İktidar, muhalefet ve cellat
Birkaç gündür ve tam da “süreç komisyonu”nda her şeyin bağlandığı Öcalan’la görüşmenin gerçekleşmesinin ardından bir “cellat” ve “Stockholm Sendromu” tartışması gündemin tepesine oturtuldu.
Bu tartışmanın böylesine köpürtülmesi ve iktidar çevrelerince ele alınma biçimi, iktidarın stratejisini iyice netleştiren son olgu.
Süreç tartışmasında her şeyin getirilip Öcalan görüşmesine bağlanmasını doğru bulmamış, CHP’nin tavrı nedeniyle topa tutulmasına da hiç anlam verememiştim. Şimdi, görüşmenin ardından yanıldığımı düşünüyorum!
Yanıldığımı düşünüyorum; çünkü komisyonun ilk gününden beri ayyuka çıkarılan “şeffaflık” söylemi ve iktidarın bu konudaki samimiyeti (!), “gittik ama gitmedik, gitmedik ama gittik” gizemlerinin ardından “görüşme tutanağı” ile daha net ortaya çıktı. Ne giden üç milletvekili komisyona bilgi verebildi ne de o üç milletvekilinin imzaladığı 16 sayfalık tutanak görülebildi.
Bunca önemsenen ve gitmedi diye CHP’nin topa tutulduğu görüşmeden önümüze konulan yazanı belirsiz bomboş bir özet!
Sanırım DEM bunu değerlendiriyor ve gitmediği için CHP’ye yüklendiğinin birazı kadar da “gittik de bunun için mi gittik” diye iktidara yüklenir.
Geçen gün Yaşar Aydın yazmıştı; iktidarı kazığı çaktığı yer belli: “Erdoğan ve Bahçeli, 16 Nisan 2017 referandumundan bu yana ‘kazığı’ tek adam rejiminin inşası için çakmış durumda. AKP ve MHP aktüel gündemlerde zaman zaman farklı noktalara savrulsalar bile bu temel çizgiden asla geri adım atmıyorlar.”
Şöyle ifade etmek de mümkün; iktidar attığı her adımı iktidarının devamı hesabıyla atıyor! Öcalan görüşmesi ardından ortaya çıkan manzara bunu herkesin görmesini sağlamış olabilir!
Kazığın çakıldığı yerde sağlam durması için, kamanın da muhalefet cephesindeki her olası çatlağa saplanarak kanırtılması gerekiyor. Muhalefetin birleşik, iri ve diri olmasının kazığı çakıldığı yerden söküp atacağı biliniyor.
O yüzden, iktidar ve onun medyadaki sözcüleri büyük bir keyifle ve CHP’yi CHP’lilerden çok daha iyi bilerek (!), hatta çok daha fazla düşünerek (!) yazıp çiziyorlar. “DEM’li CHP”yi de dert ediyorlar “DEM’siz CHP’yi” de! CHP’nin iyiliği için!
Özgür Özel’in evde pijamasıyla TV karşısında oturan vatandaşı eyleme çağıran söyleminden “göbeğini kaşıyan adam” çıkarmaya çalışıyorlar. “Pijamalı adam”ı “göbeğini kaşıyan adamın kardeşi” ilan ediyorlar. Herhalde, televizyon karşısında oturan vatandaş da demokratik bir hakkı kullanarak sokağa çıkarsa kazığın çakıldığı yerde duramayacağını gördüklerinden…
Neşelenmek istediğim zaman iktidarın “muhalefetolog” yazarlarını okuyorum.
CHP kurultayının “kucaklayıcı olmamasına”, 139 milletvekili olan CHP’nin bunlardan sadece 23’üne Parti Meclisi’nde yer vermesine bir dertleniyorlar bir dertleniyorlar… Geri kalan 116 milletvekilinin önümüzdeki seçimde tasfiye edilme korkusuyla kazan kaldıracak olmalarından bir endişe ediyorlar bir endişe diyorlar…
AKP’nin MKYK’sında kaç milletvekili var? Oraya giremeyen milletvekilleri de tasfiye korkusu mu yaşıyor diye boşuna sormayın! İktidarın “muhalefetolog” yazarlarının AKP gibi bir derdi yok, onlar sadece CHP’nin iyiliğini düşünüyorlar!
İktidarın kazığı çaktığı yer ve adımlarını hangi niyetle attığı net. Ancak, önemli olan muhalefetin kazığını nereye çakacağı!
Başarı için o kazığın; cellat tartışmalarıyla falan bölünmeden yokluk ve yoksulluğa karşı, demokrasi ve özgürlüklerden yana, en kısa sürede parlamenter sistemin inşasını hedefleyen çok net ve kısa bir manifestoyla muhalefetin en geniş haliyle birleşeceği bir noktaya çakılması şart!


