Hatırlatmalar: 16 Mart katliamının yıldönümünde “filmler” ve gerçekler!

Politika Kolektifi
16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi önünde faşistler tarafından atılan bir bomba ile 7 öğrenci yaşamını yitirdi, 100’den fazla öğrenci ise yaralandı. Ülkücü Ali Yurtaslan, öğrencilerin üstüne atılan bombayı bugünlerde propaganda filmi çekilen Abdullah Çatlı’nın temin ettiğini öne sürmüştü.
12 Eylül darbesine giden yolda gerçekleşen katliamlardan en önemlilerinden biri olan 16 Mart katliamının 48. yıldönümüne gelirken, belli gruplar ve kimi “sanatçılar” Abdullah Çatlı belgeselinde boy gösteriyor. Sonrasındaki yaşamında kirli ilişkileriyle gündeme gelen ve Susurluk kazasında yaşamını yitiren Çatlı’nın da örgütleyicilerinden olduğu 16 Mart Beyazıt katliamı, tarihe geçen kontrgerilla destekli faşist saldırılardan birisidir. Bombalı saldırı, aynı zamanda 1978-80 arasında göreceğimiz toplu katliamların ilkidir.
16 Mart’a gelinen süreçte yaşanan olaylar, esasen bu türden faşist saldırıların da habercisiydi. 1977 Haziran seçimlerinde birinci çıkan CHP, güvenoyu için mecliste çoğunluğu ancak milletvekili pazarlıkları sonucunda Ocak 1978 yılında alarak hükümet kurabildi. Henüz Haziran seçimleri öncesinde, yükselen devrimci hareketin önünü alabilmek için gerçekleştirilen provokasyonlar artmış, 1 Mayıs 1977 katliamı bu anlamda bir milat olmuştu. 1 Mayıs katliamının ardından devrimci öğrencilere ve aydınlara karşı düzenlenen suikastlar yükselişe geçti. 1978 Mart ayı ile toplu katliamlar gündeme gelmeye başladı. Bu katliamlardan ilki 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi Beyazıt kampüsünde gerçekleştirildi. Faşist saldırılara karşı okula toplu halde gelip giden öğrencilerin üzerine bomba atıldı. Olay yerinde 5 kişi hayatını kaybederken, 31’i ağır olmak üzere 100’den fazla öğrenci yaralandı. Daha sonra park eden arabaların arasına mevzilenmiş dört saldırgan otomatik silahlarla kaçışanlara ve yaralılara yaylım ateşinde bulundu. Yaylım ateşi sırasında da birçok kişi kurşunların hedefi oldu. Yaralılardan ikisinin de sonraki günlerde can vermesiyle ölü sayısı 7’ye çıktı.
Katliamda, öğrenciler Hatice Özen, Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Turan Ören, Abdullah Şimşek, Hamit Akıl, Murat Kurt yaşamını yitirdi, 50’den fazla öğrenci yaralandı. Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Orhan Çakıroğlu, Mehmet Gül, dönemin MHP İstanbul İl Başkanı Kazım Ayaydın ve Ahmet Hamdi Aksoy gözaltına alındı. Sıddık Polat ise Elazığ’da yakalandı. Bombayı atan Zülküf İsot, itiraf etti ve teslim olacağını söyledi. Zülküf İsot’u, daha sonra ülkücü Latif Aktı öldürdü. İtirafçı Ali Yurtaslan ise öğrencilerin üstüne atılan bombayı Abdullah Çatlı’nın temin ettiğini öne sürdü.
Olaydan önce böyle bir katliamın yapılacağının 10 gün öncesinden polise bildirildiği ortaya çıktı. POL-DER İstanbul şube başkanı Kâzım Bilir 23 Mart 1978 günü bu bilgiyi gazetelere açıkladı ve buna ilişkin yazının fotokopisini basına dağıttı. Toplum Zabıtası Müdür vekili Murat Azmioğlu tarafından 8 Mart 1978 günü Emniyet müdürlüğüne gönderilen yazıda; Solcu gruba mensup öğrencilerin fakülteye gelmeye devam etmeleri halinde 8-10 gün içerisinde üzerlerine dinamit atılacağı bildirilerek, gerekli tedbirlerin alınması rica ediliyordu.
Dilekçenin ortaya çıkmasıyla İçişleri Bakanlığınca ihbarın doğru olduğu kabul edilerek ihbarın değerlendirilip, değerlendirilmediğinin araştırdığı bildirildi. Sonrasında buna dair hiçbir işlem yapılmayarak, katliamında üzeri örtülmüş oldu.
Katliamın ardından yaşananlar ise tam manasıyla bir hukuk skandalıydı. Üniversite polis noktası amiri Reşat Altay’ın, diğer günlerde olduğu gibi 16 Mart günü de üniversitenin Süleymaniye’ye açılan kapısından çıkmak isteyen öğrencilere izin vermeyerek saldırının olacağı kapıdan çıkmaya zorladığı ve patlamanın ardından saldırganları yakalamak üzere harekete geçen polislere, "Durun. Koşmayın" şeklinde talimat verdiği yönündeki iddialar bugün bile tazeliğini koruyor. Hrant Dink cinayetiyle adı bir kez daha gündeme gelen Altay, Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü görevindeyken Dink suikastı soruşturması kapsamında, "yapılan ihbarı değerlendirmediği" gerekçesiyle görevden alındı.
Tüm bu katliamların esas nedeni bugün yaşadığımız karanlığa taş döşemekti. 1965’ler sonrasında yükselen devrimci toplumsal muhalefet hareketine karşı siyasal İslamcı ve milliyetçi faşist hareketler örgütlendirildi. Amerika’nın soğuk savaş planı içinde örgütlenen; Komünizmle Mücadele Dernekleri ve sonrasında Türkeş’in Komando kamplarında eğitilen bu güçlerin temel görevi ülkede yükselen toplumsal muhalefetin bastırılması oldu. Bugünlere kadar iktidarını sürdüren islamcı faşist diktatörlüğün tarihinden çıkarabildiği tek kahramanı da hayatı uyuşturucu tacirlerine ayakçılık yaparken sona eren Çatlı olabilir ancak.


