Hakkı, Şeref, Şan ve Kompleks
Beşiktaş, Fulya Süleyman Seba Kompleksi’ni “Dünyada bir futbol kulübünün sabibi olduğu en büyük gayrimenkul yatırımı” sloganıyla çarşamba günü açtı....
Beşiktaş, Fulya Süleyman Seba Kompleksi’ni “Dünyada bir futbol kulübünün sabibi olduğu en büyük gayrimenkul yatırımı” sloganıyla çarşamba günü açtı.
Böylesine iddialı bir slogana karşılık açılış çok da parmak ısırtan cinsten geçmedi.
Seçim meydanlarında her gün bir kulübün atkısını boynuna asan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, neden bu açılışta görünmedi!
Bu yapı Fenerbahçe’nin olsaydı yine meydanlarda nutuk atmayı mı yeğlerdi acaba...
Beşiktaşlı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de “dünya çapındaki” bu yatırımın açılışına bir “teneffüs” arasında ancak gelebildi. Ve iki dakika konuşup yine gerisin geri gitti. Zira Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek ile “baş başa ve heyetler arası görüşmeleri” devam ediyordu; az ötede. Neresi mi? Çırağan Sarayı’nda. Değil mi ki bir zamanlar Beşiktaşlılar orada top koşturuyordu: Adı Şeref Stadı iken.
Abdullah Gül’ün “hayırlı olsun”a geldiği “kompleks” de Hakkı Yeten Stadı’nın yerine dikilmişti!
Gül’ün bu iki dakikalık geliş gidişinde ayak bastığı yerlere adını veren Hakkı Yeten ve Şeref Bey, Beşiktaş’ın asırlık zaman diliminden en büyük pay ala iki dev isim. Şimdi isimlerini verdikleri binaların yerlerinde yeller esiyor...
Şükür Şan Ökten’in adı duruyor. Ama hayır, oraya da kompleksi yapan Yaşar Aşçıoğlu göz dikmiş. 2 milyon dolar verip tesisleri tamir edip, Şan Ökten’in adının yanına kendi ismini yazdırmak istiyor.
“Hakkı”, “Şeref” ve “Şan” eksilirken Beşiktaş’ın yapılarından, Beşiktaş çağ atlıyor!
Öyle diyor, çünkü Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören: “Bu yatırımla bugün artık yeni bir çağ başlamıştır!”
Eee, koskoca bir çağ başladığı için başkan metinleri heyecandan birbirine karıştırdı ve konuşmasını tamamlayamadı. Böylece anladım ki başkan “uzun” konuşamıyormuş. Oysa ben daha önce yaptığı “50 saniyelik konuşma”sını Beşiktaş’ın gücüne bir vurgu yapmak istediğine yormuştum...
Evet, artık “Kompleks Çağı” başlamıştır.
Zamanında Hakkı Yeten’e iftira atılmasına da neden olan Fulya arazisinde yükselen “kompleks”ten Beşiktaş yılda 11.5 milyon dolar kazanacak. Büyük para mı?
Sadece bu yılki ara transferde Beşiktaş, Ernst’e 8.5 milyon avro ödedi. Yusuf Şimşek’in maliyeti de 3 milyon avro ve 2 genç oyuncu oldu. Nereden bakılsa 12-13 milyon euro. Dikkat! Dolar değil, euro.
Ha hemen şu söylenecek: Bu paralar en aşağı 3 yılda ödeniyor. İyi güzel de, her yıl bunun iki üç misli para harcanıyor ve ortalama her yıl transfere harcanan para, dolar bazında 20 milyon dolarları buluyor.
Fulya’daki gayrimenkul evet, “fiziki olarak” bir futbol kulübünün gerçekleştirdiği en büyük yapı olabilir ama kulübe kazandırdığı para bakımından aynı iddiayı taşır mı? Kompleksin anlaşmasından bir nevi “kompleks duyan” 5 yöneticinin açtığı bir dava var. Bunun sonucunu bekleyelim. Bakalım yargı ne diyecek.
Gayrimenkul uzmanları bu işi Beşiktaş’ın bir yatırım ortaklığı kurup kendisinin yapması halinde kazancının en az iki kat daha fazla olacağında hemfikir. Beşiktaş, kendisine düşen yerleri kiraladı. Ama yine uzmanlar metrekare kira bedelinin çok düşük olduğunu söylüyor, emsal yapıları örnek göstererek.
İnşaatı yapan Yaşar Aşçıoğlu, “En büyük kârım Beşiktaş tarihine geçmiş olmak” diyor.
Beşiktaş’ın tarihine geçtiği muhakkak ama “nasıl geçtiği” konusunda tarih henüz hüküm vermedi.
Biraz daha beklemesi lazım. Hele bakalım yarın öbür gün Galatasaray Florya’daki araziyi nasıl değerlendirecek, Fenerbahçe Dereağzı’nda ne yapacak? Bir görelim de ondan sonra “tarihi kayıtlara” bakalım!
Malum, kulüp paraya sıkıştıkça borsadaki şirketin halka açıklık payını artırdı. Yarın bir gün “şu kompleksten de birkaç metrekare satsak ne olur ki” demeye başlarsa şaşırmam. Sonra bir gün bakmışsınız, bir başka gurur abidesi Seba’nın adı verilmiş olan bu çağ atlatan kompleksin de yerinde yeller esiyor!
Olur mu, olur. Bakınız Şeref Bey’in, Hakkı Yeten’in yerlerinde bugün ne var. Ve de Şan Ökten’in adının yerinde kimlerin gözü var...
2000’lerin başından bu yana bir “büyüklük kompleksi” içine giren Beşiktaş, bir yandan “kompleksler” dikerken diğer yandan büyüklüğünün sembollerini de tek tek yitiriyor...
Beşiktaş için “zor bir çağ” başlamıştır...


