Google Play Store
App Store

Geçen hafta boyunca yaşananların bir kez daha kanıtladığı gibi ülkemizde hukuk çok inişli-çıkışlı günlerden geçiyor.

Önce, ülke hukukunun kurumsal yapısının en tepedeki iki  noktasından, AYM ve Yargıtay başkanlarından  “çok kısık ve kısıtlı”  da olsa “evrensel hukuka” gönderme yapılıyor. Sonra,  bir taraftan CHP  ile ilgili ünlü “mutlak butlan davası” çok olumlu bir kararla reddedilirken, diğer taraftan da “casusluk” suçlamaları olumsuzluğu yaşanıyor.

CILIZ DA OLSA

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin kurucu üyelerinden biri olduğu Avrupa Konseyi ile yine ülkemizin on yıllardır aday üye olduğu Avrupa Birliği desteğiyle Diyarbakır’da bir hukuk  toplantısı düzenlendi. Toplantının adı çekiciydi: “Anayasa Mahkemesinin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Projesi”.

Toplantıda AYM Başkanı Kadir Özkaya ile Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez konuşmuş. AYM Başkanı Özkaya AİHM ve diğer uluslararası kuruluşların bağlayıcı kararlarına değindikten sonra “kimseyi bilerek kıl kadar haksızlığa uğratmamalıyız” diyor. Yargıtay Başkanı Kerkez, konunun, denir ya “bam teline”  dokunuyor; AYM’nin hak ihlalleriyle ilgili kararları  “tüm kurumlar için bağlayıcıdır” dedikten sonra çok yerinde bir vurgulama yapıyor; şöyle diyor: “kesinlikle şu cümleyi söylemek istiyorum. İhlalin sonuçlarının giderilmesi de vatandaşlarımızın en temel hakkıdır ve ihlal kararı giderilmeyen vatandaşlarımızın temel hakları da yeniden ihlal edilmiş olur”.

Bu sözler çok soyut kalıyor. Bir ağır hukuk yarasına dönüşen Gezi Olayı bağlamında yargı kararına karşın yıllardır hapiste tutulanların durumu  “evrensel” ilkelerle nasıl açıklanacak?    Ek olarak, nasıl oluyor da,   Kerkez’in Başkanı olduğu Yargıtay 3. Ceza Dairesi, AYM’nin Hatay Milletvekili Can Atalay ile ilgili verdiği hak ihlali kararının uygulanmasını,  4 Ocak 2024’te  “AYM kararının hukuki bir değeri yok”  diye engelliyor?

Atalay karrarından sonra “yargı kararıyla”  bir seçimi ya da sandığı hiçe sayma, CHP özelinde  çok büyük bir genişlik ve derinlik kazandı. Kararları, AYM gibi “kesin ve herkes için bağlayıcı” olan bir yargı üst  kurumu olan Yüksek Seçim Kurulu-YSK ve ona bağlı il ve ilçe seçim kurulları kararları yer yar geçersiz sayılıyor.  AYM ve Yargıtay Başkanlarının hiç olmazsa Gezi ile birlikte bu konuyu evrensel  hukuk düzleminde ele almaları gerekirdi. Seçim sonuçlarını hiçe sayma o noktaya geldi ki, iktidar ortağı MHP, KKTC’de yapılan pırıl pırıl seçimin sonuçlarının yok sayılmasını istiyor; isteyebiliyor.

Başka evrensel ilkleri hiçe sayma örnekleri de yaşanıyor; evrensel hukukun “suçlu olduğu kesinleşinceye dek, kişi suçsuzdur; sanığın yurt dışına kaçma ve kanıtları yok etme olanağı bulunmuyorsa yargılamanın tutuksuz yapılması kuraldır gibi temel evrensel ilkeleri hiçe sayılıyor. Dahası, suçlamalar “siyasi kimliğe “ göre yapılıyor.  Evrensel hukuktan söz eden AYM ve Yargıtay Başkanları bu uygulamaya (nedense?)  karşı çıkamıyor; AB ülkelerinin Türkiye’nin “kırmızı bültenle” istediği kişilerle ilgili olarak o ülkede “adil yargılama yok” diye işlem yapmaması gerçeğini, çok yazık ki,  gündeme getiremiyor. İktidarın uygulanmayan “yargı paketleri” görmezlikten geliniyor.

Ekonominin işleyişi ile hukuk iç içedir. Borsa-döviz işlemleri CHP-İmamoğlu davalarının sonuçlarına göre yapılıyor. İmamoğlu tutukluğunun ekonomiye büyük maliyeti göz ardı ediliyor. Çok önemli olan ve bugünlerde ülkenin gündemine gelen “ vergileme ve bütçe” süreçlerinin seçmen iradesi ve hukuk boyutu bir yana bırakılıyor. Benzer biçimde “kamu ihalelerinin”, iktidar  yandaşlarına verilmesinin ve kamuda işe almalarda yandaşlığın belirleyici olmasının yarattığı ağır ekonomik ve toplumsal yıkımlar da iki başkanın gündemine giremiyor.

En temek eksikleri özetlenen bu hukuk düzeni, çok yıkıcı sonuçlar yarattı ve yaratıyor; ülkede ulusal ve uluslararası suç örgütleri giderek görünür biçimde etkinlik kazanıyor; eğitimde olması gereken daha onlu yaş gençleri ölümcül çeteler kurabiliyor; dahası, yaşanmakta olan “yargılama süreçleri” o kadar allak-bullak ki,  toplumda,  “suçlular dışarda, suçsuzlar içerde” kanısı giderek ağırlık kazanıyor.

ANKARA’DA

Bu ağır hukuksuzluk ortamında “Ankara’da yargıçlar var”  dedirten bir kararla CHP’nin iki yıl önceki yönetim değişikliğinin “yok sayılması” isteği yok sayıldı. Bu kararın alınmasında, CHP yönetiminin, Cumhurbaşkanı adayı E. İmamoğlu  ile birlikte çok  güçlü duruşu;  YSK’nin kendi varlık nedenine sahip çıkan olumlu tutumu  ve tüm bunların asıl dayanağı olarak halkın CHP’nin düzenlediği  mitinglere kararlı ve bilinçli katılımının  belirleyici  olduğu  açıktır.

“Aynı anda” Cumhurbaşkanı  adayı İmamoğlu, onun yakın çalışma arkadaşı;   özgürlük savunucusu, yayıncı Meydan Yanardağ ve çok sayıda kişiyi kapsayan “casusluk” suçlaması, Yanardağ’ın tutuklanması ve özgürlükçü  basın-yayın kuruluşu TELE1 ‘e kayyum atanması,  bu ülkede hukukun evrensel özellikleriyle  yaşama geçirilmesi için daha çok uğraş verilmesi gerektiğini  kanıtlıyor.

Ülkenin hukuku bir an önce bu  “bir varmış, çok  yokmuş” karmaşasından  kurtulmalı  ve “evrensel kurallarla” çalışmalıdır.  Bu konuda elbette tüm topluma ancak özellikle  yargının tepesindeki yetkili iki kuruma,  AYM ve Yargıtay’a, tarihsel ve çok  büyük görevler düşüyor.