Google Play Store
App Store

Türkiye’de siyasetin sesi yükselirken içeriği boşalıyor. HaberTürk vakası, iktidar içi hesaplaşmaların nasıl bir ikâme gündem yarattığını gösteriyor. Skandallar konuşulurken yoksulluk, bütçe ve demokratik çürüme yine görünmez kılınıyor. Bu tablo, politize ama siyasetsiz bir ülkenin fotoğrafıdır.

HaberTürk meselesi ve siyasetsiz Türkiye
Görsel yapay zeka ile üretilmiştir.

Türkiye toplumu uzun süredir yüksek bir politik gerilim içinde yaşıyor. Seçimler, liderler, ittifaklar, sosyal medyada süren tartışmalar ve iktidardan başlayarak gündelik hayatın her alanına sirayet eden ayrıştırıcı dil, toplumun “fazlasıyla politize” olduğu izlenimini yaratıyor. Ancak bu tabloyu yaratan yoğun politizasyon, paradoksal biçimde siyasetin kulvarına giremiyor. Milyonlarca insanı doğrudan etkileyen temel sorunlar neredeyse hiç konuşulmuyor. Yoksulluk, işsizlik, yolsuzluk, derinleşen ekonomik kriz, demokrasinin aşınması ve rejimin yapısal sıkışmışlığı, gündemin merkezine bir türlü yerleşemiyor.

Türkiye’de gündem artık sorunlar etrafında değil, siyasetten kaçma rampası olarak ifade edilebilecek dikkat dağıtıcı başlıklar etrafında şekilleniyor. Bir gün kültür savaşı, ertesi gün sosyal medyada köpürtülen bir polemik, ünlü isimlere yapılan operasyonlar ya da magazinleşmiş siyasal tartışmalar… Bu başlıklar hızla tüketiliyor ve yerlerini yenilerine bırakıyor. Asıl meseleler ise ya hiç gündeme gelmiyor ya da tali bir yere sıkıştırılıyor. Tıpkı Haber Türk meselesinde olduğu gibi.

İKTİDARIN İÇ KAVGASI DIŞARIYA SIÇRADI

Son günlerde başta muhalefet medyası olmak üzere neredeyse tüm medyanın ana gündem maddesi hâline gelen Mehmet Akif Ersoy ve Haber Türk vakası, bu açıdan incelemeye değer.

İfadeler ve tanık beyanları kuşkusuz yaşanan büyük çürümeyi net bir şekilde gösteriyor. Ancak bu çürümenin neden şimdi, hangi iktidar etkileriyle ve kimler aracılığıyla bugün ortaya saçıldığına dair bir tartışma bugüne kadar başlamış değil. Medya-iktidar, medya-sermaye ve medya-bürokrasi ilişkilerine de ayna tutan bu vaka, birçok boyutuyla tartışılmayı hak ediyor. Ancak iktidarın ve ona yakın medyanın meseleye yaklaşımı, konuya dair ciddi ipuçları veriyor.

İktidar–medya ilişkilerinin olumsuz sonuçlarıyla yüzleşmiş kurumlar ve kişiler için ortaya saçılanlar sürpriz değil. Ancak yandaş medyanın, özellikle de Sabah Gazetesi’nin tutumu oldukça dikkat çekici. Gazete, ilk günden itibaren “Susurluk gibi” vurgusuyla, görünenden daha derin bir meseleyle karşı karşıya olduğumuzu hissettirdi.

Peki neden?

Anlaşılan o ki iktidar medyası homojen değil, hiyerarşik.

Türkiye’de “iktidara yakın medya” tek parça gibi algılansa da gerçekte rekabet hâlindeki güç merkezlerine bağlı farklı medya kümeleri bulunuyor. Siyasal çizgileri yakın olsa da sermaye çıkarları, bürokrasiyle ilişkileri ve iktidar içindeki pozisyonları farklı.

Bu nedenle burada hedef yalnızca Ersoy değil; onu var eden medya ilişkileri ağı ve arkasındaki siyasal güç dengeleri. Bugüne kadar yaşanan gelişmeler bakıp net olarak “budur” diyebileceğimiz bir klik yok. Ama Sabah Gazetesi'nin bir fotoğraf üzerinden yaptığı “Susurluk gibi” haberi üzerinden bazı değerlendirmeler yapmak mümkün.

REJİMİN GÖSTERMELİK YENİLENME ÇABASI

Bu operasyonda olduğu gibi bu tür vakalar çoğu zaman kişisel ahlak, etik ya da hukuk gerekçeleriyle sunulur. Ancak esas mesele şudur: Medya, iktidar içi hesaplaşmaların en düşük maliyetli tasfiye aracıdır. Aynı zamanda çok sayıda muhataba güçlü mesaj iletmenin de etkili bir yoludur.

Bu tür medya hamleleri, rejimin meşruiyet tazeleme ihtiyacının da bir ürünüdür. Son aylarda medyada yaşanan el değiştirmeler, operasyonlar ve İletişim Başkanlığı üzerinden yürüyen tartışmalar, iktidarı fazlasıyla hırpalanacağın alana çekti. Bu meselenin iktidara bulaşmadan bir şekilde “halledilmesi” gerekiyordu. Hatta buradan karlı da çıkılmalıydı.

Ekonomik kriz, yolsuzluk iddiaları ve toplumsal hoşnutsuzluk derinleşirken sistem, krizi yapısal değil kişisel göstermeye çalışıyor ve “yanlış yapanlar ayıklanıyor” algısı yaratılıyor. Sabah’ın bu tür haberleri öne çıkarması aynı zamanda “biz kendimizi temizliyoruz” mesajı verme amacını da taşıyor. Ancak bu temizlik sınırlıdır, seçicidir ve asla yukarıya doğru işlemez. Ayrıca kurulan düzenin eleştirisini de hiçbir biçimde içermez. Mesele hızla siyaset dışı bir alana itilir.

Bu bağlamda tek başına bu vaka bile yazının başında işaret edilen siyasetsizleşme meselesinin en tipik örneklerinden biridir. Çünkü tartışma rejimin kendisine değil, kişilere ve skandallara odaklanmaktadır. Medya içi çatışma gösterisinin bir diğer etkisi ise gerçek siyasal sorunların üzerini örten bir ikame gündem işlevi görmesidir. Yolsuzluk, yoksulluk ve bütçe tartışmaları konuşulamaz hâle gelir.

∗∗∗

BU ÇUKURDAN NASIL ÇIKILACAK?

Türkiye, tıpkı Ekim 2022–Mayıs 2023 döneminde olduğu gibi, yeniden “siyasetsiz” bir sürece girmiş durumda.

Kürt sorunu gibi ülkenin en temel konularından biri bile önerilen bir siyaset çerçevesinde değil, yargı düzenlemeleri üzerinden tartışılarak sonuç alınmaya çalışılıyor. Konu doğru dürüst kamuoyuna açılmadan; halkın ne düşündüğü, nasıl bir çözüm istediği ya da sorunu nasıl tarif ettiği bile anlaşılmadan partiler raporlar hazırlayıp meseleyi Meclis’in, yani iktidarın insafına bırakıyor.

Bütçe görüşmeleri de benzer bir akıbete uğradı. İktidarın ekonomik ve sosyal tercihleri ile uygulamaları tartışılamadı. Bütçede ne siyaset var ne de halk.

Suriye’den asgari ücrete, yargı eliyle dizayn girişimlerinden bahis soruşturmalarına kadar ülkede konuşulan pek çok başlık aynı kaderi paylaştı. Meclis’e ve miting alanlarına sıkışmış bir siyaset, halkı bir kez daha sahadan tribünlere yönlendiriyor.

Daha önceki yıllarda benzer hatalara düşüldüğü için yapılması gerekenler aslında çok da karmaşık değil. Muhalefet; yoksulluk, işsizlik, bütçe tercihleri, kamu kaynaklarının sermayeye transferi ve demokratik çürüme arasındaki bağı sürekli ve ısrarlı bir biçimde kurmalıdır. Her skandalı “kim yaptı?” sorusuna sıkıştırmak yerine “neden bu düzen bunu üretiyor?” sorusuyla ele almalıdır.

Bunun için ortak bir dil, ortak talepler ve süreklilik taşıyan bir politik hat gereklidir. Siyaseti magazinden, polemikten ve kişisel ahlak tartışmalarından çekip alan; emek, adalet ve demokrasi başlıklarını merkeze koyan bir muhalefet hattı kurulmadıkça iktidarın gündem oyunları boşa düşürülemez. Gerçek siyaset, dikkat dağıtan krizleri değil, kriz üreten düzeni hedef aldığında anlam kazanır.