Hanedana alkış tutmak
Cumhurbaşkanlığı makamı hiçbir zaman adil, tarafsız olmadı. Özal’dan Demirel’e, Sezer’ine kadar Cumhurbaşkanlığı türlü manipülasyonlara sahne olan bir makam oldu
Cumhurbaşkanlığı makamı hiçbir zaman adil, tarafsız olmadı. Özal’dan Demirel’e, Sezer’ine kadar Cumhurbaşkanlığı türlü manipülasyonlara sahne olan bir makam oldu. Bir ümittir diyerek Cumhurbaşkanlığı tarafsız bir yermiş gibi algılanmaya, idealize edilmeye çalışıldı her defasında. Devletin en üst makamına çıkan her liderin –asosyal Sezer hariç- arkasında bıraktığı onca şeyin ardından bir anda sempatik bir devlet adamına dönüşür gibi yapmasını seyreyledik. Gül halefleri içinde en şanslı olandı. İyi bir medya planlamasıyla birçok insanı Erdoğan’dan daha insaflı ve tarafsız olduğuna inandırmayı başardı. Buna karşın Gül –kimi zaman eli gitmese de– Erdoğan ne istediyse onayladı, Türkiye’nin AKP’nin istediği eksende değişmesindeki en önemli destekçisi oldu. Cumhurbaşkanlığı makamında Gül değil bir başkası olsaydı AKP’nin Yeni Türkiyesi başta olmak üzere, yarattığı otoriter anlayışın çeyreği oluşamazdı.
İşte bu nedenle Erdoğan’a yetmese de Cumhurbaşkanlığı makamı 1982 Anayasası ile dizayn edilmiş, devletin tepesindeki en önemli stratejik nokta. Geçmiş cumhurbaşkanlarının –Sezer hariç– Anayasa’da yer alan yetkilerini tam anlamıyla kullanmamış olması Erdoğan’ın da aynını yapacağı anlamına gelmesin.
Alkışlarla Erdoğan
Berkin Elvan’ı terörist ilan eden, Cumhurbaşkanlığı makamına seçilmeyi adeta sivil bir darbeye büründüren uygulamaların sorumlusu olan Erdoğan’ı ayakta alkışlayan Demirtaş güne damgasını vuran diğer bir isim oldu. Demirtaş herhangi bir adayla yarışmadı, bu yüzden özel bir nezaket takınarak Erdoğan’ı ayakta alkışlaması gerekmiyordu. Bu –Demirtaş’ın böyle bir niyeti olmasa da– Yeni Türkiye denilen bilinmezliğe onay vermek, selam durmak anlamına gelir. CHP sıralarından fırlatılan tüzük için “kitapçık fırlatma nezaket ötesi bir durumdur” diyen Demirtaş ikinci bir yanlışa imza attı. Bu konu özelinde haklı da olsa, böylesine hassas bir günde durumu CHP’nin tasarrufu olarak değerlendirmesi daha uygun olurdu.
Aynı mecliste Leyla Zana Kürtçe yemin etmiş, BDP’li vekiller meclis kürsüsünü işgal etmiş, Sırrı Sakık Mehmet Metiner’e bardak fırlatmaya kalkmış, Hasip Kaplan kürsüde bardak kırmıştı. Leyla Zana’nın haklı tepkisi dışında verilen diğer tepkilerin tüzük fırlatılmadan tek farkı, olayın önemli bir güne, Erdoğan’ın yemin törenine, AKP’nin düğün gününe denk geliyor olması. Erdoğan’ın, AKP’nin bu özel gününde meclise gidip, yemin törenini ayakta alkışlamak yetmiyormuş gibi bir de meclis geleneğini ve sükunetini gözetmek anlaşılır gibi değil. Demirtaş’ın alkışı kolay unutulmayacaktır. Bazıları bu alkışı müzakere sürecinde Erdoğan’la yapılan pazarlık olarak okuyacak, bazıları Gezi’deki talihsiz sözlerle birleştirecek bazıları da solculuk, devrimcilikle ilişkilendirecektir. Her koşulda Demirtaş Cumhurbaşkanlığı seçiminde ödünç aldığı oyları, Erdoğan’a, ya da kendi ifadeleriyle halkın seçtiği Cumhurbaşkanı’na olan nezaketi nedeniyle iade etmiş oldu.
Bit Pazarı
Her iki lider de Eyyubi, Alparslan, Abdülhamid, Fatih, Gazi Mustafa Kemal, Menderes, Özal, Erbakan isimlerini defalarca andılar. Bazı isimler mağduriyet nesnesi, Gazi Mustafa Kemal -mış gibi yapmak adına kullanılırken, Eyyubi ve Fatih’in ordularıyla kazandığı zaferlere öykünüldü. Davutoğlu “hedef, çıkarıldığı şehirden insanlık adına, adalet, özgürlük adına, eşitlik adına yürüyen bir ulu peygamberin Medinesi’dir. Hedef, ordusunda bulunan bütün Anadolu halklarıyla Malazgirt’te savaşa kefen giyerek yürürken Alparslan’ın zihnindeki yeni vatan idealidir. Hedef, ‘ya İstanbul beni alır ya ben İstanbul’u alırım’ diyen Fatih Sultan Mehmet Han’ın zihnindeki İstanbul’dur” diyerek özetlediği Yeni Türkiye’nin tüm referansları eski. Hedefin vizyonu sadece geçmişe gidebilen bir zaman makinesi yapmaksa biz de el atalım, bitsin şu sevdanız. Topluca Eyyubi ya da Alparslan’ın yanındaki yerlerinizi alın, gerçi uzun adamın egosu bu liderlerin yanında ikinci adam olmayı kaldıramaz.
Yeni Türkiye hiçbir zaman var olmamış “İleri Demokrasi” ya da Erke Dönergeci saçmalığı gibi bir şeyi ifade ediyor aslında. Amaç bir yandan bataklığını cilalı bir sloganla maskelerken, bir yandan da Erdoğan’ı başkanlık sistemine kavuşturmak. Daha ne kadar muhafazakâr ne kadar otoriter olunabilir, ülkeyi dönüştürme seferberliğinde Erdoğan kendi rekorunu kaç kez egale edecek hep birlikte göreceğiz. Neticede yeni diyenler bit pazarından medet umuyor, eskiye nur yağdırmaya çalışırken geçmişin acısını çıkarmaya çalışıyor. Özetle Yeni Türkiye demek mütedeyyinin iktidarı, ümmetin, hanedanlığın tecellisi demek.


