Google Play Store
App Store

Japonya’da meydana gelen Fukuşima felaketinin ardından başta Fransa, Almanya ve İngiltere olmak üzere nükleer enerji kullanan

Japonya’da meydana gelen Fukuşima felaketinin ardından başta Fransa, Almanya ve İngiltere olmak üzere nükleer enerji kullanan birçok ülke bu konudaki politikalarını gözden geçirme kararı aldılar. Özellikle Almanya’da daha geçen Eylül’de ülkedeki 17 santralın kullanma süresini uzatma kararı alan federal hükümet, Japonya’da yaşananların ardından bu kararından rücû etti.

Sözkonusu ülkeler için sorun bize göre daha ağır. Çünkü, nükleer santralın yoksa, yapmazsın; alternatif enerji kaynaklarına yönelirsin. Ama varsa bunların devre dışı bırakılmaları da ayrıca zor ve masraflı bir geçiş programını gerekli kılıyor. Enerji piyasasını -teknik altyapı da dahil olmak üzere- kullanıma giren yeni kaynaklara göre yeniden düzenlemek gerekiyor. Yani yakasını bir kez nükleere kaptıranın bundan kurtulması da kolay olmuyor. Hasılı, Türkiye için yol yakınken dönmekte fayda var.

* * *

Ama AKP iktidarına gel de bunu anlat. Başbakan’ın tavrı malum, herhangi bir konuda ağzından bir kez laf çıktıysa, bundan geri dönmeyi “delikanlılığa” yediremiyor. Hasımları karşısında zaaf göstermek gibi algılıyor.

Bu ülkedeki insanların ve gelecek nesillerin sağlıklı bir çevrede yaşama hakkından söz etseniz, muhtemelen tepeden bakan bir tebessümle karşılar.

Nükleer enerjinin hâlâ en ucuz enerji olduğunu sanıyor. Oysa kanıtlandı ki, -yüksek kuruluş maliyeti bir yana- bakım, güvenlik ve atıkların yok edilmesi maliyetleri bir araya geldiğinde nükleer enerji ziyadesiyle pahalı.

Güvenlik sorununu dile getirseniz, Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın manasız cevabıyla karşılaşıyorsunuz: “Japonya’daki santraller birinci nesil teknoloji. Bizimkiler en yeni teknolojiyle yapılacak.” Oysa konunun uzmanı Prof. Tolga Yarman, önce nükleer konusunda muazzam bir cehaletin kol gezdiğine dikkat çekip sonra da uyarıyor: “Birinci nesil, üçüncü nesil, beşinci nesil farketmez. Japonya’daki felaketin nedeni teknolojik bir zaaf değil!” Yarman, karşı karşıya kalınan doğal felaketin boyutlarının santral yapımında kullanılan teknolojiyi umursamadığından söz ediyor.

Nitekim Fukuşima’daki nükleer felaketin ardından NY Times’ın başyazısında şu manidar soru vardı: “Nükleer enerjiyle ilgili anlaşılabilir hassasiyetlerine ve teknolojide dünya lideri olmalarına rağmen Japonlar bile felaketten etkilenmeyecek reaktörler yapamıyorsa kim yapabilir ki?”

Yeri gelmişken, Özgür Gürbüz’ün geçen yıl (15 Mart 2010) Bianet’te yayımlanan “Türkiye’ye ‘Nükleer’ Saldırı” başlıklı yazısında işaret ettiği bir meseleyi de atlamayalım. Gürbüz, hükümet cephesindeki cehaletin boyutlarını sergiledikten sonra yapılması tasarlanan santrallerin güvenlik denetiminin bütünüyle boşlukta bırakıldığını söyleyip soruyor: “Denetimi, Çernobil faciasında çayları gömerek ve yakarak önlem aldığını düşünen, ülkeye giriş ve çıkışı sorumluluğu altında olan radyoaktif izotopları İkitelli’deki hurdalıklardan toplayan TAEK mi (Türkiye Atom Enerjisi Kurumu) yapacak?”

Türkiye de bir deprem ülkesi ve Ruslarla yapımı konusunda anlaşma sağlanan Mersin Akkuyu Nükleer Santralı Ecemiş Fay Hattı’nın burnunun dibinde. Bölgedeki tarım ve turizmi yok edecek olması da cabası! Uzmanların bir uyarısı da Akdeniz suyunun sıcak olması nedeniyle soğutma sorunu yaşanacağı, santralin termodinamik verimini olumsuz etkileyeceği yönünde...

* * *

Mersin Akkuyu için Ruslarla anlaşan, Sinop için Japonlarla görüşen, Tekirdağ için de harekete geçmek üzere olan AKP iktidarının (ve en başta da Başbakan’ın) “Öyleyse evimizde Aygaz tüpü de kullanmayalım” gibi bu işten biraz anlayanlar için ancak alay konusu olabilecek karşılaştırmaları bir kenara bırakıp yerli ve yenilenebilir (rüzgar, güneş, biyokütle) enerji kaynaklarını gündemine alması için ne tür bir felaketin kapımıza dayanması gerekiyor acaba?

 

Not: Şu sıralar işlerimin yoğunluğu nedeniyle kısa bir süre izninizi istiyorum. Birkaç hafta sonra görüşmek üzere.