Hangi dağda Kürt öldü?
Hiçbir şeyden haberi olmayan bir insan evladı, açsa televizyonu, mesela Mehmet Ali Birand'ı, Ali Kırca'yı görse neşe içinde, sorar....
Hiçbir şeyden haberi olmayan bir insan evladı, açsa televizyonu, mesela Mehmet Ali Birand'ı, Ali Kırca'yı görse neşe içinde, sorar: Hangi dağda Kürt öldü? Kimse demesin bana "Dağda ölen Kürt değil, terörist!" Efendiler, diliniz hiçbir şeye dönmedi yıllardır, ey-valla, bari deyin ki "Kürt terörist!"
Kusura bakmasın kimse, öfkeliyim. Bu öfkemi kafasızayıflar "PKK'ya karşı psikolojik üstünlük bizde, o yüzden yardakçıları da sinirli" diye okuyabilir. Ve Ertuğrul Özkök hazretleri, "Düz ovadakiler de iyi anlasın" çağrısının bir kenarına iliştirebilir. Umurumda olmaz. Ölme ve öldürme üzerine bugüne kadar yazdığımız, söylediğimiz hiçbir şeyin hiçbir önemi kalmadı zira. Bu ülke en çok ölülerini seviyor çünkü. Öldürmeyi desem daha yerinde olacak. Daha açık ifadesiyle, bu ülkede medya, ölümü seviyor.
Bağırdık, çağırdık, olmaz böyle, bu iş öldürerek bir yere varmaz. Kan davasına döner. Dudak üstü bıyıklı mümin hükümetimiz, kurban bayramında gençlerin ölmesini daha reva buldu. Gece vakti uçaklar tepemizden havalanıp, şanlı şanlı döndüler ve sabah başladı muhabbet. Ve ben, ekranın karşısında, gayri resmi ekrandan ne tür haberler geleceğini atılan sinyaller arasında kavramaya çalışırken, emekli olmuş bordo berelileri dinlemekten sıkıldım. Ki yaşlandıkları halde kas yapmak sureti ile iktidarlarını ve kocamamış erkekliklerini sergileme gayretiyle giyinip dar kot pantolonları, kaslarını belirten dar ceketleri üstlerine geçirip, konuşup durdular.
Mehmet Ali Birand'ın gözlerini açıp, dilini sürçe sürçe, ellerini birbirine vura vura "mükemmel" diye çığlık atmalarından, Ali Kırca'nın zevkten kendinden geçtiğini izlemekten sıkıldım. Bu arada, gözden kaçmıştır mutlak, hatırlatayım. Defne Samyeli, ben izleyemedim, bir arkadaşım anlattı, haber programındaki konuğu ile PKK üzerine tartışırken, "Ben olsam kafalarını keserim" demiş. Aferin sana! Biz de derdik ki ya bu gencecik çocuklar nerden icap eder de kafa kesip fotoğraf çektirirler?
Ertuğrul Özkök'ün yazısına bakalım: "F-16'larımız Kuzey Irak semalarında, bir milletin kararını bombalarla, sortilerle verdi."
Aklım gerilere gitti. Eski Kürt isyanlarına. İnsan hiç mi değişmez. Bir ülke hiç mi değişmez. Ağrı isyanından sonra da Ağrı'yı mezar çizip, "Muhayyal Kürdistan burada meftundur" yazdınız. Dersim isyanında "bedevilerin" yok edilmesini duyurdunuz. Ne oldu son-ra?i990 başlarında "Cudi'ye bayrak diktik!" dediniz. Cudi başka bir ülkede miydi de bayrak diktiniz.
Yok yok, akıl, nizam, öngörü kaydı gitti. Köylere bomba düşmüş, siviller ölmüş, hayvanlar telef olmuş, analiz yapıyor medyamız: "Öyle gariban edebiyatı yapmasınlar, köylüde beton arme ne arasın. Onlar pekakalı!" İyi de analistçi efendiler, en son ne zaman bir köye gittiniz diye sorarlar insana. Öyle Polonezköy falan değil kastım, bir Kürt köyüne ne zaman gittiniz? Şimdi desek ki Kürt köylerinde de betonarme var, bu sefer diyecekler ki "Hani Kürtler baskı görüyordu, betonarme evleri varmış." Yok arkadaş, uğraşılmaz bu kafayla. Hem ne ki, bir tane koyun da taş sıçradığı için ölmüş. Avrupa Birliği de öyle yalandan açıklama yapmış. Irak hükümeti ise nota vermiş ama önemli değil, sıst bir nota!
Allah akıl ihsan eyleye... İşin tuhafı, böyle debdebeye getirip, omuzlarda gök yarısı bayraklar ile dağlar yeniden fethedilirken, tamtamlar arasında, bu meselenin ne olacağına dair tek cümle kuran çıkmıyor. Haydi öldürdün! Kürt sorununu ne yapacaksın. Kürtleri AKP'lileştirerek Kürt sorunu çözülür mü? Kürtler Türkleştiğinde dahi bu sorun çözülmüyor ki öyle beş altı senelik bir siyasi partiye meylettikleri vakit mesele kapansın.
Efendiler, haber bültenlerinde ellerini çırpıp çığlık atanlar, kafa kesmek isteyenler, siz hepiniz, savaş suçlususunuz! Savaş suçluları sadece silah tutmanın sınırlarını bozanlar değildir, bu ülkenin geleceğini karartıp, çocuğu yaşındaki gençlerin ölümüne sevinip, daha fazla ölüme davetiye çıkarmaktır da. Umarım bir gün bu ülke bir gün düzlüğe çıkar da arkadan gelen nesil, ölü olmayan nesil, sizi kolunuzdan tuttuğu gibi kenara atar. Bir ülkenin tarihinin kara satırları arasında kaybolursunuz.


