Yürüyorsun, 5 adım.

Geriye dönsen, yine 5 adım. 6 da olabilir, adımların küçükse.

Başını çevirdin, tel örgüler. Güneş de yok hava da.

Başının üstünden dün yıkayıp astığın çamaşırlar.

Az ötede tuvalet, banyo.

Sağa döndün yatak, solda masa.

Bu kadar.

Nereye dönsen kendin varsın.

Hayır, hücreden yazmıyorum, çeşitli “yüksek güvenlikli” hapishanelerden gelen mektuplardan aktarıyorum:

“Mimari ve idari biçimi insan psikolojisini allak bullak etme, 7/24 psikolojik baskı üzerine kurgulanmış yeni bir zindan biçiminden söz ediyorum. Tamamı ‘modül’lerden oluşan, her modül kendi başına ayrı bir cezaeviymiş gibi diğer modüllerden yalıtılmış bir mimari yapısı var. Zaten ‘modül’ tanımlaması da bundan dolayı. Uzay aracı adacıklarına, yeraltı madenlerinde tehlike anlarında işçilerin sığındığı ve dışarısıyla hiçbir bağlantısı olmayan konteyner tipi yerlere de modül deniyor… Toplam 18 hücreden oluşan modülleri öyle planlamışlar ki hayret etmemek elde değil. Mühendislik işi kusursuz, herhangi bir hücrede iğne yere düşse, sesi 18 hücrede birden aynı anda yankı yapabiliyor.”

“Hücre 6 adım uzunluğunda, 5 adım genişliğinde. Tabii bunun 2 adıma 2 adımlık kısmı banyo ile kaplı. Tezgah, masa, dolap, ranza derken doluyor hücre. Zaten tecrit kaç metrekareyle hesaplanır, bu ayrı bir soru. Sonuçta tek başımızayız. Hücre içine birer vida taktılar. Banyo kapısından pencereye ince bir ip asabilirmişiz. 23 saat içerideyiz ve çamaşırlarımızı da bu kuyunun dibinde, güneş görmeyen bir hücredeki ipe asacakmış, orada kurutacakmışız. Burası tasarlanırken giysi konusu hiç düşünülmemiş. Düşünün, en alt kattan zorlayarak bakarsanız belli bir çizgi halinde gökyüzü görünüyor. Teller zaten görmenizi iyice olanaksızlaştırıyor. Yani burada bize adeta ‘kafes hayvanı’ muamelesi yapılıyor.”

“Tekli, havalandırması olmayan, güneş girmeyen bir odada tek başımayım. Günde sadece 1 saat havalandırmaya çıkarılıyorum, hava yok! Pencereler telli, gökyüzü bile görünmüyor, gökyüzü yok! Kapılar otomatik ve bir megafonla iletişim kurmam isteniyor, insan yüzü, sesi yok! Geceleri her saat başı ışığım açılıyor, uyku yok!”

Bu sebeple birçok mahpus, kendi tanımlarıyla “normal bir hapishaneye nakledilmek için” açlık grevinde.

Açlık grevi demişken, bu denli bir izolasyonun insan sağılığına etkilerinden daha önce de bahsetmiştim, Ankara Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu şu bilgileri vermişti:

“Yüksek güvenlikli cezaevlerinde, bir insanın dışarıyı göstermeyen sık örgülü tel ile kapatılmış küçük bir pencerenin olduğu, çok küçük bir yaşam alanında bütün gününü geçirmesi, tek başına 1,5 saatlik süreyle çıkılan ve sadece gökyüzünün küçük bir kesitinin görülebildiği, etrafının 8 metre yüksekliğindeki duvarlar ve telle çevrili olduğu, 25 metrekarelik havalandırma alanlarında yaşamını geçiriyor olması, bedensel, ruhsal ve sosyal olarak bir insan hakları ihlalidir. Uzun zaman dilimlerinde bu fiziki koşullara maruz kalmak ne yazık ki mahpusların cezaevlerinde yaşamlarını ya ağır hasta olarak geçirmelerine ya da hayatlarını kaybetmelerine neden oluyor.”

Uzman görüşü açık. Uluslararası hukuk kuralları da öyle.

Bizde durum ne peki?

Adalet Bakanlığı verilerine göre 2022 yılı içerisinde 22, 2023 yılı içinde 19 yeni cezaevi açıldı, Bakanlığın 2024 bütçe teklifine göre gelecek yılın hedefi, 12 yeni cezaevi daha açmak…