Hacivat-Karagöz’ü flüt ve keman ile canlandırdım
Pek çok tanınmış sanatçının şarkılarını orkestraya uyarlayan, besteleriyle klasik müzik camiasında kendine önemli bir yer eden besteci Hasan Barış Gemici, ilk albümünü anlattı.

Deniz Coşan
İTÜ Konservatuarı Bestecilik ve Mimar Sinan Konservatuarı Kompozisyon yüksek lisansı eğitimi alan genç besteci Hasan Barış Gemici, bugün pek çok bildiğimiz ünlü grup ve sanatçının şarkılarını konserlerde dev orkestralara uyarlayan kişi. Gemici, besteleriyle de çok önemli klasik müzik sanatçılarının repertuarına girdi.
Gemici, ilk albümü HBG Portre I ile müzkseverlerin karşısına çıkarken albümde Karagöz ve Hacivat karakterlerini flüt, keman ve piyano ile canlandırıyor. Dinleyiciye adeta gölge oyunundan sahneler sunuyor.
Geçtiğimiz Ekim ayında HBG Portre I isimli albümünüz yayınlandı, albümün genel teması nedir?
Albüm, tamamen geçmiş yıllarda bestelemiş olduğum piyano ağırlıklı oda müziği eserlerinden oluşuyor. Amacım, bu parçaları bir araya getirerek bir tür zaman yolculuğu yapmaktı. Albümdeki 5 eser, yıllar içinde farklı ruh halleri ve anların yansıması olarak şekillendi. Her biri farklı bir duygusal atmosferi taşıyor ve piyano ile diğer enstrümanların birlikteliği, bu eserleri daha da derinleştiriyor. Benim için HBG Portre I sadece bir albüm değil, aynı zamanda kişisel bir yansıma.
Albümdeki eserler ve isimleri arasında bir bağlantısallık var mı, yoksa her birini farklı bir hikâye düşünerek mi bestelediniz?
Albümde yer alan müziklerimin hepsi programlı müziklerdir, dolayısıyla müziklerin isimleriyle yakından ilişkili ve her bir parça belirli bir teknik kurguya dayanıyor. Piyano için “3 Minyatür” isimli müziğim “No.1: Sınırlar”, “No. 2: Uykuda” ve “No.3: Büyülü Minyatür” her bölümde farklı bir hikâyeye değinmekte. Keman ve piyano için Müzik Sarhoşu isimli müziğimde, müzikten sarhoş olmuş bir kemancının farklı hallere bürünmesini tasvir ediyor. “Hacivat ile Karagöz” isimli flüt, keman ve piyano için kayıtların hemen öncesinde bestelediğim müziğimde ise flüt Hacivat karakterini, keman Karagöz’ü piyano ise hükümdarı temsil ediyor; dinleyiciye gölge oyunundan bazı sahneler sunuyor. Müziğin sonunda yükselen tansiyonla, hükümdarın ikisinin de kellesini vurdurması vurgulanıyor. Altı el piyano için yazdığım “GÖK” eserimin ismi, bu müziği seslendiren üç piyanistin (Gökhan, Özgür, Kandemir) isimlerinin baş harflerinden alıyor. Türkiye’de altı el piyano repertuvarı bağlamında türünün tek örneği olan bu eserimin ilk seslendirilişi 2016 yılında Ankara’da gerçekleşmişti. Albüm vesilesiyle, eserin çok daha iyi bir kaydını yapma fırsatımız oldu. Albümün son sırasında yer alan “Sarsıntı” ise, her gün hayatımızda tanık olduğumuz ve bizleri sarsan olayları ele alıyor.
Albümün yapım süreci nasıl geçti?
2021 yılında henüz fikir aşamasında düşündüğüm detayları albümün prodüktörlüğünü üstlenen dostum Mert Bozdemir ile görüştük. Detayları netleştirdikten sonra müzisyen dostlarımızla iletişime geçtik ve onlardan gelen dönüşlerin ardından 2022 yılının Eylül ayının ilk haftası kayıtları tamamladık. Geçmişte çeşitli konserlerde veya festivallerde seslendirilmiş eserlerimin hepsini iyi bir ekip ve ekipmanla kayıt altına aldığımız bu süreçte inanılmaz tecrübeler edindim. Kayıt yapmak gerçekten oldukça zorlu bir süreç ancak eserleriniz profesyonel müzisyenler tarafından emin ellerde olunca, bu süreci gayet konforlu bir şekilde gerçekleştirebiliyorsunuz. Prodüktörüm ile Mert kayıtta ve kayıt sonrasındaki süreçte hummalı çalışmalar gerçekleştirdik. Gerçekten ince işçilikle çalışan dostum Mert, 2023 yılında kayıt sonrasındaki detayları tamamlayıp ortaya ustalıklı bir iş çıkardı. Albümdeki müzikleri dinlerken kendinizi stüdyo ortamında yapılan bir kaydı dinliyor gibi değil de konserde, seyircilerin arasında yerinizi almış gibi hissedeceksiniz.
Albümün tarzı ve müzikal yönleri hakkında hangi sanatçılardan veya türlerden etkilendiniz?
Kendi müziklerimi belirli bir tarza ait olarak nitelendiremem, çünkü sürekli olarak beslendiğim tek bir sanat türü yok. Her beste, kendine ait bir dünyayı yansıtıyor ve ben her yeni bestede, müziğin kendi dünyasını bulması için çalışıyorum.
Albümdeki eserlerin kayıtlarını gerçekleştiren müzisyenler ile nasıl bir araya geldiniz?
Albümün kayıt süreci, müzikal yolculuğumun çok özel bir tecrübesi oldu. Eserlerimi, düşündüğüm en iyi şekilde hayat bulmaları için her biri alanında çok yetenekli müzisyenlerle çalışmayı tercih ettim. Albümde piyanist Gökhan Aybulus, Özgür Ünaldı, Kandemir Basmacıoğlu, keman sanatçısı Ozan Sari ve flüt virtüozu Cem Önertürk yer aldı. Bu müzisyenlerle bir araya gelişim, tamamen doğal bir süreçti. Bazılarıyla yıllardır tanışıyorum ve birlikte müzik yapmayı her zaman istemiştim. Aynı zamanda hepsi akademisyen ve alanında en iyi olan beş müzisyenle çalışmak kendimi çok şanslı hissettirdi. Hepsine tekrar teşekkürlerimi iletiyorum.
Bu albümde sanatsal olarak ne tür bir gelişim yaşadığınızı düşünüyorsunuz ve dinleyiciye nasıl bir etki yaratmasını umuyorsunuz?
Öncelikle müziklerimi dinleyen herkesin kendi müzikal deneyimine göre hikâyesini oluşturmasını isterim. Etki olarak ise bugün olmasa bile gelecek zaman içerisinde kendi alıcısına ulaşacak müzikler sunduğuma inanıyorum. Yapmış olduğum “el emeği, göz nuru” bu çalışmayla geçmişten beri biriken çalışmalarımı bir arada sergileyebileceğim süresiz bir sergi açtım. Bir besteci olarak Cumhuriyetimizin 101. yılını böyle bir çalışmayla taçlandırmaktan mutluyum. Müziğin soyut tarafını hor görmeyenler için bu albümün gerçek bir tat kaynağı olmasını dilerim.
Bu albümün ardından gelecek yıl hangi projeler üzerine çalışmayı planlıyorsunuz?
Gelecek yıl için beni heyecanlandıran birkaç projeye odaklanmayı planlıyorum. Bir süredir üzerinde çalıştığım bir orkestra müziği var; adı “Hengâme”. Bu eser, müzikal anlamda derin bir içsel yolculuğun sonucu olacak. Farklı temalar, yoğun duygusal geçişler ve tekrar eden öğelerin postmodern dokunuşla harmanlanacağı bir çalışma olacak. Şu an eserin son aşamalarındayım ve onu tamamladıktan sonra, yıllardır aklımda olan başka bir dans projesiyle ilgili çalışmayı düşünüyorum.


