Hadi yine yeni yeniden…
Yapabilirseniz; ne olur şu yazıyı okurken Nilüfer dinleyin… Yeniden sev. Ben yazarken öyle yaptım.
2 Kasım sabahından itibaren, hatta 1 Kasım gecesinden, bazı yorumları, kimi tartışma programlarını dinlerken, amiral gemisi gazetelerin hafiften çarkını okurken bir nakarat gelip dilime oturdu: “Hadi beni yine sev… Beni yine yeni yeni, Yine yeni yeniden sev.”
Müzikten anlayan, şarkı mırıldanabilen, sözleri ezberinde tutabilen biri değilim. ‘’Arkadaş, nereden çıktı şimdi bu? Bilinçaltındaki neyin dil üstüne vurumu?..’’ diye kafamı kurcalarken, sağ olsun internet, Nilüfer’i bulup dinlemeye başladım: “Yüreğimdeki fırtına / Dinmedi hâlâ / Titrerdim isterdim / Seni hep kollarımda / Yine bana gel / Yana yana yine beni sev / Hadi beni yine sev / Beni deli deli sev / Beni yine yeni yeni / Yine yeni yeniden sev.”
Şimdi başkanlık tartışmaları, ona yol açabilecek yeni anayasa tartışması tekrar ısıtılıyor. Tek ölçüleri Saray’a yaranmak, sarayı yağlamak olanlar “tam da başkanlık zamanı” şarkıları söylemeye başladılar bile.
Onlar değil nakaratı dilime pelesenk eden. Onlar zaten hep sevdi, hep sevildi!
1 Kasım akşamına kadar bir koalisyon umuduyla AKP’ye ve Saray’a muhalefeti yükselterek hiç de “fabrika ayarları”na uymayan sertlikte muhalefet edenler vardı. Allah uzun ömürler versin, Ertuğrul Özkök, 1 Kasım öncesi kaleme aldığı o şaşırtıcı sertlikteki yazılardan sonra, 1 Kasım akşamı sandıklar ne olacağını gösterince “fabrika ayarları”na dönme kararı aldı. Güçle ve iktidarla uyumlu yürüten “fabrika ayarı”na.
Dün Hürriyet’in birinci sayfadan editoryal yazısı da balkon konuşmasındaki kucaklama sözlerine sarılıp, 1 Kasım’dan sonrasına bakalım diyor, Özkök çoktan “fabrika ayarı”na dönmüş, “Samimi ol, sen de sevmedin mi” diyerek bizi de Ömer Çelik’in kucaklayıcı mesajlarına sarılarak iktidara karşı yumuşamaya çağırıyordu.
İyi de, hep böyle oldu zaten… Kritik eşiklerde “balkona çıkıldı”, balkondan ahaliye bakıldı, herkes kucaklandı… Sonra?
Sonrası malum!
Sonrasında, 1 Kasım’ın ardından muhalif medyadan hesap soracaklarını söyleyen eski cumhurbaşkanı danışmanı yeni AKP milletvekili Aydın Ünallar keyiften dört köşe oldular: “Uzun süredir izlemiyordum; şu anda çok büyük bir keyifle CNNTürk izliyorum. Fethullah Gülen ve Aydın Doğan’ın HDP’yi, Kürtleri ve Alevileri satacağı kesindi ama bu kadar erken bir satış beklemiyorduk” diyerek.
“Fabrika ayarları”na dönülerek, “geçmişe bir çizgi çekip geleceğe bakılarak” kazanılacakların en fazlası bu: Ünallar sizi keyifle izleyecek!
“Bu bir darbe anayasası, yeni ve demokratik bir anayasa yapalım” denilerek, 2010 referandumu öncesi film tekrar vizyona sokulacak. Bir yanda, 13 yıllık deneyime bakanlar, yapılanların yapılacakların garantisi olduğunu ve ders alınmadıkça tarihin tekerrür ettiğini bilenler olacak, öte yanda da geçmişe çizgi çekip geleceğe bakanlar ve yetmese de atılacak adıma razı olanlar.
Neo-liberalizmin tanrısı piyasa bile anladı oysa; ilk gün heyecanıyla doları indirdi biraz, sonra hop geçmiş haline döndü yine.
Babacan, ekonominin yeniden kaptanı olacağını öngörüp belki de, “Asgari ücret 1300 lira olacak demedik” demeye başladı; “Tavsiyede bulunacağız dedik. Asgari ücret komisyonda belirlenir. Orada işveren de işçi de var. Beraber oturup konuşurlar.”
Ekonomide böyle…
Siyasette ve Kürt meselesinde neler olacağına dair işareti Yalçın Akdoğan verdi; Öcalan’ı HDP ve Kandil’in gömdüğü yerden çıkaracaklarını ima ederek. Yine yeni yeniden başa dönülecek. Başkanlık pazarlığıyla birlikte belki…
Allah’tan HDP, “Tek adamlığa hayır, ancak başkanlık sistemi dahil tüm modeller tartışılır” sözlerini, “Başkanlığa karşı durmakta ısrarlıyız” diye düzeltti sonradan.
Eğer “Beni yine yeni yeniden sev” modunda değilseniz, böylesine kutuplaşmış bir toplumda bu iktidarla anayasa ve model tartışmanın bir anlamı yok. Her modeli zaten fiilen kendine uyduranlarla model tartışmaktan bir şey çıkmaz.
“Yeniden sev”ciler keşke bu kadarını öğrenebilmiş olsalar.


