İki farklı ülke iki farklı "sportswashing" modeli
İktidarın futbol üzerinden “kurtarıcı lider” anlatısını yeniden ürettiği Kante transferi, Türkiye’de sporun nasıl bir propaganda ve sportswashing aracına dönüştürüldüğünü bir kez daha gözler önüne serdi. Suudi Arabistan örneğiyle birlikte skor tabelasının gerçekleri ne kadar örtebildiği sorusunu da yeniden gündeme taşıdı.

Türkiye, dünya yıldızı N’Golo Kante’nin Fenerbahçe’ye transferinin son anda gerçekleşmesini konuşuyor. Transferin bitimine saatler kala Suudi Arabistan cephesindeki evrak sıkıntısı nedeniyle çıkmaza giren bu anlaşma, sürpriz biçimde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın devreye girmesiyle çözüldü.
Erdoğan, Riyad’da Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile yaptığı görüşmede konuyu bizzat açarak Kante’nin önündeki engellerin kaldırılmasını istedi. Nitekim Prens Selman da Suudi Futbol Federasyonunu ve FIFA yetkililerini arayarak işlemleri hızlandırdı.
Sonuç mu: Fenerbahçe, 34 yaşındaki Fransız yıldızla 2.5 yıllık sözleşmeyi imzaladı ve kulüp başkanı Sadettin Saran, “Bu sürecin olumlu şekilde neticelenmesi noktasında verdikleri önemli destekler dolayısıyla” Erdoğan’a resmi bir teşekkür mesajı yayımladı. Cumhurbaşkanı böylece bir kez daha “kurtarıcı” rolüyle sahneye çıktı.
Elbette bir ülkenin cumhurbaşkanının transfer pazarlığında arabuluculuk yapması pek alışıldık bir durum değil. Ancak Türkiye’de sporun özellikle de futbolun taşıdığı toplumsal önem düşünüldüğünde, Erdoğan’ın bu hamlesi şaşırtıcı olmaktan ziyade kendi stratejisinin parçası görünüyor. Kendisi de eski bir amatör futbolcu olan Erdoğan, iktidarı boyunca sporu kitlelerle iletişim kurmanın, gündemi yumuşatmanın bir aracı olarak kullandı.
İÇİ BOŞ MODERN STADYUMLAR
Ülke genelinde içi boş kalan 'modern' stadyumlar inşa edildi, uluslararası organizasyonlara ev sahipliği hevesi (olimpiyat adaylıkları) devlet politikası haline getirildi. Büyük kulüplerin başarıları siyaseten sahiplenildi, başarısızlıkları ise gerektiğinde “devlet büyüklerinin” müdahaleleriyle bertaraf edilmeye çalışıldı. Kante transferinde yaşananlar bu tablonun yalnızca son örneği.
Ekonomik zorluklar ve siyasi gerilimlerle boğuşan Türkiye’de futbol, kitlelerin nefes alabildiği ender ortak paydalardan biri. Dolayısıyla popülaritesi muazzam olan bu alanda “Her şeyi yoluna koyan lider” imajı çizmek, siyasetçiler için paha biçilmez bir fırsat. Nitekim futbol, geniş kitleler üzerinde “işe yarar bir dikkat dağıtma aracı” olarak tanımlanıyor. Sosyal ve ekonomik sorunlar içinde bunalan toplum, 90 dakikalığına da olsa dertlerini unutabiliyor. Erdoğan da zaman zaman attığı adımlarla bu büyülü dünyada yerini alarak, toplumsal sorunlar karşısında yaratıcı bir gündem değiştirme hamlesi yapmış oluyor.
SPORLA AKLANMA: SUUDİ MODELİNİN BOYUTLARI
Türkiye’de futbol üzerinden yürütülen bu popülist stratejinin bir benzeri, hatta çok daha büyük ölçeklisi, son yıllarda Suudi Arabistan tarafından uygulanıyor. Uluslararası literatürde “sportswashing” Türkçesiyle: “Sporla aklanma” olarak anılan bu olgu, bir devletin veya aktörün spor yoluyla itibarını parlatmaya, lekeli imajını temizlemeye çalışması anlamına geliyor. Suudi Arabistan ise bu yöntemi adeta bir devlet politikası haline getirerek son derece sistematik ve kapsamlı adımlar attı.
Özellikle 2018’de gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi konsolosluğunda vahşice öldürülmesinin ardından dünyadan yükselen tepki, Riyad yönetimini ciddi bir imaj kriziyle baş başa bıraktı. İşte bu dönemde Suudi Arabistan, eleştiri oklarını yön değiştirmek için spor sahnesine milyarlar akıtmaya başladı.
Amaç, küresel medyanın ve kamuoyunun dikkatini insan hakları ihlalleri yerine yeşil sahalardaki, pistlerdeki başarılarla meşgul etmekti. Bu stratejinin temelinde, yukarıda değindiğimiz “sporun büyüsü”nün her şeyi unutturabileceği varsayımı vardı:
“Kaşıkçı’yı unutun, kadın haklarını ve Yemen sınırındaki göçmen katliamlarını görmezden gelin. Bakın, Suudi Arabistan Süper Kupa finaline ev sahipliği yapıyor, Ronaldo ve Neymar artık bu ülkenin yüzü” diyen bir illüzyon yaratılmak istendi. İşte Suudilerin son yıllarda attığı adımlar tam da bu illüzyonu gerçek kılmaya yönelikti.
NEWCASTLE UNITED: PETROL SERMAYESİ PREMIER LİG’DE
Bu adımların ilki ve en ses getirenlerinden biri, İngiltere Premier Lig kulübü Newcastle United’ın satın alınması oldu. Suudi Arabistan’ın devlete ait Kamu Yatırım Fonu (PIF), Ekim 2021’de Newcastle kulübünü yaklaşık 300 milyon pound karşılığında satın alarak İngiliz futboluna girdi.
Her ne kadar PIF resmiyette ayrı bir kurum gibi sunulsa da, başkanlığını Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın yaptığı bu fon aslında Suudi yönetiminin ta kendisiydi. Satın almanın duyurulması Newcastle taraftarlarını yıllardır başarısız olan takımlarının bir anda zenginleşeceği umuduyla sokaklara dökerken insan hakları örgütleri alarma geçti.
Uluslararası Af Örgütü, bu devralmayı “Suudi yetkililerin korkunç insan hakları sicillerini üst düzey futbolun ışıltısıyla aklama girişimi” olarak niteledi. Örgütün İngiltere direktörü, Suudi Arabistan’ın muhalifleri hapse atmak, aktivistleri susturmak ve Kaşıkçı cinayeti gibi vahim suçlarla anılan geçmişini böylesine bir futbol yatırımıyla unutturmaya çalıştığını belirtti.
Hatta Uluslararası Af Örgütü yetkilileri Suudi rejiminin “acımasız ve kanlı insan hakları sicilini” sporun cazibesiyle perdelemeye çalıştığını vurguladı. Tüm eleştirilere rağmen Premier Lig yönetimi bu satışı onayladı ve Newcastle United bugün fiilen Suudi devletinin kontrolünde yoluna devam ediyor. Taraftarlar yeni transferlerle başarı hayalleri kurarken Suudi Arabistan dünya futbolunun en prestijli vitrini üzerinden imaj tazelemeyi başlatmış oldu.
GOLFTEKİ BÜYÜK TARTIŞMA
Futbol, Suudi Arabistan’ın aklanma politikasındaki tek cephe değildi. Bir diğer hamle, geleneksel olarak Batı’nın hâkim olduğu golf sporuna geldi. 2022 yılında Suudiler yine PIF aracılığıyla LIV Golf adında yeni bir elit golf turnuvaları serisi başlattı. Göz kamaştırıcı büyüklükte ödül paraları ve kontratlar teklif edilerek dünyanın en ünlü golfçülerini bu lige çekmeye çalıştılar. Bu girişim golf dünyasında bir fay hattı yaratıp Amerikan PGA Tour’a rakip olurken Suudi rejiminin amaçları da herkesin malumuydu: Golf gibi aristokrat bir sporun prestijini kullanarak ülkenin imajını yumuşatmak.
Nitekim kısa süre içinde LIV Golf, PGA Tour ile sürpriz bir anlaşmaya gidip fiilen birleşince mesele ABD’de siyasi bir tartışmaya dönüştü. Amerikan Senatosu’nda bile bu anlaşma hakkında oturumlar düzenlendi. Senatörler, “baskıcı bir rejimin kamu imajını temizlemek için gözde bir Amerikan sporunu satın almasına” tepki gösterdi.
ABD’li bir senatörün “Zalim ve baskıcı bir rejimin, sırf imajını aklamak için saygın bir spor kurumunu parayla ele geçirmesi” şeklindeki sözleri durumu özetliyordu. Yani Suudilerin spor hamleleri, sadece kendi ülke sınırları içinde değil uluslararası düzeyde de sportswashing tartışmasını alevlendirmiş oldu.
CRISTIANO RONALDO VE YILDIZ TRANSFERLERİ
Suudi Arabistan’ın spor alanındaki en görünür atılımı ise astronomik futbolcu transferleriyle geldi. 2023 yılı, Avrupa futbolunun yıldızlarının birer birer Suudi kulüplerine gittiği yıl olarak tarihe geçti. Cristiano Ronaldo’nun Ocak 2023’te Al-Nassr kulübüne transferiyle başlayan bu dalga, devamında Karim Benzema (Al-Ittihad), N’Golo Kante (Al-Ittihad) ve Neymar (Al-Hilal) gibi süper yıldızların astronomik ücretlerle Suudi Arabistan’ı tercih etmesiyle büyüdü.
Teklif edilen rakamlar dudak uçuklatıcıydı: Örneğin Ronaldo’ya yıllık yaklaşık 200 milyon dolar gibi tarihte eşi benzeri görülmemiş bir maaş önerildi. Onu takiben Benzema, Neymar, Sadio Mane, Riyad Mahrez, hatta ünlü teknik direktörler Suudi kulüplerine katıldı. Suudi Pro Ligi, birkaç ay içinde adeta emeklilik dönemi yaklaşan yıldızların sığınağı değil, dünya spor basınının manşetlerini süsleyen bir çekim merkezi haline geldi.
Peki tüm bunlar ne için? Suudi yetkililer resmi açıklamalarında bu yatırımları Vision 2030 programı kapsamında ülke ekonomisini petrole bağımlılıktan kurtarma, sporu ve turizmi geliştirme çabası olarak sunsalar da birçok gözlemci esas hedefin krallığın itibarını parlatmak olduğu konusunda hemfikir.
Gerçekten de Kaşıkçı cinayetinin ardından uluslararası alanda yalnızlaşan Suudi Arabistan, spor sayesinde yeniden “gündemin pozitif parçası” olmayı başardı. Dünyanın dört bir yanında manşetler artık Suudilerin insan hakları karnesini değil, attığı golleri, yaptığı transferleri, ev sahipliği yapacağı turnuvaları konuşur hale geldi.
İnsan Hakları İzleme Örgütü, bu durumu çarpıcı bir dille ifade ediyor: “Cemal Kaşıkçı’yı, hapisteki aktivistleri unutun; kadınların araba kullanamadığı geçmişi aklınızdan çıkarın. Bakın, Inter ile Real Madrid Riyad’da Süper Kupa finali oynuyor. Cristiano Ronaldo ve Neymar’ın ülkesi, baskıyla değil futbolla anılıyor.” İşte sporla aklanma tam olarak böyle bir algı operasyonu. Nitekim Suudiler bu algıyı güçlendirmek için sadece futbol ve golf değil, Formula 1’den boks karşılaşmalarına, dev güreş organizasyonlarından Asya Oyunları’na kadar pek çok alana milyar dolarlar akıttı.
The Guardian’ın haberine göre, Suudi Arabistan, 2021 başından 2023 ortasına kadar spor projelerine en az 6,3 milyar dolar harcadı ve bu harcama, insan hakları sicilini unutturma hamlesi olarak değerlendirildi. Üstelik bu tutar, daha önceki 6 yılda harcananın dört katından fazla. Kısacası Riyad, petro-dolar gücünü küresel spor endüstrisine boca ederek eleştirileri yumuşatmaya kararlı görünüyor.
SKORBORD TEMİZLENİR Mİ?
Hem Türkiye’deki iktidarın hem de Suudi Arabistan’ın farklı yöntemlerle de olsa benzer amaçlar doğrultusunda sporu nasıl araçsallaştırdığı ortada. Bir yanda içeride düşen popülaritesini futbol sevgisiyle harmanlayıp kendini kurtarıcı lider pozisyonunda gösteren bir siyasi figür, diğer yanda dünyaya “Biz de modern ve eğlenceli bir ülkeyiz” imajı satmak için kesenin ağzını açan otoriter bir rejim…
Tarihin deneyimi gösteriyor ki sportswashing ancak bir yere kadar işe yarıyor. Sahada atılan goller, kaldırılan kupalar elbette anlık sevinçler yaratır fakat maçın bitiş düdüğü çaldığında gerçek dünya tüm ağırlığıyla yerinde duruyor. Ekonomik kriz, adaletsizlik veya bir gazetecinin hunharca katledilmesinin yarattığı vicdani yara sadece futbol konuşarak ortadan kalkmıyor.


