İBB iddianamesi
Her ülke gibi- bu ülkenin tarihi bir "iddianameler tarihi"dir. Her devletin en büyük anayasal organlarından bir tanesi de yargı, mahkemeler ve savcılık makamlarıdır. Bu sonuncular, "kamu adına" işlenen suçları takip eder; suç oluşturan eylemleri ortaya çıkarır ve suç işleyenlere dava açar. Davaların açıldığını ilân eden kâğıtlar, iddianame adını almıştır.
12 Mart THKO iddianamesi, THKP/C İddianamesi, 12 Eylül’de TÖB-DER veya DİSK iddianameleri, Dev-Yol ve Dev-Sol iddianameleri, yakın tarihte unutmadığımız davaların iddianamelerdir. Bu iddianamelerle binlerce sendikacı, işçi, öğrenci, devrimci genç yargılandı ve mahkum edildi. Bu iddianamelerde, sanıklardan çok binlerce miting, eylem, gösteri, konuşma, yazı, afiş, fikir, şarkı, türkü, marş yargılanmıştır. Burada yargılanan "devrimci eylemler"dir.
***
Daha yakınlarda ise herhalde Ergenekon ve Balyoz iddianameleri akla gelir. Bunlar, askerler ve komutanları yargılamış, tasfiye etmiştir. Ülkenin Batı’ya tam entegrasyonu için "Avrasyacı" denilen -kısmi bağımsızlıkçı- komutanları hedef alınmıştır. Burada yargılanan, devletin Batı’ya yönelimine engel oldukları düşünülen, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) üst komuta kademesidir.
Son iddianameler ise -kamuoyunun bilinen sebeplerle pek ilgi duymadığı- FETÖ iddianameleridir. 15 Temmuz darbe davalarını da içeren bu demettekiler, 40-50 bin kişinin yargılandığı, hakimlik, savcılık, askerlik, diğer memuriyetlerden 100 binden fazla insanın iş ve çalışma olanaklarını ortadan kaldıran iddianamelerdir. Burada ise, "paralel devlet" oldukları savlanan -ABD, CIA ve derin devletin kontrolünde son 50 yılda bürokrasi ve ordu içerisinde yükseltilmiş- yüksek kamu görevlileri hedef alınmıştır (100 binden fazla sıradan insan ise "filler-çimen misali" ayak altında gitmiştir).
Bu iddianameler zincirine, müebbet hapis cezası alan Osman Kavala’nın "darbe iddianamesi"ni, Selahattin Demirtaş’ın 40-50 yıl, arkadaşlarının da 15-20 yıl ceza aldığı "6-7 Ekim İddianamesi"ni ve Tayfun Kahraman, Can Atalay ve arkadaşlarının 20 yıla yakın hapis cezası aldıkları "Gezi İddianamesini" de eklemeliyiz. FETÖ dosyalarında da, Kavala, Demirtaş, Kahraman ve Atalay’da, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının uygulanmadığını not etmeliyiz.
***
Bu iddianamelerin hacmi, içeriği, delilleri ve yargılama sonunda mahkemelerin verdikleri kararlar, sınıflar arası güç ve dengeye, siyasi mücadelelerin sonucuna, iç ve dış konjönktüre bağlı olarak değişmiştir. DİSK kapatılmış, ancak 1990’larda yeniden açılmıştır. TÖB-DER yola, Eğitim İş veya Eğitim Sen olarak devam etmiştir. Devrimci Yol’dan geriye sayısız örgüt, platform, gazete, kitap, yayın kalmıştır.
12 Eylül’den bu yana hukukun adım adım yok edildiği ya da zayıflatıldığı koşullarda İBB iddianamesi geçtiğimiz hafta yayınlanmıştır. İBB iddianamesi, Ergenekon ve Balyoz’dan daha büyük bir tepkiye ve tartışmaya yol açmıştır.
Bu durum, iddianame sayfa sayısı, işlenen suç iddiaları, dava konusu olay, sanıkların eylemleri, dosyadaki deliller, tanık veya gizli tanık beyanları, itirafçı anlatımları vd. hususlarla ilgili değildir. Bu hususların tümü -belki dahası-, Ergenekon ve Balyoz’da da söz konusuydu.
***
Ekrem İmamoğlu’nun "bir numaralı sanık" olduğu İBB iddianamesinde, ilk defa bir muhalif siyasetçi, "iktidara aday olduğu" için hedef haline gelmiştir. Kendisine iki bin beş yüz yıl hapis istenmesinin sebebi, "cumhurbaşkanı adayı olmaya hazırlanması"dır.
19. yüzyıldan bu yana en basit hak olan "seçimde aday olma hakkı" (seçilme hakkı) bu son yıllarda ilk kez dava konusu olmaktadır. Yargının iktidarın operasyon aygıtı haline getirildiği bugünkü koşullarda, İBB iddianamesinin en berrak tanımı işte budur.
Belediyelerdeki yolsuzluk ve çürümeye gelince: Belediyelerde tüm partilerin aktörü ve parçası oldukları, geleneksel bir rant düzeni söz konusudur. Bu bariz rant düzeni, ancak siyasal bir devrimle yıkılabilir.


