Google Play Store
App Store

Batı”yı, ABD ve Avrupa’yı kapsayan bir “akran grubu” sayarsak, Avrupalıların Trump’ın “akran zorbalığı” altında şimdi nasıl acı çekerek kıvrandığını Davos’ta gördük. İnsan hakları ve demokrasi söylemiyle süsleyip de gizleyemedikleri “emperyalizm aşkı”nın iki yüzlülüğünü Grönland teşhir etti.

Orta büyüklükteki balıklar büyük balıkla birlikte küçükleri yutarken iyiydi ama Grönland’da kendilerinin de yem olduğu yeni bir dünya düzeniyle yüzleştiler.

Son Venezuela ve Maduro örneğinde, haydut başının eylemi karşısında sadece mırın kırın ettiler, “Maduro bir diktatör, halkına zulmediyor!” dediler.

Sırada İran var. Söylem aynı. Mollalar diktatör, İranlılar aç ve özgürlükten yoksun. Yüzlerce muhalif infaz edilecekken “iyi kalpli haydut” sayesinde kurtuldular!

Filmi geriye sarın ve Irak’a bakın. Saddam diktatördü, Iraklılar özgürlüğü hak ediyordu. Batı, “haydut başı”nın öncülüğünde Iraklıları özgürleştirmeye koştu.

O “özgürleştirme”nin sonuçları ortada: Milyonlarca Iraklının ölümü, paramparça bir ülke ve tüm bölgeye müdahale bahanesine dönüşen IŞİD’in doğuşu!

Libya? Kaddafi de diktatördü, NATO müdahalesini hak etmişti! Libya’nın hali de belli.

Özgürlük, demokrasi, insan hakları bahane, emperyalizm şahaneydi. Afganistan orada, Suriye burnumuzun dibinde. Hep aynı söylemle ve Batı’nın iş birliğiyle “halledildiler”!

1954 Guatemala, 1973 Şili… Say say bitmez. Hep aynı söylemle yapılan müdahaleler daha çok kaos, ölüm ve otoriterlik ürettiler.

Bu süreçlerde Batı’nın mantığı şuydu: Diktatörler kötüdür, onları deviren iyidir! Dünyayı, bugün Avrupalıları da kıvrandıran jeopolitiğin dehşet haline insani maskeli bu emperyalizm taşıdı.

Grönland ikiyüzlü emperyalizm aşkının maskesini çekiştirirken, akranın zorbalığı Avrupa’nın “onuru” üzerinde hoyratça tepiniyor.

Grönland, Batı’nın Avrupa kanadının, parçası oldukları emperyalist müdahalelerin başkalarının hayatlarını nasıl mahvettiğini görmesini sağlar mı acaba?

Güya diktatörlere yağdırdıkları bombalar altında; kadınların, çocukların can verdiğini; ambargolarının diktatörleri değil mama peşindeki bebekleri, kanser ilaçlarına ya da insüline ulaşamayan hastaları yok ettiğini, yoksulları açlıktan kırdığını düşünmeye başlarlar mı?

Saygın tıp dergilerinde yayımlanan araştırmalar, 1970’ten bu yana ABD ve AB yaptırımlarının tahminen 38 milyon insanın ölümüne yol açtığını ortaya koyuyor. Bombalara alternatif “insani” yaptırımları bu!

Kim bilir, belki artık ikiyüzlü “ahlak”larından da utanır ve mesele diktatörlük olsa bazı diktatörlerle can ciğer kuzu sarması olmaz, İsrail’in soykırımına seyirci kalmazdık derler.

Belki Trump bunu bas bas bağırarak ilan ederken, peşinde koştukları “istikrar”ın demokrasi ya da insan haklarıyla değil; pazarlarının, kârlarının ve ihtiyaç duydukları kaynakların güvenliği ile ilgili olduğunu kabul ederler.

Batı’nın ikiyüzlü emperyalizm aşkının temelinde kibir var. Değerlerinin ve yöntemlerinin, hiç tanımadıkları halkların kendi kaderlerini tayin etme hakkından daha üstün olduğuna inanan kibir.

Grönland’da karşılarına çıkan “akran zorbalığı” o kibri de tekmeliyor.

Davos’ta konuşan Kanada Başbakanı, adını emperyalizm olarak koymasa da uluslararası kurallara dayalı dünya nizamına dair geçmişteki “örtük uzlaşma”nın artık işlemediğini itiraf etti:

“…uluslararası hukukunsa sanığın ya da mağdurun kimliğine bağlı olarak farklı bir titizlikle işletildiğini de biliyorduk. Bu kurgu yine de kullanışlıydı. … Bu nedenle oyunu kuralına göre oynadık. … Ancak bu örtük uzlaşma artık işlemiyor. ... Biz bir geçişin değil, bir kopuşun tam ortasındayız. ... Eski düzen geri gelmeyecek. … Ancak bu kırılmadan, daha iyi, daha güçlü ve daha adil bir şey inşa edebiliriz. … Güçlülerin gücü var, ama bizim de rol yapmayı bırakma, gerçeğin adını koyma, ülke içinde gücümüzü inşa etme ve birlikte hareket etme kapasitemiz var.

Trump’ın akran zorbalığı bir işe yarar mı acaba?

NOT: Bugün saat 16.00’da Haydar Ergülen’le birlikte ODTÜ Mezunlar Derneği’nde (Vişnelik) arkadaşlık üzerine bir şiirli söyleşide buluşuyoruz. Yakınlardaysanız bekleriz.