İçimizde ‘büyüttüğümüz’ İrlandalı

Gecenin bir vakti… Aranmadık karakol kalmıyor. Görüntüler tekrar tekrar izlenip donduruluyor. Küçük bir ipucu sayesinde sabah yollara revan olunuyor. Yusufpaşa’da tabelası janjanlı bir otelde kalıp, onun sokağında kavgaya karıştığı, oradan Şehremini Polis Merkezi’ne götürüldüğü anlaşılıyor… Basın camiası peşinde… Onur meselesi neredeyse… Bir nevi, durdurulamaz kitlesel delilik hali!
l l l
Şu ‘Yıkan İrlandalı’ meselesi… Dünyanın her yerinde ‘adli türden bir vaka’ olarak değerlendirilecek sokak kavgasından, kahraman bir turist çıkarıp, hadiseyi “Abi Allasen ver bi elini öpeyim” noktasına taşımak… Yürü be koçum İrlandalı, vurduğunu yık… Sen içimizde hiç dinmeyecek öfkesin!
l l l
Elin adamı ülkene gelip, semtinde, mahallende adam dövecek, hepimizin yüreğinin yağları eriyecek dense… “Fantezinin dibidir, deli saçması” diye karşılık verip, güler geçerdik. Ama… Kuveyt asıllı İrlanda vatandaşıymış, Mohammed Fadel Dubbous, hepimiz onu çok sevdik…
l l l
Biz, o kadar çok öldük, o kadar çok öldürüldük ki… İtiraf zamanıdır… İrlandalı vurdukça; aslında Ali İsmail’in katilleri yıkıldı. Soma’da, yerdeyken danışmanın tekme attığı işçi ayaklandı, Nuh’un ölümü geri sarıldı, o kış günü bahar oldu. Bahadır Grammeşin canlandı! Gerçekte o yumrukları atan İrlandalı değil; Metin Lokumcu, Yüzbaşı Ali Alkan’ın yarbay abisiydi. O yumruklardan birkaçını, beş ay önce, öğrencileri önünde aşağılandığı için kalp krizi geçirip yaşama veda eden Öğretmen Halil Serkan Öz’ün “Kim takar Yalova Valisini” deyip, Selim Cebiroğlu’na savurdu. Dobbous, Çinli diye Taylandlı kovalayan ırkçıya karşı durdu!
l l l
‘Yıkan İrlandalı’ bir durum değil, tuhaf bir sonuçtu. Yerle bir olması istenen, nefret dolu zihniyetin karşısına kendiliğinden konulan fenomen, semboldü. Ruhumuzdaki ‘mavi köşeden’ çıkıp, tam ‘turuncu köşedeki’ Reiz’e meydan okudu. Sanki bir Aksaray’ın ortasında durup diğer AKsaray’a ayar verdi. İrlandalı… Mohammed Fadel Dubbous, “Höytt” diye içimizden fırlayıp, Saray darbesine karşı bir başına durdu. Vurdu, vurdu, vurdu…
l l l
Dubbous’un ortaya çıkması zor oldu. “Ülkesine döndü, başka otele yerleşti” denirken… Önce esnaf bulundu… O da renkli işti. Gençten, temiz yüzlü biri çıktı. Açıkçası, Alperen bir tutumu, ırkçı yaklaşımı yoktu. Durumu da gülümseyerek anlattı: “Erdoğan’ın esnafı filan anlamayız, ekmeğimizin peşindeyiz, fena saldırdı, dinlendi dinlendi koydu!”
Neyse o artık! Olduğu gibi yazdık! Ne var ki umudunu Kuveyt asıllıya bağlamış kitle, zerre geri adım atmadı! “Boksör de boksör…” İçimizdeki direniş sembolüsün sen, yürü be koçum İrlandalı!
l l l
Merkez medya ‘bu kez’ çok dirayetli çıktı! Adamın peşini bırakmadı. Bulan da onlar oldu. Şüphesiz bir gazetecilik başarısıydı. Aslında, uzun zamandır, bağımsız haber yapamamanın bir sancısıydı. Tek bir bültende, uzun zamandır birikmiş haberleri toptan verdiklerinin farkına vardılar mı? Soma’yı, Roboski’yi, Gezi’yi, Yüksekova’yı, asker cenazelerini, Kaçak Saray’ı, 17-25 dosyalarını aynı kısa habere sığdırdıklarını anladılar mı? Kim bilir?
l l l
İrlandalı ballandıra ballandıra anlatıyordu… “Şöyle oldu, böyle oldu. Tek başıma vurdum yıktım…” İçten içe gülerken, o müstehzi tavır, aklından geçen soruyu belli ediyordu:
“Bunların alayı deli olmasın sakın?”
l l l
İrlandalının aklından geçene cevaptır… Elin adamı ülkene gelip semtinde, mahallende adam dövecek, hepimizin yüreğinin yağları eriyecek dense…
Biz, o kadar çok öldük, o kadar çok öldürüldük ki… İtiraf zamanıdır… Bizi Reiz mahvetti… Halimiz, onun eseridir! Kitlesel bir bilinçaltının tezahürü, topyekûn bir delilik halidir durum. Hiç şüphe yok ki, biz çok hastayız, çok hastalandık. Freud gelse tedavi edemez şimdi!
l l l
Fakat…
İrlandalı da… Ne dövdü be…
O değil de, fena vurdu…
Ya onu bunu bırakın da ağızlarına ağızlarına nasıl çalıştı…
Mevzuu açık, “Bizi sen delirttin, içimize İrlanda tohumları ektin!”
***
Şehit olmaya gittim...
Kendisine yöneltilen sorulan soru üzerine “Şehit olmak isterim” diyen ‘Beyaz gömlekli maden fatihi’, zikzak çizerek ikinci açıklamayı yapıştırdı… Durum, “Şehadet şimdilik dursun, önce işlerimizi halledelim” noktasına geldi. İşlerine gelince mangalda kül bırakmayan, Malazgirt’ten Kosova’ya devlet geleneğini hatırlatanların, böyle manasız, incir çekirdeğinden hallice açıklamalar yapması… Elbette komik oluyor… Devlet geleneği mi? O övündükleri şey de dibe indi. Göldeki balıklara altın saçan da böylesi görülmedi.
***
‘Bağzı’ sorular
Utanmayı bilmedikleri hatta ar damarlarının çatladığı belli oldu! Hopa felaketinden sonra, AKP’li Belediyenin Başkan Yardımcısı Yüksel Bayraktar’ın dükkânındaki çizme fiyatları selden sonra iki katına çıkınca, halk tepki gösterdi. 25 TL olan çizmelerin fiyatı 50 TL oldu. Halk tarafından Esnaf Odası ve Kaymakamlık’a şikâyet edilen Bayraktar, kendisini, “ucuz olanlar bitti, geriye pahalılar kaldı” diye savundu. Yoksul çocukların çamurlardan korunmak için ayaklarına poşet bağladığının görüldüğü Hopa’da kriz, fırsata döndü. Savaş politikasıyla, ölümü fırsata çeviren ağababalarının zihniyeti bu olunca… Aklımıza tek bir şey geliyor. Felaket bittikten sonra çarşıdan geçen o çocukların yüzü ağır gelmeyecek mi? Ya da… Kafanızı yastığa koyunca nasıl rahat uyuyorsunuz! Amaaan… Kime ne diyoruz?


