Hukukun üstünlüğü mü, siyasal ağırlık mı: RTÜK’ün ceza pratiği
RTÜK kararlarının yalnızca biçimsel olarak değil, içeriksel olarak da hukuka uygunluğu, kamu gücünün keyfiliğine karşı toplumun temel güvencelerinden biri olan ifade özgürlüğü bakımından önem taşıyor.

Elçin Özge ŞİMŞEK ÇAĞLAYAN - Avukat
Son günlerde, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından NOW TV, SZC TV, Halk TV ve Tele1’e üst sınırdan uygulanan idari para ve yayın durdurma cezaları, hem siyasi hem de hukuki açıdan kamuoyunda önemli bir tartışma başlığı haline geldi. İstanbul Milletvekili Av. Dr. Sezgin Tanrıkulu’nun bu cezaların gerekçeleri ve dayanaklarını sorgulayan soru önergesi, RTÜK’ün sansür mekanizmasına dönüşüp dönüşmediğini tekrar gündeme taşıdı. RTÜK’ün yanıtında cezaların dayanağı olarak 6112 sayılı Kanun’un 8. maddesi gösterildi. Bu madde, medya hizmet sağlayıcıların yayınlarında; milli ve manevi değerler, kamu düzeni, milli güvenlik, insan onuru, ayrımcılık yasağı ve özel hayatın gizliliği gibi ilkeleri gözetmesini zorunlu kılar. RTÜK, ilgili televizyon kanallarının haber, yorum ve konuk içeriklerinde bu hükümlerin ihlal edildiğini belirterek yaptırım uyguladı. Ancak mesele yalnızca bir kanun maddesinin uygulanmasından ibaret değildir. Cezaların kime, ne sıklıkla, neye göre ve ne ölçüde uygulandığı, hukuki olduğu kadar anayasal bir tartışma alanıdır.
AYM VE AİHM KARARLARI
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 10. Maddesinde ifade özgürlüğünü geniş bir biçimde açıklar yine aynı hüküm içerisinde basın özgürlüğünün devletler tarafından ne şekilde korunacağı da ifade edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26. Maddesi ise, herkesin “düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla açıklama ve yayma hakkına” sahip olduğunu düzenler. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, AİHS’den farklı ve ilerici bir biçimde, 28. madde ile basın özgürlüğünü güvence altına alır. Ancak bu özgürlüklerin mutlak olmadığı, AİHS md 10. ve Anayasa’nın 13. ve 14. maddeleri ile açıkça ortaya konulmuştur: - 13. maddeye göre, temel hak ve özgürlükler yalnızca kanunla sınırlanabilir, bu sınırlamalar da demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. - 14. madde ise temel hakların, Anayasa’da öngörülen sınırlar dışında devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldıracak biçimde kullanılamayacağını düzenler. Anayasa Mahkemesi (AYM) birçok kararında ifade özgürlüğünün sadece “hoşa giden” değil, “rahatsız edici, sarsıcı veya muhalif” fikirleri de koruduğunu vurgulamıştır. AYM’ye göre: “Devletin görevi, ifade özgürlüğünü ortadan kaldırmak değil, onun özgürce kullanılabileceği bir alan oluşturmaktır.” (AYM, B. No: 2014/12151, Mehmet Altan Kararı, § 199) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bu ilkeyi şu sözlerle ifade eder: “İfade özgürlüğü, yalnızca zararsız ve kayıtsız şartsız kabul gören fikirler için değil; aynı zamanda kamuoyunu sarsabilecek, devlet ya da toplumun bir kesimi için rahatsızlık verici olanlar için de geçerlidir.” (Handyside v. Birleşik Krallık, 1976) 4. GÜÇ: BASIN Dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde ve doktrinsel tartışmalarda, basının yasama, yürütme ve yargıdan sonra "dördüncü güç" olarak nitelendirildiği görülmektedir. Basın bu gücünü kamudan alır; halk adına hareket eder ve kamusal yararı gözeterek diğer üç erk üzerinde denetim işlevi üstlenir. Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarında da sıklıkla karşılaşıldığı üzere, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına atıfla kullanılan "public watchdog" (kamusal gözetmen/bekçi) kavramı, basının bu rolünü güçlü bir şekilde ortaya koyar. Bu kavramla, basının yalnızca haber verme işleviyle sınırlı olmayan, aynı zamanda demokratik denetim mekanizmalarının işletilmesinde asli bir aktör olduğu vurgulanmaktadır. RTÜK Kanunu olarak da bilinen Radyo Ve Televizyonların Kuruluş Ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un 1. Maddesinde Kanunun amaçları arasında “ifade ve haber alma özgürlüğünün sağlanması” yer almaktadır. İfade ve haber alma özgürlüğünün, basın özgürlüğünün sağlanmasını amaçlayan kanunun uygulanması ve yorumunda özgürlükleri sınırlamanın ancak istisnai durumlarda mümkün olabileceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede değerlendirildiğinde, RTÜK’ün uyguladığı yaptırımların “ifade özgürlüğünü sınırlamada gerekli ve ölçülü müdahale” olup olmadığı ciddi şüphe uyandırmaktadır. Burada Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından NOW TV, SZC TV, Halk TV ve Tele1’e üst sınırdan uygulanan idari para ve yayın durdurma cezaları bir idari makam tarafından tesis ediliyor olsa da nihayetinde bir cezadır. Cezadan bahsedebilmek için suça ya da kabahate konu eylemin somut olarak ne olduğu ve neyi ihlal ettiği belirlemesinin net olarak yapılması zorunludur. Bu yayın kuruluşlarının hangi yayınlarında hangi somut haber ya da cümlelerle “millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği” ni tehdit ettiğinin ortaya konulması gerekir. Hukuki güvenlik ve hukuki öngörülebilirliğin sağlanması açısından bu husus çok önemlidir. RTÜK tarafından cezaya konu yapılan içeriklerin büyük bölümü, muhalif kanalların siyasi gelişmelere dair eleştirel yayınlarıdır. Aynı nitelikte içeriklere sahip iktidara yakın yayın organlarına benzer yaptırımların uygulanmadığı ise kamuoyunca yakından bilinmektedir. Bu durum, cezaların sistematik olarak muhalif basını hedef aldığını, hukuki değil, siyasal reflekslerle hareket edildiğini düşündürmektedir. Bu ise ifade özgürlüğü kadar, hukuki eşitlik ve tarafsızlık ilkesiyle de çelişmektedir.
SANSÜR MÜ, DENETİM Mİ?
RTÜK üyelerinin siyasal dağılımı ve Üst Kurul kararlarında çoğunluğun belirleyiciliği, bu kurumun gerçekten bağımsız ve tarafsız bir denetim organı olup olmadığını tartışmalı hale getirmektedir. RTÜK, anayasal olarak ifade ve haber alma özgürlüğünü sağlamakla yükümlüdür. Ancak mevcut uygulamalar, bu görevin sansür aracı haline gelerek ifade özgürlüğünü boğduğunu göstermektedir. RTÜK’ün uyguladığı cezalar, sadece ilgili yayın kuruluşlarını değil, tüm kamuoyunun haber alma hakkını ve demokratik denetim gücünü zedelemektedir. Yayıncılık alanında hukukun üstünlüğü ilkesine dayalı, tarafsız ve orantılı bir denetim mekanizması yerine; siyasal iktidarın tercihleriyle biçimlenen, keyfi ve ayrımcı bir sansür pratiği ortaya çıkmaktadır. RTÜK’ün ifade özgürlüğünü korumakla yükümlü bir anayasal kurum mu, yoksa iktidarın medya politikalarının uygulayıcısı mı olduğu sorusu bugün, hukuki değilse bile demokratik sorumluluk açısından cevaplanmayı beklemektedir. Demokratik hukuk devletlerinde, düzenleyici ve denetleyici kurumların işlevi, siyasi iktidarların çizdiği sınırları pekiştirmek değil, çoğulculuğun, şeffaflığın ve ifade çeşitliliğinin korunmasını sağlamaktır. RTÜK gibi anayasal bir kurumun uygulamaları; anayasa, yasalar ve uluslararası sözleşmelerle bağlıdır. Bu bağlamda, RTÜK kararlarının yalnızca biçimsel olarak değil, içeriksel olarak da hukuka uygunluğu, kamu gücünün keyfiliğine karşı toplumun temel güvencelerinden biri olan ifade özgürlüğü bakımından hayati önem taşımaktadır. Sonuç olarak, RTÜK tarafından son dönemde uygulanan yaptırımların, yalnızca belirli medya kuruluşlarına yönelmiş olması ve bu yaptırımların gerekçelerinin soyut ifadelerle sınırlı kalması, hukuki güvenlik ilkesine ve ifade özgürlüğüne ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. İfade özgürlüğü; sadece iktidar politikalarıyla uyumlu fikirlerin değil, eleştirel, rahatsız edici ya da muhalif görüşlerin de özgürce ifade edilmesini kapsar. Bu özgürlük, demokratik toplumun temel direklerinden biridir. RTÜK, anayasal bir denetim organı olarak, siyasi iktidarların ideolojik tercihlerini yansıtmakla değil, kamu yararını ve temel hakları korumakla yükümlüdür. Aksi takdirde, kamu gücünün keyfiliği kurumsallaşır ve medya alanı, toplumun denetim gücünü yitirdiği, tek sesli bir yapıya dönüşür. Bu bağlamda, RTÜK’ün karar ve uygulamal arının sadece yasal prosedürlere değil, aynı zamanda evrensel hukuk ilkelerine ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması bir zorunluluktur. Basın özgürlüğü; yalnızca gazetecilerin değil, toplumun tamamının özgürlüğüdür. Bu özgürlüğün sistematik biçimde daraltılması, sadece muhalefeti susturmakla kalmaz, toplumsal diyalog kanallarını da tıkar. Oysa bir hukuk devleti, eleştiriden beslenir. Ve gerçek bir demokrasi, farklı seslerin güvenle konuşabildiği yerden başlar.


