Hangi Sezer - 2
Adalet Bakanı ve yardımcısı, Saray’ın mehter marşı çalan asansöründe inerken Reis ile konuştukları anı zihinlerinde canlandırıyordu. Reis, altın varaklı tahtında uykulu gözlerle sadece “Sezer’i alın, içeri koyun” demişti. Reis’in ‘Hangi Sezer efendim’ sorusuna öfkesini hatırladıkça iki adamın tüyleri ürperiyordu. Asansörden inip bitmek bilmeyen koridorda onlarca danışman odasının önünden geçerken Adalet Bakan Yardımcısı’nın aklına bir fikir geldi:
“Bakanım burada bir Hukuk Politikaları Kurulu var. Ne iş yaptığını yıllardır öğrenemedik ama onlara sorsak belki bu Sezer’in kim olduğunu onlar bilir.”
Heyttt be… 5 maaş boşuna mı veriliyor. İki adam Hukuk Politikaları Kurulu’na gitti. Saray’ın 25 odası onlara ayrılmıştı ama dünyadan habersiz torpilli kadroları geçip bir yetkilinin makamına ulaşmaları 1.5 saat sürdü. Ama yetkili ölmüş, cesedi 1150 odalı Saray’da haftalardır fark edilmemişti.
Cenaze götürüldükten sonra iki adam, Saray’da kaybolduklarını fark etti. Şatafatlı, mermer koridorlar birbirinin aynısıydı. Bir kapıyı açtıklarında personel yemekhanesine çıktılar. Hun, Göktürk, Selçuklu, Hazar, Avar, Uygur, Babür, Harzemşah askerleri hamburger yiyor, cola içiyordu. ‘Desturrr’ diye bağırdıklarında Estonya Cumhurbaşkanı’nın havaya zıpladığını anlatıp makara yapıyorlardı.
Yerel Yönetim Politikaları Kurulu’nun odasına girdiklerinde dart tahtalarının üzerine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının fotoğrafları konulmuş, personel ok atıyordu. Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu’nun bir odasında yandaş türkücü ile yandaş tiyatrocu tavla oynayıp nargile tüttürüyordu. Oradan koşar adım uzaklaşırken Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi’nin tabelasını gördüler. Bu kez Adalet Bakanı’nın fikri geldi:
“Bu Sezer burada çalışıyor olmasın.”
İnsan Kaynakları Ofisi’nin başkanı saçı, sakalı birbirine karışmış, çökmüş bir adamdı. “Her gün 100 torpilli işe alıyoruz, 50 tane Sezer var, hepsi torpilli, içeri alınacak kimse çıkmaz” dedi.
Ekonomi Politikaları Kurulu’ndaki tüküren adamdan zor kurtuldular, Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu’ndaki tarikat zikrine katılıp kendilerinden geçtiler. Aile ve Sosyal Politikalar Kurulu’nda örgü ören 15 memur ile Müge Anlı izlediler. Köydeki cinayetin ardından ortaya çıkan bacanak ile eltinin, emmioğlu ile kayınvalidenin, gelin ile halanın, teyzenin kaynı ile sütçünün yakın münasebetlerini çözmeye çalıştılar. Buradan çıktıklarında kayış kopmuştu. En ücra köşeye kadar geldiler. Örümcek ağırları arasında basın odası vardı. Ülke medyasının yüzde 95’i Saray’ın hizmetindeydi ve Adalet Bakanı yine ümitlenmişti. “Gazeteciler belki biliyordur bu Sezer’i” derken gözleri ışıldıyordu.
“Sezer kim olabilir” sorusunu duyan gazetecilerin hepsi birbirine baktı, hep birlikte ellerini iki yana açıp bilmediklerini gösterdiler. Adalet Bakan Yardımcısı, “Biriniz Cumhurbaşkanımıza Sezer’in kim olduğunu sorabilir mi” diye sordu. Bir muhabir, “Ben Cumhurbaşkanımızı görmeyeli 3 yıl oldu” dedi. Diğeri “Ben Cumhurbaşkanını bir kez gördüm” diye gururla öne çıktı. Bir TV muhabiri durumu açıkladı:
“Cumhurbaşkanımıza İletişim Başkanlığı’nın yazılı verdiği sorular dışında soru sormak yasak. Uçağa binenler bile soramaz.”
Adalet Bakanı ve yardımcısı, yıllardır kullanılmayan, iki güvenlik memurunun unutulduğu kapıdan dışarı çıkabildi. Konum atarak makam otomobilini çağırdılar. Sadece Saray’a gelirken Reis’in görme ihtimaline karşı kullandıkları Togg’a binerken Adalet Bakanı bağırdı:
“Kim ulan bu Sezer…”
Adalet Bakanı ve Adalet Bakan Yardımcısı makam aracıyla bakanlık binasına geldiklerinde içeride hummalı bir çalışma vardı. Personel, Sezer’in kim olduğunu bulmak için seferber edilmişti. 100 görevli Google’a ‘Sezer’, ‘Sezer muhalif’, ‘Sezer CHP’, ‘Sezer DEM’, ‘Sezer Zafer Partisi’, ‘Sezer İyi Parti’, ‘Sezer Solcu’ yazıp çıkan sonuçlarda ipucu bulmak için görevlendirilmişti.
Bakanlığın büyük salonundaki toplantı 5 saat sürdü, 15 sunum yapıldı. Nüfus İşleri Genel Müdürü, Türkiye’de ‘Sezer’ isimli 30 bin 331 kişinin bulunduğunu, 250 tanesinin sabıkalı olduğunu, siyasi suçtan ceza alan Sezer olmadığını anlattı. İşe yaramadı.
Türkiye’deki tüm başsavcılıklara son günlerde soruşturma açılan Sezerler sorulmuştu.
Adalet Bakanı günlerce uykusunda ‘Sezer’ diye sayıkladı, yenge de ‘Kim bu Sezer’ diye sorgulamaya başlamıştı.
35’inci Sezer toplantısı yapılırken Adalet Bakanı, önüne konulan onlarca ‘Sezer’ klasörü arasında kaybolmuştu. Bir bürokrat “Sezer diye bir Türkücü var, albüm çıkarmış ama partimizin destekçisi. O olamaz” dedi. Bir diğeri; “Hanım’ın izlediği dizide bir Sezer var, Reis onu beğenmemiş olabilir mi” diye sordu. Öteki “Sabah programında bir Sezer var, katil ilan etmişlerdi ama cinayeti işlemediği, yengesini düdüklediği ortaya çıktı” diye konuştu. Masadaki boşları toplayan çaycı, muhabbete kulak kabartmıştı ve öylesine mırıldandı:
“Gazeteci Sezer olmasın.”
Deri, büyük koltuğuna çökmüş Adalet Bakanı heyecanla doğrulup bağırdı:
“Gazeteci mi…”
Çay tepsisi titreyen Çaycı bütün gözler üzerine çevrilmişken muhalif gazete okumadığını kanıtlamaya çalışıyordu:
“Ayıptır söylemesi benim komşunun oğlu Reis’e muhalif bir tip. Gazete okuyor. Bana da bulmacası için bırakıyor. Orada gördüm. Yoksa haşa okumam, bakmam yani…”
Adalet Bakanı hiddetle “Kes tıraşı, kim ulan bu gazeteci Sezer” diye bağırdı.
Tepsiden ince belli bardaklar devrilirken konuştu Çaycı:
“Sezer Günay… Saray’ın günlük elektrik faturasının 300 bin TL olduğunu yazmıştı. Ben bulmaca için…”
Adalet Bakanı ve yardımcısı göz göze geldi. Parçaları birleştirdiler. Kendilerinden sonra Enerji Bakanı’nın Reis’in makamına çağırılması rastlantı değildi.
Adalet Bakanı koltuğundan kalkıp Çaycı’ya sarıldı. 30 dakika sonra bakanlığın insan kaynakları muhalif gazete okuduğu tespit edilen Çaycı’ya işten çıkarıldığını bildirdi. Çaycı, güvenlik görevlileri tarafından bakanlıktan çıkarılırken Adalet Bakanı, Özel Kalemi’ne Sezer Günay’ın yaşadığı şehrin başsavcısını telefona bağlamasını emretti.
Adalet Sarayı’nda Başsavcı, inşaat şirketi sahiplerini ağırlıyordu. Şantiyedeki kazaların bu işin fıtratında olduğu Reis’in sözlerinden alıntılarla konuşulmuştu. Emekçi zaiyatına kafayı takmamak gerektiği konusunda mutabık kalınmıştı. Devasa adalet sarayını da inşa eden müteahhit dosya numaralarını söyledi,
Başsavcı not alırken “Sıkıntı yok, hallederiz” dedi. Bu sırada özel kalem odaya daldı:
“Adalet Bakanı arıyor.”
Başsavcı ile birlikte müteahhitler ayağa fırladı.
Telefonu kulağına götüren Başsavcı, üstüne başına çeki düzen veriyordu:
“Emredin bakanım.”
Adalet Bakanı kükredi:
“Sezer’i bulduk, siz uyuyorsunuz. Gazeteciymiş, adı; Sezer Günay. Saray’ın elektrik faturasını yazıp Reisimizi karalamış. Gereğini yapın.”
Başsavcı’nın sesi adliyede yankılandı:
“Kim ulan bu gazeteci Sezer…”
Devam edecek…


