İktidarın derdi başka

Mustafa KARADAĞ - Avukat
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun Ekim ayı başında yaptığı toplantı sonrasında komisyonun emsalsiz bir komisyon olduğunu vurgulayarak “Türkiye’nin yürüttüğü bu süreç, kendine has, Türkiye modeli dediğimiz bir süreç. Başka ülkelerin 5-6-7-8-10 yılda geldiği noktaya biz 1 yıl bile dolmadan gelmiş durumdayız. Eş zamanlı olarak birçok konuyu tartışıyor vaziyetteyiz. Bu tartışmalar devam ettikçe de toplumsal rızanın artmakta olduğunu görüyoruz. En kısa zamanda da hiç şüphesiz bunu barışıyla sonuçlandıracağız. Bunun için canla başla, gayretle mücadele ediyoruz.”, “Bu toplantı da gösterdi ki, aslında biz komisyonu, çözümü bulmak, çözüme en kestirme yoldan ulaşmak için kurmuşuz. Bu komisyon, burada bulunan arkadaşlarımızın da iradesiyle çözüm iradesini ortaya koymuştur. Her toplantıda, katılan arkadaşlarımızın yürekten sürece destek vermeleri de bizlerin iradesini de pekiştiriyor. Her bir arkadaşımıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum." demişti.
Gelinen durum itibariyle gördük ki aslında Komisyonun adıyla amacı hiç bağdaşmıyor. Kardeşlik ve demokrasi komisyonun amaçlarından biri değil, milli dayanışma ise tamamen AKP ve MHP’nin dayanışmasından ibaret. Olan Türkiye demokrasisi ve barış isteyen halka oluyor.
HAYAL KIRIKLIĞI
Komisyonun çalışmaları Saray sözcülerinin konuşmalarına uygun bir şekilde sonuçlanırsa DEM Partinin de hayal kırıklığına uğrayacağı kesin gibi, tabiî ki DEM Partinin gerçek bir demokrasi ve barış talebi varsa. Zira Saray sözcülerinin hiçbir konuşmasında demokrasi ve barış sözü geçmiyor. Sadece silah bırakma ve PKK’lilerin affı sonucunu doğuracak bir yasal düzenlemeden bahsediliyor.
AKP ve MHP anayasaya aykırı olduğunu bile bile 1 gün bile yürürlükte kalması yeterli bir infaz (af) yasası çıkarmanın yeterli olduğuna inanıyor. DEM Parti de bu fikre sıcak bakıyor, fakat genel olarak kamuoyunda kabul göreceği şüpheli. Adi suçlardan hükümlü ve tutukluların da kapsama alınmasıyla düzenlemenin genelleştirilmesi düşünülebilir ise de hukuken doğru değildir. Böyle bir düzenleme anayasaya aykırılık nedeniyle geçmişte olduğu gibi genele teşmil edilebilir ki belki de içten içe AKP’nin FETÖ/PDY (Gülen cemaatiyle) ile barışmasını temin bakımından istediği bir durum da olabilir. Fakat hak temelli bir mücadele nedeniyle mahkum edilen, tutuklanan insanların dışarı çıkamayacağı muhakkak. Yani Gezi tutsakları, ÇHD’li avukatlar, gazeteciler, İBB tutukluları, Demirtaş ve YARSAV Başkanı Murat Arslan gibi isimler her zaman iktidarın merhamet kapsamı dışında kalmaya mahkumlar. Söylemek gerekir ki, Rahip Bronson’a gösterilen hoşgörünün ülkenin kendi yurttaşlarından esirgenmesi siyasi iktidarın yaklaşımını sergileyen bir tutum olarak çıkıyor karşımıza.
SAMİMİYETSİZLİK
Kürt sorunu hiçbir zaman görmezden gelinebilecek bir konu değil. İş çözüm yolunun doğru işletilmesinde ve tüm siyasi sorunların ancak demokratik bir iklimde çözümlenebileceğinin kavranmasında. Tam bu noktada Komisyon kuruluş amacına cevap veremez hale geliyor. Hem çözüm sürecinden bahsedip, hem dayanışma, kardeşlik ve demokrasi adıyla bir komisyon kurup hem de hala kayyımlarda ısrar etmek, AYM ve AİHM kararlarını göze sokarak uygulamamak, hem siyasi rakiplerine tuzaklar kurmak, gerçekten siyasi saiklerle mahkum edilen insanları hala hapiste tutmak bir samimiyetsizlik ifadesi.
Hem Kürt sorununun çözümünden bahsedip hem de DEM Partinin öncülü HDP’yi Türkiye Partisi çizgisine çeken, samimiyetine inanılan Demirtaş ve Yüksekdağ gibi isimleri gözden ırak tutup muhatap almamak, aksine Kürt sorununu PKK sorunu seviyesine indirgeyip Abdullah Öcalan’ı baş müzakereci ilan etmek sürece nereden bakıldığının başka bir göstergesi aslında.
Çözüm sürecine koşulsuz destek veren, sadece silah bırakmayı dahi önemseyen, öne çıkma kaygısı gütmeyen, ama hep demokratik gelişmeyi, legal siyasetin önünün açılmasını, hak ve özgürlüklerin korunmasını, güvence altına alınmasını dillendiren Selahattin Demirtaş’ı Bülent Arınç marifetiyle siyasetin dışına çıkarma ve pasifize etme kurguları tutmayınca kesinleşmiş AİHM kararını uygulamaktan imtina ederek hukuksuz olarak hapiste tutmak ise Türkiye’nin karnesine düşen kötü bir not.


