Google Play Store
App Store

Şimdi, TV’lerde, köşe yazılarında herkesin çözmeye çalıştığı şifreler aslında, yaşadığımız bu yirmi yılda saklı. Bugün düzen muhalefetinin eğilimlerine bakınca, onun da dün yapılan hatalardan hiçbir ders almadığı görülüyor. Onların hepsi bir yana yirmi yıldır olduğu üzere bugün de sokaklarda, hayatın her yerinde bu rejime karşı mücadele eden insanlara ulaşmak için bir çığlık olarak görülmeli bütün bunlar. Belli ki kurulan yeni oyunları onların birleşik gücünden başka bir güç bozamayacak. Bir daha yaşamamak için hatırlayalım.

Hatırlatmalar | Aynı zokayı kaç kez yutacaksınız?

Politika Kolektifi 

Bu hafta, AKP’nin yirmi yılı aşkın iktidar yürüyüşünün kırılma noktalarını ve muhalefetin eşiklerdeki tutumlarını hatırlatıyoruz. Bir kez daha gündeme gelen anayasa ile çözüm süreci yeniden mi sorularına bir de bunları hatırlayarak bakmakta fayda var.

Şimdi, TV’lerde, köşe yazılarında herkesin çözmeye çalıştığı şifreler aslında, yaşadığımız bu yirmi yılda saklı.

Bugün düzen muhalefetinin eğilimlerine bakınca, onun da dün yapılan hatalardan hiçbir ders almadığı görülüyor.

Onların hepsi bir yana yirmi yıldır olduğu üzere bugün de sokaklarda, hayatın her yerinde bu rejime karşı mücadele eden insanlara ulaşmak için bir çığlık olarak görülmeli bütün bunlar. Belli ki kurulan yeni oyunları onların birleşik gücünden başka bir güç bozamayacak. Bir daha yaşamamak için hatırlayalım.

***

2001

AKP KURULDU

AKP, Refah Partisi’nin A. Gül, R. T. Erdoğan ve B. Arınç’ın başını çektiği “yenilikçiler” olarak bilinen bir grup tarafından parçalanması ile kuruldu. Bu kuruluş sürecinin, ılımlı İslamcı bir merkez partinin yaratılması hedefiyle ABD’nin yönelimlerine uygun olarak, onun yönlendirmesi ve hatta CIA’in doğrudan müdahaleleri ile kurulduğu sonrasında da sürecin parçası olanların itirafları doğrultusunda ortaya konuldu.

2002

AKP İKTİDARA GETİRİLİYOR

AKP’nin iktidara geldiği 2002 öncesinde, Türkiye ciddi bir ekonomik ve siyasi kriz içinden geçti. Ekonomik krizden çıkış için IMF dayatması ile birlikte onun Dünya Bankası markalı denetçisi Kemal Derviş ithal edildi. Emekçi halk aleyhine kemer sıkma politikalarının uygulandığı dönem, 11 Eylül 2001’de İkiz Kulelere yönelik El-Kaide saldırı sonrasında ABD’nin Afganistan ve sonra Irak’a yönelecek askerî müdahale gerilimi içinde kaldı. Irak’ın ABD tarafından işgalinde Türkiye’nin merkez bir üs olarak konumlandırılmasına karşı çıkan Ecevit, giderek güçten düşürüldü. Hastalığı ile birlikte, o süreçteki tedavilere ilişkin halen açıklığa kavuşmamış iddiaların ardından Ecevit’in DSP’si, Kemal Derviş tarafından bölünerek fiilen kapatıldı. Ecevit’in iktidar ortağı olan Bahçeli’nin “eli” tam bu kriz ânında devreye girerek, erken seçim çağrısı ile koalisyonun fişini çekti.

Bu kriz döneminde kurulan AKP hızla parlatılırken, Erdoğan ise Amerika ziyaretlerinde ağırlandığı Beyaz Saray görüşmeleri sonrasında, Irak başta olmak üzere Amerikan politikalarına bağlılığını ortaya koyuyordu. 3 Kasım 2002’de gerçekleşen seçimlerde, öncesindeki iktidar ortakları DSP, MHP ve ANAP’ın baraj altı kaldığı, DYP’nin yarım puanla Meclis dışına kaldığı bir tabloda AKP tek başına iktidara geldi.

2003

BAŞBAKANLIK KOLTUĞUNA OTURUYOR

Siyasi yasaklı olduğu için 2002 seçimlerinde milletvekili olamayan Erdoğan’a vekillik ve başbakanlık yolu, dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal tarafından açıldı. Anayasada Erdoğan için özel bir değişiklik gerçekleştirilerek, Siirt’te seçim tekrarının ardından Erdoğan, AKP’nin genel başkanlık koltuğuna oturdu.

2005

AB HAYALİ

AKP’nin iktidara gelmesi, devlet içinde eski ve yeni iktidar sahipleri arasında bir çatışmayı gündeme getirmeye başladı. 2005 yılında AB müzakere sürecinin başlaması, Türkiye’nin neoliberal ve İslamcı bir hatta yeniden yapılanması sürecinin manivelası haline getirildi. Türkiye’de solda ve muhalefet hareketi içinde, AKP’nin ülkenin demokratikleştirilmesine yönelik yanılsamanın en önemli çıpası da AB ile müzakere süreci oldu.

2007

DARBE-ŞERİAT DERKEN ERGENEKON OPERASYONU

AKP’nin iktidara gelmesinin ardından devlet içindeki çatışmaların pat durumunda ilerlediği bir dönem yaşandı. Bu süreç, Ergenekon operasyonu ile birlikte sonlandırıldı. Bu operasyonlarda devlet içindeki eski iktidar yapısının sahibi olan kesimlerin tasfiye edilmesinin bir başlangıcı olduğu kadar, tüm muhalefeti de baskılamanın bir aracına dönüştürüldü. Bu dönemde toplum genel olarak darbe mi şeriat mı üzerinden kurulan bir ikilem etrafında bir saflaşmaya zorlandı. Solun da önemli bir kesimi, bir darbe tehdidi karşısında AKP’nin desteklenmesi şeklindeki bir siyaseti savunarak bu sürece destek verdi. Oysa o süreç, asıl olarak ABD’nin tercihleri doğrultusunda Türkiye’nin siyasal İslamcı bir faşizme sürüklenmesinin önünün açılması anlamına gelecekti. Solda da bu yöndeki düşüncelerle mücadele etmeye çalışan örgütler parçalanmalara sürüklenerek etkisizleştirilmeye çalışıldı. Bu süreç, 2010 referandumu öncesi güç dengesini AKP ve F. Gülen cemaatine lehine dönüştürecek bir düzenleme olarak yaşandı.

2010

ANAYASA REFERANDUMU

2010 Anayasa referandumu, siyasal İslamcı dönüşümün en önemli eşiklerinden birisi oldu. Yargı başta olmak üzere, AKP ve Cemaatin devletin çekirdeğini ele geçireceği bu anayasa değişikliği, “12 Eylül yargılanacak” yanılması içinde soldan da devşirenlerin “yetmez ama evet” ihanetinden, Kürt hareketinin boykot kararıyla verdiği destekle bu eşik aşıldı.

2013

ÇÖZÜM SÜRECİ

Şubat 2013, Kürt sorununda “demokratik çözüm” için açılım süreci başlatıldı. Abdullah Öcalan’ın merkezinde olduğu müzakereler 2015’e kadar sürdü. 7 Haziran seçimleri öncesinde, 2011’de başlayan Suriye iç savaşının gerilimlerinin de etkisi altında sonlandırıldı. Erdoğan, çözüm sürecinin kendisini iktidarda tutmak için artık yeterli olmadığını görerek yeni bir sürecin işaretini Dolmabahçe mutabakatı olarak bilinen uzlaşmayı reddederek verdi.

2015

7 HAZİRAN’DAN 1 KASIM’A

Çözüm Süreci askıya alınarak girilen seçimlerde AKP tek başına iktidarını kaybetti. 7 Haziran sonrasında, Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan Erdoğan’a ilk el bir kez daha Deniz Baykal tarafından uzatıldı. Baykal, görüşme sonrasında Meclis Başkanı adayı olmuş, MHP’nin çekimser oy kullandığı bir seçimde AKP Meclis Başkanlığını kazanarak sürecin yönetimindeki inisiyatif alanlarından birisi ele geçirmiş oldu. CHP’nin AKP ile uzun koalisyon görüşmelerinin perdelediği bir sürecin sonunda, seçim tekrarı kararı alındı. HDP’nin de –sonrasında S. Demirtaş tarafından da açıklandığı üzere– AKP’nin iktidarda kalmasına yönelik farklı koalisyon önerileni sunduğu bu tuhaf zamanlar, Bahçeli’nin CHP’nin Başbakanlık önerisini reddederek erken seçim çağrısı yapmasıyla sonuçlandı.

1 Kasım’a ise, müzakerelerin çatışmaya döndüğü, hendek savaşları ile birlikte patlayan bombaların gölgesi altında AKP’nin yüzde 50’ye tırmanarak iktidar koltuğuna oturduğu bir süreç oldu. 1 Kasım aynı zamanda AKP-MHP ittifakının da başlangıcı oldu.

2016

SARAYA GİDEN YOLDA DÖŞENEN UZLAŞI TAŞLARI

AKP, Refah Partisi’nin A. Gül, R. T. Erdoğan ve B. Arınç’ın başını çektiği “yenilikçiler” olarak bilinen bir grup tarafından parçalanması ile kuruldu. Bu kuruluş sürecinin, ılımlı İslamcı bir merkez partinin yaratılması hedefiyle ABD’nin yönelimlerine uygun olarak, onun yönlendirmesi ve hatta CIA’in doğrudan müdahaleleri ile kurulduğu sonrasında da sürecin parçası olanların itirafları doğrultusunda ortaya konuldu.

15 Temmuz 2016’da iktidarın eski ortağı Fethullahçıların örgütlediği, ancak detayları bugün bile gizemini koruyan başarısız darbe girişimi, Erdoğan’ın ifadesiyle AKP açısından “Allah’ın bir lütfu” haline geldi.

15 Temmuz, AKP’nin iktidarının ilk on yılında yargıda, emniyette ve orduda kadrolaşmasını desteklediği Fethullahçılar ile girdiği iktidar mücadelesinin doğrudan sonucuydu. Dolayısıyla devletin farklı siyasal grupları arasındaki hegemonya mücadelesinin sonucu olan böyle kanlı bir saldırının da doğrudan sorumlusuydu. B. Yıldırım’ın sözleriyle “En sevmedikleri proje.” Ancak AKP, doğrudan sorumlusu olduğu darbe girişiminden iktidarını yeniden tahkim edebilecek ve rejimi değiştirebilecek bir imkân yaratabildiyse muhalefetin buradaki sorumluluğu yadsınamaz.

Darbenin ilk saatinden itibaren “demokrasiye sahip çıkma” çağrısı yapan muhalefet, bu saldırının bir sorumlusunu lanetlerken, diğer ortağının ise peşine dizildi. Darbeden 2 hafta sonra AKP’nin düzenlediği ve CHP ile MHP’nin katıldığı ünlü Yenikapı mitinginde, dönemin CHP lideri K. Kılıçdaroğlu Erdoğan’a istediği “kucaklayıcı” tavrı göstererek AKP açısından yeni bir dönemin kapısını araladı. Darbe girişimini gerçekleştiren Fethullahçıları lanetlerken, bu cemaati devlete göstere göstere yerleştiren iktidarın ise sırtını sıvazlayıp arkasına dizildi:

"15 Temmuz bir uzlaşma kapısı araladı bize. 15 Temmuz’da artık yeni bir Türkiye vardır. Eğer biz bu gücü, bu uzlaşma kültürünü daha da ileriye taşıyabilirsek, çocuklarımıza güzel bir ülkeyi bırakmış olacağız" (K. Kılıçdaroğlu).

15 Temmuz, yıllardır kurumlar üzerinden hegemonya savaşı verilen Fethullahçıların 4 parti tarafından ortak düşman ilan edilmesiyle AKP’nin geçmiş tüm suçlarının üzerine sünger çekme, iktidarını pekiştirme imkânı tanıdı. Yeni beka siyaseti, Fethullahçıların tüm suçlarında ortağı olduğu iktidarı akladı. Fırsatı bulan AKP bir kolunda Kılıçdaroğlu, bir kolunda Bahçeli ile darbeden bir hafta sonra OHAL ilan etti ve ülkede yeni bir karanlık dönemi açtı.

MUHALEFET OHAL’E SES ÇIKARMADI

OHAL kararı mecliste oyçokluğuyla geçerken, muhalefet tepki göstermek bir yana CHP vekillerini istedikleri oyu kullanmakta serbest bıraktıklarını açıkladı! OHAL Cumhurbaşkanı ve bakanlar kuruluna KHK ile ülkeyi yönetebilme yetkisi vererek meclisi fiilen ortadan kaldırdı. KHK’lar yalnızca OHAL’in düzenlenmesine dair sınırları aşarak yeni bir tasfiye sürecini getirdi. Üniversite ve devlet kurumlarından Fethullahçılarla birlikte aynı torbaya konularak muhalif, sol-sosyalist görüşten yüzlerce akademisyen işten çıkarıldı. Üniversite rektörlükleri, kayyum atamasına bağlandı. HDP’nin kazandığı 102 belediyeden 94’üne kayyum atanarak yerel yönetimler AKP-MHP ittifakının güvendiği kadrolara devredildi.

Darbenin hemen öncesinde, K. Kılıçdaroğlu’nun “Anayasaya aykırı bile olsa Evet!” diyerek meclisten geçmesini sağladığı dokunulmazlığın kaldırılmasına dair yasa değişikliği, 15 Temmuz’dan sonra uygulanmaya konuldu. HDP eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere 15 HDP, 1 CHP milletvekili tutuklandı. Fiilen işlemez hale gelen meclisin aritmetiği de muhalefetin desteklediği süreçler sonucunda cumhurbaşkanının kontrolüne geçti.

Fethullahçı örgütle mücadele adı altında muhalif akademisyenler, gazeteciler, milletvekilleri başta olmak üzere bütün bir toplumsal muhalefet OHAL ile baskı altına alındı. Hem “istihbarat açıklarıyla” yol verilen canlı bomba saldırıları hem de OHAL yasaklarıyla toplumsal muhalefet sokaktan çektirildi. Meclisin her kritik aşamasında desteklediği bu sürecin sonunda, iktidar karşısındaki direngen toplumsal muhalefet kırılırken, ana muhalefet çözüm olarak siyaseti seçimlere, “sandığı beklemeye” sıkıştırdı.

2018

OHAL’DE DEĞİŞEN REJİM

KHK’larla tüm devlet kadroları şekillenip muhalefet temizliği yapılırken, 7 Haziran sonrası iktidar saflarına geçen MHP lideri D. Bahçeli, OHAL’in rejim değişikliği için fırsat olduğunu açıklayarak anayasa değişikliği işareti verdi: “Fiilî duruma hukuki yol aranmalıdır.”

AKP’nin ilk günden beri cebinde tuttuğu başkanlık sistemi projesi, OHAL döneminde mecliste 330’luk oyçokluğu ile referanduma sunuldu. YSK’nın bir anda ortaya çıkan mühürsüz oyları geçerli kabul etmesiyle Evet lehine sonuçlanan referandum sonucuyla, Türkiye’de 15 Temmuz’dan bir yıl sonra sivil darbe ile rejim değişti. Toplumsal muhalefetin önderlik ettiği “Hayır” kampanyası, resmî sonuçlara göre yüzde 48,5 oy aldı. Mühürsüz oy şaibesine karşı, OHAL’in toplumsal muhalefeti baskı altına aldığı bir atmosferde, ana muhalefet de güçlü bir itirazdan çekindi, dönemin CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, ”Sokakta silahlı adamlar vardı” diyerek darbeyi sineye çektiklerini açıkladı. Sokaktan gelen itiraza karşın ana muhalefetin boyun eğerek “itirazı hukuki düzlemde sürdüreceğini” söylediği bu YSK darbesinin özeti ise Erdoğan’ın ağzından geldi: "Boşuna uğraşmayın, atı alan Üsküdar'ı geçti, haberiniz yok!"

OHAL sürecinin son icraatı ise yeni anayasa ile gidilen ilk cumhurbaşkanlığı seçimi oldu. “Fiilî durumun hukukileştiği” yeni dönemde, Erdoğan ikinci kez cumhurbaşkanı adayı olurken, karşısında seçim kazanma inancı dahi olmayan muhalefet, OHAL’de seçime gidilmesine de itiraz etmedi. Her partinin kendi adayını çıkardığı ve yine şaibelerle geçen, halkın sandık başında nöbet tuttuğu bir seçimde CHP adayının ortadan kaybolmasıyla Erdoğan ilk turda kazandığını açıkladı.

2018 Haziran seçimlerinden bir ay sonra OHAL sonlanırken geride parlamenter sistemin kaldırıldığı bir cumhuriyet, aritmetiği oynanmış bir meclis, içleri boşaltılmış üniversiteler, kayyum atanmış onlarca belediye, KHK’larla hayatları kayan binlerce muhalif ve susturulan sokaklar kaldı. Kılıçdaroğlu’nun Yenikapı’da açtığı “Uzlaşma kapısı” Saray’a çıktı.