldatıyorsa, bira köpüklerinin yapıştığı bıyıkların altından güleriz: “Helal olsun, taş gibi manita yapmış, koçum be.”
∗∗∗
Kadınlar gruplarında bu dilemma biraz daha komik olur. En azından benim tanıdığım kadınlarda hep öyle oldu ki iki ablanın erkek kardeşiyim ben ve Nişantaşı’nda kahkahalarla kaynatan dört kadının yanında oturmuş sıkkınlıkla telefonuna bakan o kişi de benim. Bir kadın kocasını aldatmış. “Canım benim, sonunda hak ettiği sevgiyi buldu. O ruhsuz herife çok bile dayandı. Go girl, bravo…” Bir başka örnekte erkek karısını aldatmış. “Aşağılık pislik, iğrenç domuz. Gül gibi kadına yapılır mı bu?”
Çok yaygın bir çelişki türü de yaşçılık. Yirmili yaşlardayken yaşça büyük bir insanın, bilgi üstünlüğüyle değil salt bu yaş farkı nedeniyle bana tepeden bakmasına tahammül edemezdim. Bugün milyarlarca yıllık evrende otuz yıl fark attığım için kendimi genç bir insandan üstün görmek, bunu konuşmama yansıtmak ve düşünce sistemimi bu yanılsama üzerinden inşa etmekten var gücümle kaçınıyorum. Onlarla belirgin biçimde eşit düzlemden konuşuyorum, fikirlerini açıkladıklarında “Sen gençsin, bilmezsin” filan demiyorum. Çünkü kendimi gerçekten de üstün veya üstte hissetmiyorum. Ondan farklı bir şeyler bilebilirim ama fazla bir şey bildiğimden emin değilim, ki herkes herkesten farklı bir şeyler bilir. Hem bunca değişken varken, hangi tecrübeye güvenebiliriz ki? Biz aynı kalsak bile dere aynı dere değil.
Yaşlı birinin genç birini yaş kartını kullanarak üstünlük taslaması, genç bir insanın da yaşlı birini “boomer” diye yaftalayıp alay etmesi aynı. Hayata tutunmak ve iyi hissetmek için, artık mahalle kuaförlerinde yapılan botoks, prp veya estetik müdahalelere başvuran bir kadınla “botokslu” diye dalga geçen genç, saniyeler sonra kendisinin de o yaşa geleceğini bilmiyor mu? Cildin şu anda çok güzel diye, senle aynı şansa sahip olmayan bir türdeşini ne hakla aşağılıyorsun?
∗∗∗
Mustafa Sandal, “Miyav miyav diye şarkı mı olur?” diyerek Level C5’le dalga geçti. Mustafa Sandal’ın yaptığı tam bir “yaşçılık”dı ve bence yakışmadı. Farkında olmadan, bir sanatçı olarak bir başka sanatçıyı değil, yaşlı bir kuşağın sözcülüğüne soyunarak genç kuşağı aşağıladı. Aldığın kararlar nedeniyle eleştirilebilirsin, olduğun yaş nedeniyle değil. Level C5 ona bire bir aynı tondan yanıt verdi. “Sen yaşlısın, senin devrin geçti, defol”.
Her iki taraf da hatalıysa hangi tarafı tutacağız? Yaş grubumuza en yakın olanı mı? Hep böyle mi olacak? Tuttuğumuz takım veya oy verdiğimiz siyasi parti adalet terazimizi her seferinde alt üst mü edecek? Üçüncü bir yol yok mu? “Mustafa Sandal nesillerin ruhuna işleyen harika şarkılar yaptı ve hala yapıyor. Level C5 de o şarkıda köpek gibi havlamıyor; sefil bir insan davranışını karikatürize ediyor, şarkısı mis gibi ve umarım daha bin tane şarkı üretir.” C5’ci veya Sandalcı olmadan tartışmayı böyle yorumlamak çok mu zor, çok mu gri?
Türkiye uzun zamandır siyahlar ve beyazlar diye gruplanmaya zorlanıyor. “Seni onaylamıyorum ama bu yaptıkların doğru” demek, “Seni onaylıyorum ama bu yaptıkların yanlış” demek kadar imkansız. Artık kimse gri değil. Bu nedenle katılmadığımız şeyleri de savunmak zorunda kalıyoruz. Yaşadığımız dönemde beni en çok geren hallerden biri bu. Noktalar diyarında, virgüllere yer yok; ünlemler diyarında soru işaretlerine olmadığı gibi.
Eken yaşta farkına vardım ki, Türkiye’nin WASP’larından biriyim: Türk, Müslüman, Sünni, Bursa doğumlu bir erkek. Hayatımın hiçbir döneminde azınlık olmadım, hiçbir kimlik kontrolünde ekstra bir incelemeye maruz kalmadım. Bugün bir kediye sahip olmak bile, bir anne veya babanın evlatları için ne çelişkilere imza atabileceğini anlamamı sağlıyor. Tuzunu rutubetsiz bir yerde depolama şansına sahip biri olarak çeşitli zorluklar nedeniyle çelişkilere düşen türdeşlerimi peşin hükümlerle yargılama hakkı da görmüyorum kendimde. Burada ne kadar siyah beyaz olunur ve ne kadar gri kalınır emin değilim. Ama hesaplıyorum. Ölçüyorum. Tartıyorum.
Sessizce durduğum anların çoğu bu hesaplamalarla geçiyor. Siyahlara ve beyazlara duyurulur.


