İktidarın aldatma stratejisi
Rejim ayakta kalmasını her bakımdan zorlaştıran çoklu krizi aşabilmek için, muhalefet güçlerinden destek arayacak noktaya geldi. Normalleşme-yumuşama diye başlatılan süreç, şimdi de çözüm ve yeni anayasa ileri sürülerek bunun yolları aranıyor.

Politika Kolektifi
Siyasal İslamcı rejim ülkeyi ekonomik, toplumsal, siyasal, ahlaki her alanda büyük bir çöküşe sürüklemiş durumda. Halkın büyük çoğunluğu ekonomik ve sosyal bir yıkım ve sefalet içinde. Türkiye mafya ve çetelerin mahalleleri parsellediği, özelleştirilmiş sağlık sisteminin çeteler eliyle bebek mezarlığına dönüştüğü her haliyle çürümeye terk edilmiş bir ülke durumunda.
Türkiye tam da bu haldeyken, iktidarın (Erdoğan’a en azından bir dönem veya daha fazla seçilme imkanı sağlayacak düzenleme yapılarak ) Siyasal İslamcı Rejimi kalıcılaştırma amacıyla bir takım adımlar atması ülkenin ve siyasetin ana gündemi haline geldi.
Bu, ilk bakışta zannedilebileceği gibi bir paradoks değil; Toplumsal desteğini büyük ölçüde yitirmiş bir iktidarın çaresizliğinin de bir göstergesi.
Tıpkı 15 Temmuz’da olduğu gibi sahneleri önceden hazırlanmış, oyuncuların rolleri ezberletilmiş, figüranlardan birinin (baş düşmanına el uzatması gibi) çarpıcı bir sahnesiyle oyun başlatılıyor!
Ülke siyaseti, emekçi halklarımızın yoksulluk ve sefalet içine sürüklendiği bir ortamda sahnelenen böyle bir tiyatroya dönüşmüş durumda. Hatırlanacağı gibi, 7 Haziran sonrasında çoğunluğunu kaybeden aynı iktidar bütün bölgeyi yakıp yıkarak, MHP’nin desteğini arkasın alarak iktidarını sürdürme imkanı bulabilmişti.
Marksın ‘bütün önemli tarihsel olayların birincisinde trajedi, ikincisinde komedi olarak tekerrür edeceği’ şeklinde bir ifadesi vardı.
Bu kez bir komedi gibi başlayan bu oyunun da nasıl sonuçlanacağını göreceğiz ama (M. Karasu’nun Yeni Yaşam’da yayınlanan söyleşide dediği gibi) şunu çok iyi biliyoruz:
‘Kürt sorunu çözülmeli, ancak MHP ve AKP zihniyeti bu sorunu çözmez...
Bahçeli’ye el uzatmak da elbette çok önemli değil. Ama bundan ötesi Siyasal İslamcı Rejimin çöküşten kurtulmasına ve kendini kalıcı hale getirmesine el uzatıp uzatmama meselesidir.
YENİ DESTEK ARAYIŞI
Siyasal İslamcı Rejim uzun zamandır bir çöküş sürecinde. Ekonomik-sosyal krizin yarattığı sefalet bir yana, sistem her yanından dökülüyor. Hiçbir başlık konusunda somut, çözücü bir adım atma mecali bile kalmadı. Rejiminin ayakta kalması her geçen gün zorlaşıyor. Yurttaşın sisteme karşı öfkesi büyüyor.
Mayıs 23 seçimleri öncesinde, Bahçeli’nin desteğinin tek başına yetmediği koşullarda, HÜDA-PAR’a kadar en gerici güçlerin aktif desteğine muhtaç hale gelen rejim için artık bu destek de yeterli gelmiyor.
Şimdi, rejimin ayakta kalmasını her bakımdan zorlaştıran bu çoklu krizinin aşabilmek için, muhalefet güçlerinden destek arayacak noktaya geldi.
Normalleşme-yumuşa diye başlatılarak, şimdi de çözüm ve yeni anayasa ileri sürülerek bunun yolları aranıyor.
Erdoğan’ın bir dönem daha Cumhurbaşkanı kalmasının mevcut sistem içinde iki yolu var. Her iki durumda da Erdoğan etrafında kümelenen gerici güruhun Meclis’teki sayısal varlığı yeterli değil.
Muhalefet cephesinde gedik açıp yeni destek sağlamdan Erdoğan’ın siyasi ömrünü uzatmanın yolu gözükmüyor.
Bunun için iktidar cephesi önce CHP cenahında “yumuşama, uzlaşma” vb. adlandırmalarla bir bulanıklık yaratma ve destek arayışı, sonra da DEM cenahıda “tokalaşma, barış” gibi söylemlerle yeni bir oyun sergileme yoluna girdi.
Çok net ifade edilmelidir ki, bu iktidarda kalma oyununun ne yumuşama ne de barış gibi bir derdi yoktur. Tek amaçları bu kötülük rejimini ve onun sürdürücüsü Erdoğan’ı iktidarda tutabilmektir.
SARAY’IN HESABI TUTAR MI?
Yukarıda ifade edilenler iktidar cephesinin Saray hesabının ülkeye uydurulması o kadar kolay değil.
Ülkede ve bölgede aşanan tüm gelişmelerin ucunu bu ana hedefe bağlamak zoruda. İsrail’in İran’ı hedef alarak bir bölgesel savaşa doğru sürüklendiği gelişmeler de bunun içinde değerlendirilmek zorunda. ABD’nin özellikle de Kasım seçimleri sonrasında İsrail eliyle gelişen bölgesel savaşı derinleştirmeye yönelik olası hamleleri Orta Doğu’da yeni bir düzenin kurulması sürecinin bir adımı, BOP’un yeni bir evresi olarak kurgulanacaktır. Şimdiden, Suriye’ye uzanarak gelişen bu süreç de iktidar için bir imkan olarak değerlendirilmeye çalışacaktır.
BİRLEŞİRSEK YENERİZ BİRLEŞİRSEK ÇÖZERİZ
Bütün bunları da dikkate alarak sürecin basitçe gündem saptırmadan ibaret olmadığı ortada. Ama öte yandan da iktidarın elinde her şeyi kurgulanmış bir planın olduğunu söylemek de mümkün değil. Belli ki bu pilav çok da su kaldıracak. Ama asıl önemli düzen muhalefetimiz, aydınlarımız bir kez daha bu oltaya gelmezse, Bahçeli ve Erdoğan’ın elleri çok zayıf…
Daha önce de her kritik eşikte rejim muhalefetten de güç alarak ayakta kalabildi. Bugün de Kürt sorununda çözüm diyerek yapılmak istenen bu.
Kürt sorunu elbette çözülmeli, demokratik bir ülke yolunda bir arada yaşamı esas alarak, her halkın istediği gibi yaşamasına imkan verecek bir çözümün şimdiye kadar bulunamamış olması da egemen sınıfların bu sorunun çözümsüzlüğünü dayatmış olmalarıdır…
AKP de çözüm süreci adı altında yürütülen müzakere dönemi dahil olmak üzere iktidarı boyunca esas olarak çözümsüzlüğü tercih etti. Bu şekilde kimi zaman çözüm adı altında Kürt halkının desteğini kazanmaya çalışarak, kimi zaman yaratılan savaş atmosferinde milliyetçiliği tetikleyerek kendisine güç toplamaya çalıştı. Mayıs 23 seçimleri dahil yaklaşık son on yıl Kürt diye Türk diye toplumu ayrıştırarak, tüm muhalefeti “terör” sopası altında ezerek, her tür hile ve zorbalıkla kurulan rejim ayakta tutulmaya çalışıldı.
Kürt sorununun çözüm yolunun açılması da, şimdi Kürdü Türkü, Alevisi Sunnisi bütün bir topluma karşı büyük kötülükler yapan bu tek adam rejimine son vererek açılabileceği açıktır. Bütün emekçilere kan kusturan, böyle bir iktidarın ipine tutunarak barış ve demokrasi kazanılmayacağını bile bile, bu oyunun parçası olmak bu çürümüş rejime can simidi olmak dışında bir anlama gelmeyecektir.
Asıl önemlisi bazı kazanımlar elde edilebilir diye girilen yolların hepsinin, daha büyük karanlıklara çıktığı asla unutulmamalıdır.


