Google Play Store
App Store
Hatırlatmalar | Eğitimde gerici dönüşümlere karşı direnişler

Politika Kolektifi 

23 yıllık AKP iktidarında en kritik dönüşümlerin başında eğitimde gericileşme ve piyasalaşma politikaları geliyor. 4+4+4 düzenlemesinden, özel eğitime verilen teşviklere, imam hatipleşmeden doğrudan tarikatların okullara girdiği ÇEDES vb projelere, öğrencilerin patronların eline bırakıldığı MESEM’lere kadar geçtiğimiz 25 yıl, AKP’nin eğitimi neoliberal ve gerici bir dönüşüme kurban etme süreci olarak yaşandı. Ancak bu süreç, aynı zamanda Türkiye’de tüm toplumsal muhalefet güçlerinin birleşik mücadelesinin sayısız örneğini yarattı. AKP’nin eski ortağı Cemaat üyelerini devlet ve üniversitelerde kadrolaşmaları için giriştiği şifre skandalları, Gezi’nin nüvesi sayılabilecek liseli direnişlerini yarattı. 4+4+4 uygulamalarına karşı binlerce kişi sokağa çıktı. İktidarın “haremlik-selamlık” eğitim hayali birçok kez yine muhalefet güçlerinin eylemlilikleriyle hayal olarak kalmaya devam etti. Haziran Hareketi’nin öncülük ettiği eğitim boykotu, AKP döneminin en büyük başkaldırılarından birine dönüştü.

Bugün gelinen noktada Sarayın Milli Eğitim Bakanı çocukların eğitimi bırakıp tarlalara, atölyelere, evlere hapsedilmesi için yeni düzenlemelerden bahsediyor. Kamuya ait yurt binaları tarikatlara peşkeş çekilerek, okurken barınma ihtiyacı olan her yaştan öğrenciye seçenek olarak “Ya özel ya tarikat” sunuluyor. Aynı ikilem, birçok ortaokul ve lise öğrencisi için kamuda imam hatip okullarına zorlanmasıyla okul seçiminde de yaşanıyor. Veliler ya milyonlarca lira borca girerek gericileşmeye karşı çocuklarını özel okullarda okutuyor ya da imam hatip olsun olmasın giderek gericileşen devlet okullarına mecbur kalıyor. Bu mecburiyetin sonucu, tarikat yurtlarında intiharlar, istismarlar yaşanıyor. Kamusal eğitim mücadelesinin yaşam savaşı haline geldiği bir döneme girdik. Çocuklarımızın, kardeşlerimizin, bu ülkenin gelecek tüm nesillerinin, “tarikat-sermaye-çocuk yaşta evlilik” üçgeninden çıkarılabilmesi için yeni bir eğitim mücadelesinin mecburiyeti tüm toplumsal muhalefet güçlerinin önünde duruyor. Bu hafta, geçmişten bugüne eğitimde gericileşme ve piyasalaşmaya karşı verilen birleşik mücadele örneklerini okurlarımıza hatırlatıyoruz.

***

ÖZEL OKULLAR KAPATILSIN YÜRÜYÜŞLERİ

Türkiye’de eğitimin piyasalaştırılmasına karşı ilk tepkilerde 1968’de öğrenci hareketinin gelişime paralel olarak gerçekleştirildi. Türkiye’de özel okulların tarihi 1961 Anayasası’nda yer alan 21. maddedeki pasajla başlar: “herkes ilim ve sanatı serbestçe öğrenme, öğretme açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Eğitim ve öğretim devletin gözetimi altında serbesttir.” Yeni anayasadaki bu maddeye dayanarak İsmet İnönü’nün başbakanlığı döneminde tasarlanan kanun yürürlüğe girmiş ve ilk özel yüksekokul bu dönemde açıldı. 1960’ların sonlarına gelindiğinde çoğalan ve sayıları 44’ü bulan özel yüksekokullar toplumda geniş tepkiyle karşılaşmışlardır. Özel okulların eğitimi ciddiyetten uzak hale getirmesi kamu okullarında okuyan öğrencilerini de rahatsız ediyordu. Özel okullar diploma satmaktan, dersleri para ile geçirmeye birçok yolsuzluğun yapıldığı eğitimdeki yozlaşmanın kaynağı haline gelmişlerdi. Döneminde sayısı 9 ile sınırlı devlet üniversitelerinin eğitimi özel yüksekokullara göre çok daha nitelikli bir muhtevaya sahipti. 1967 yılından itibaren özel yüksekokullar öğrenciler ve toplumun geniş kesimleri tarafından boykotlar, kampanyalar ve kitlesel eylemlerle protesto edildi.

İlk işaret fişeği gençlik tarafından atıldı. 7 Kasım 1967 günü İ.T.Ü.T.B’nin (İstanbul Teknik Üniversitesi Talebe Birliği) bildirisi ile İstanbul’dan Ankara’ya yürüyüş başlatıldı. Bildiride: “halkçı eğitimin yıkılmak istendiği, özel okulların bu amaçla açıldığı ve büyük kazanç kapısı haline geldiği, anayasanın 39. maddesi gereğince özel okulların devletleştirilmesinin gerektiği, aksi halde Türkiye’yi karanlık yarınların beklediğini, yıkılacak binaların, patlayacak fabrika kazanlarının bir felaket yaratacağını” vurguluyorlardı. Yürüyüş güzergâhı boyunca bütün il ve ilçelerde başta TÖS, DİSK olmak üzere demokratik kurumların katıldığı mitingler düzenlendi. Köylerde kamusal eğitimin önemini anlatan konuşmalar yapıldı. Yürüyüş 20 Kasım’da Ankara’da binlerce insanın katıldığı mitingle sona erdirildi. İşaret fişeği olarak başlayan bu yürüyüş ileriki zamanlarda hedefine ulaşacaktı. Tepkiler sonrası Anayasa Mahkemesi özel okulların anayasaya aykırı bir şekilde kurulduğu kararını verecekti. Bu süreç sonunda çıkarılan yasa ile özel yüksekokullar kapatıldı.

***

TÖS: BÜYÜK EĞİTİMCİ YÜRÜYÜŞÜ

15 Temmuz 1969’da neredeyse 40 bin kişinin katıldığı büyük eğitimci yürüyüşü öğretmen haklarının yanı sıra egemen sınıflar çıkarları çerçevesinde eğitim alanın dönüştürülmesine karşı Türkiye tarihinin en kitlesel karşı çıkışlarından biri olarak tarihe geçmiştir.

Cumhuriyetin ekonomik ve kalkınmacılığa dayanan muhtevasına uygun olarak eğitimde her türlü dinsel vesayetten uzaklaştırılarak bilimsel, laik bir karakterde şekillendirilmişti. Bunun yanı sıra siyasal alanda yaşanan dönüşümü toplumsal alana yaymak amacıyla aydınlanma değerlerine uygun yurttaşlar yetiştirme hedefiyle eğitim herkes için kamusal bir hak olarak tanımlanmıştı. 1950’lere giderken bu politikalardan köklü bir kopuş yaşandı. II. Dünya Savaşı sonrası ekonomik ve siyasi ikili anlaşmalarla Truman Doktrini, Marshal Planı, Nato üyeliği vb Türkiye’nin ABD emperyalizminin yörüngesine daha fazla yaklaşması sonucu yaşanan değişim eğitimde dönüşümü de beraberinde getirdi. Bu bağımlılığa paralel Soğuk Savaş politikaları çerçevesinde anti-komünist politikalar doğrultusunda eğitimi İslamileştirme çabaları da hayata geçirilmeye başladı. İlk icraattan biri aydınlanmacı değerlerle öğretmen yetiştiren Köy Enstitülerinin kapatılması oldu. Demokrat Parti döneminde dinselleştirmeyi derinleştiren uygulamalar devam etti. Okullardan din dersleri seçmeli olarak hayata geçirilirken, İmam hatip okulları yeniden açıldı. 1960’lara gelindiğinde bu dönüşümün yanı sıra bağımlı ithal ikamesine dayanan ekonomiye uygun elemanlar yetiştirmek, eğitimin temel hedefi olarak belirlenmiş bu bağlamda politikalar geliştirilmiştir.

TÖS 1950’lerden başlayarak eğitimde hayata geçirilen bu politikalar ve öğretmenlerin iktidar siyasi iktidarlar tarafından baskı altına alınmasına karşı 15 Temmuz 1969 günü “Büyük Eğitimci Yürüyüşünü” başlattı. Yürüyüş eğitimi yozlaştıran zihniyetin sona erdirilmesi ve öğretmene baskı yapan öğretmenin hak ve hukukuna saldıran tüm politikaların yerilmesini talep ediyordu. TÖS başkanı Fakir Baykurt kürsüdeki konuşmasında taleplerini ve amaçlarını ortaya koyuyordu; “Montajcı”, halkın gerçek ihtiyaçlarıyla ilgili olmayan eğitim sistemine ve yabancı uzmanlara karşı; emperyalizme ve sömürgeciliğe karşı mücadele ediyoruz. “…Yirmi haneli köydeki emektar eğitmenimizi Amerikalı uzman Philip Kenneth Ness’ten üstün görüyoruz… Amerika’nın üretim artığı bayat süttozunu, barış gönüllüsünü, daha dün 6. Filo’nun gölgesinde limanlarımıza boşaltılan artık donyağını istemiyoruz!”, “Eğitimde eşitlik” Bu, öğretmen üzerinde yoğunlaşan idari/siyasi baskılara bir tepkidir aynı zamanda.

Bu yürüyüş, 15-18 Aralık 1969’da TÖS ve İLKSEN’in birlikte gerçekleştirdiği Büyük Öğretmen Boykotu’nun örgütlenmesine cesaret vermiş ve zemin hazırlamıştır. Bu Öğretmen Boykotu, katılımcı sayısı (109.000 öğretmen), gerçekleşme biçimi ve koşullarıyla, sonuçlarına bakıldığında gerçek anlamda bir genel greve de dönüşmüştür.

***

SINAVLARDA ÇIKAN SKANDALLARA KARŞI ŞİFRE EYLEMLERİ

2011 yılı Yükseköğretime Geçiş Sınavının ardından, Fethullahçıların yanıtları şifrelediği ortaya çıktı. AKP-Cemaat ortaklığının altın yıllarını yaşadığı bu dönemde, bir önceki yılki KPSS skandalının ardından bu defa üniversite giriş sınavında da şifreyle Fethullahçıların sınav kazanmasının sağlandığı ortaya çıktı.

YGS şifresi AKP’nin devlet içi kadrolaşma sürecini nasıl gerçekleştirdiğine dair kamuoyuna yansıyan ilk skandal olmuştu. Çeşitli operasyonlarla tasfiye edilen devlet kadrolarının hangi hilelerle tarikat ve cemaatlere teslim edildiği memleketi içine sürükleyen İslamcı faşizmin nasıl adım adım örgütlendiği de bu şekilde ortaya çıkmıştı.

Dönemin iktidar ortakları F. Gülen cemaati ve AKP, şifrelemenin ortaya çıkışının ardından, hızla süreci manipüle etmeye çalışmıştı. Dönemin ÖSYM Başkanı ve 15 Temmuz sonrasında FETÖ operasyonu kapsamında cezaevine girecek olan Ali Demir, şifre iddiasını önce reddetmiş, bunun basına verilen kitapçıkla sınırlı olduğunu söylemişti. Ancak, daha sonra tüm kitapçıkların da ÖSYM sitesinde yayınlanmasının ardından bir değil, birkaç şifre yöntemi olduğu ortaya çıkarıldığında ise “tesadüf” diyerek geçiştirmeye çalışmıştı.

Dönemin Cumhurbaşkanı A. Gül, ÖSYM Başkanı ile yaptığı görüşme sonrasında tatmin olduğunu, sınavın son derece güvenli olduğunu ifade ederek öğrencileri “ikinci sınava hazırlanmaya davet ederken”, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ise şifreye itiraz ederek haklarını arayan lise öğrencilerini provokatör ilan etmekle kalmayıp, “Taksim’de bin kişiyi, 2 bin kişiyi yürütmek, 2 bin genci yürütmek problem değil. Biz de kalkarız onların karşısına 5 bin, 10 bin tane genci koyarız” tehdidinde bulunmuştu. 15 Temmuz sonrasında Ali Demir hakkında açılan davada, kendisinin başkan olduğu 2010-15 yılları arasında ÖSYM’de soruların hazırladığı birime alınan kişilerin tamamının FETÖ üyesi olduğu, ÖSYM’de hazırlanan soruların kopyalandığı ortaya konulmuştu. Fakat tüm bu skandallara karşı gençlik sessiz kalmadı. 2011 Şifre eylemleri, dönemin liseli gençliğinin kitlesel direnişine dönüştü. Gezi’ye çeyrek kala, gençliğin ilk eylemliliği Türkiye’nin her yerinde bakanlık binaları ve Fethullahçı dershaneleri önünde gerçekleşti.

“Biz çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakacağız. Ya siz?” 2011 yılında üniversiteye giriş sınavlarının ilki olan YGS’de cemaat bağlantılı şifre skandalının ardından sokaklara dökülen lise öğrencileri, protestolarını engellemek isteyen polislere karşı bu sloganı atıyorlardı. Daha iyi bir gelecek, insanca bir yaşam umuduyla yıllarca çalışan öğrenciler, çocuklarının eğitimleri için seferber olan 1,7 milyon aile tüm emeklerinin çalınmasına sessiz kalamazdı, kalmadı. Şifrelenmiş Yandaş Giriş Sınavı’nın iptal edilmesi ve adil bir üniversite giriş sistemi talepleriyle sokakları dolduran liseliler şifre skandalında adı geçen cemaat dershanelerini, soruları hazırlayan ve çalınmasında payı olan ÖSYM’yi ve devlet kadrolarını kendiyle bağlantılı tarikat üyeleriyle doldurmaya çalışan AKP’yi sorumlu tutan liseliler hemen her şehirde protestolar düzenledi. Facebook üzerinden örgütlenen liseliler, eylemlerde dönemin ÖSYM Başkanı Ali Demir, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ve Başbakanı Tayyip Erdoğan’ı istifaya çağırdı. Birçok yerde eylemlere öğretmenler ve veliler de katıldı. Nisan ayında başlayan eylemler, o yılın 1 Mayıs’ının da ana gündemi oldu.

Sayıları binleri bulan lise öğrencileri memleketin dört bir yanında karşılarındaki polis barikatlarına “imamın ordusu” diyordu ve ilerleyen yıllar da gösterdi ki haklılardı. Fethullah Gülen Cemaati’yle başlayan kavganın yarattığı çatlaktan ayakkabı kutularına doldurulan dolarları, gizli dinlemeleri, şantajları ve nihayet 15 Temmuz darbe girişimiyle devlet içi cemaat yapılanması sızacak; o gün görev başındaki pek çok güvenlik mensubu terör örgütü üyeliğiyle yargılanacaktı.

Daha sonra Gezi’ye uzanacak gençlik eylemlerinin ilki olarak sayılabilecek YGS şifre protestoları, hakkı cemaate tarikata yedirilmiş ve yedirilecek bir neslin haksızlığa karşı ilk başkaldırısı olarak tarihe geçti.

***

4+4+4’E KARŞI HALK AYAKTA

Kamuoyunda o dönemki adıyla 4+4+4 adıyla bilinen Kesintili Eğitim Sistemi, AKP iktidarının eğitimdeki en kritik dönüşüm hamlelerinden biriydi. Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın “Dindar, kindar nesil istiyoruz” sözlerinin yankısının sürdüğü dönemde eğitimde kademeli eğitim dönüşümü, imam hatiplerin önünü açabilmek için bir “kılıftı”. Düzenleme, Eğitim-Sen başta olmak üzere sendikalardan olduğu kadar toplumsal muhalefetin tüm örgütlerinin tepkisini aldı. Eğitim-Sen öncülüğünde Ankara’da binlerce kişilik eylem düzenlendi.

4+4+4 düzenlemesi, AKP’nin gelecek 13 yılda imam hatipleşme, Diyanet ve tarikatların eğitimde projeler yoluyla daha fazla dahil olması ile eğitimde dinselleşme açısından kilit rol oynadı. Erdoğan’ın hayalindeki “kindar ve dindar” nesil ise o günden bugüne toplumsal muhalefetin, solun ve ülkedeki tüm demokrat kesimlerin mücadelesi sayesinde asla gerçekleşmedi. 2011’de olduğu gibi 2025’te de liseler tek adam rejimine direnişin sembolü haline geldi.

***

LAİKLİK BOYKOTU:

AKP iktidarının eğitimde piyasacı ve gerici politikalarına karşı etkili karşı çıkışlarından birisi de 13 Şubat 2015 tarihinde yapılan Laik Eğitim boykotu oldu. Birleşik Haziran Hareketi’nin önderliğinde hayata geçirilen boykot sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla eğitimde gericileşmeye karşı birleşik mücadele zemininin de ortaya çıkmasına vesile oldu. Haziran Hareketi’nin 27-28 Aralık’ta Ankara’da toplanan 1. Türkiye Meclisi’nde aldığı kararlardan birisi eğitimde gerici saldırılara karşı boykot kararıydı. Bu kararın gerekçesi olarak; “mezhepçi faşizme geçiş doğrultusundaki politikaların parçası olarak” eğitim başta olmak üzere “devletin ve toplumun dinsel referanslarla yönetilmeye çalışılması” ifade edildi. Zorunlu din derslerinin kaldırılması, İmam Hatipleştirilmenin sonlandırılması, eğitimdeki ticarileştirilmeye son verilmesi için “kamusal, eşit, ücretsiz ve anadilinde bir eğitim anlayışından hareketle”, “Bilimsel ve Laik Eğitim İçin Ayaktayız!” başlığıyla eğitim boykotu gerçekleştirildi. Boykottan önce 11 Ocak 2015 tarihinde “Bilimsel ve Laik Eğitim için Ayaktayız” sloganıyla 39 ilde eylemler yapıldı. Eylemlere yüksek katılımlar gerçekleşti. Ardından 13 Şubat’ta Türkiye’nin hemen hemen tüm illerinde boykot gerçekleştirildi. Eğitimcilerden, öğrenci velilerine, sendikalardan, demokratik kitle örgütlerine toplumun genişçe bir kesimi laik ve bilimsel eğitim talebiyle okulları boşalttı. Boykot pasif bir okul boşaltma eyleminin ötesinde alternatiflerini de yaratan bir hatta gelişti. Okullar dışında kent uzamında eylemler yapılırken aynı zamanda okula gitmeyen çocuklar için alternatif şenlikler ve eğitim programları gerçekleştirildi.