Google Play Store
App Store

Cumhur İttifakı, iç ve dış gelişmeleri rejimi tahkim etmek ve kalıcı kılmak için değerlendiriyor; adımlarını buna göre atıyor. İktidar cephesinde çıplak gözle görülen bu netliğe karşılık, Meclis muhalefetinin ise kazığı nereye çaktığı aynı ölçüde belirgin değil.

İktidarın kazığı çaktığı yer belli, ya muhalefet: Kartaca yıkılmalı…
Fotoğraf: Depo Photos

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin iki gün üst üste Türkgün Gazetesi’nde yayımlanan röportajları ve dün AKP Grup Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları, Cumhur İttifakı’nın seçime kadar sürecek stratejik hattını bir kez daha ortaya koydu: Rejim ayakta, ittifak yoluna devam ediyor ve “Terörsüz Türkiye” hedefinden asla vazgeçilmeyecek.

Dış politikada içi boş propagandaya dönük emperyalizm karşıtlığı retoriği; içeride ekonomik büyüme söylemi; bölgesel liderlik iddiası… İki lider de bu başlıkları sürekli yineliyor. 28 Mayıs 2023 seçimlerinin hemen ardından düğmesine bastıkları “bir kez daha seçilme” hedefi; normalleşme hamlesinden, yargı darbelerine, son dönemde gündeme aldıkları “Terörsüz Türkiye” söylemine kadar pek çok adımda kendini gösteriyor.

Yukarıdaki girişi daha net anlatmak için gündelik dilde 'yön tayin eden kararlı tutumları anlatmak için' sıkça kullanılan bir ifadeyle söyleyelim: Erdoğan ve Bahçeli, 16 Nisan 2017 referandumundan bu yana “kazığı” tek adam rejiminin inşası için çakmış durumda. AKP ve MHP aktüel gündemlerde  zaman zaman farklı noktalara savrulsalar bile bu temel çizgiden asla geri adım atmıyorlar.

AKP-MHP NET, YA MUHALFET

Cumhur İttifakı siyasetinin ana kolonları net. İç ve dış politikası, seçim stratejisi, devlet aygıtının örgütlenmesi… Hepsi rejimin devamı etrafında şekilleniyor.

Bugün karşı karşıya olduğumuz yapı, Cumhuriyet tarihinin en gerici, en baskıcı, en sermaye yanlısı iktidar blokudur. Bu blok, yarattığı rejimin ömrünü uzatmak için eline geçirdiği tüm araçları seferber ediyor.

Peki ya muhalefet? Özellikle Meclis’teki muhalefet partilerinin bu tabloyu görüp ne ölçüde tehdit olarak gördüğü bugün bile muğlaklığını koruyor.

DEM Parti, AKP–MHP iktidarının devletin tüm organlarını ele geçirdiği gerçeğini ısrarla görmezden geliyor; iktidar ile devleti ayırarak devletle “çözüm” masasına oturma stratejisini sürdürüyor. Sürecin başlamasıyla birlikte Dem cenahından Saray rejimiyle mücadele, rejimin değişme talebi neredeyse hiç dile getirilmiyor.

CHP ise, iktidarın kendisini etkisiz hâle getirme girişimleri sonucunda ister istemez rejimin karşısında bir pozisyon aldı. Ancak yakın zamana kadar “rejim değişikliği” talebi parti metinlerinde bile net şekilde kendine yer bulamıyordu. Son kurultayda bu mesele daha net şekilde kayda girdi. Ama hala pratik mücadelenin ana ekseni olabilmiş durumda değil.

Meclis’teki diğer muhalefet partileri de çoğu zaman DEM ve CHP’nin aldığı pozisyona göre duruş aldıkları için özellikle bu konuda tereddütlü ya da daha sesiz bir çizgide kalmayı tercih ediyor.

TOPLUMUN TALEBİ: DEĞİŞMEDEN OLMAZ

Bugün ülkenin %70–75’i mevcut durumdan memnun değil; %60–65’i bu rejimin değişmesi gerektiğini düşünüyor. Milyonlarca yurttaş geleceğini Erdoğan ve Bahçeli’nin kurduğu bu rejimde görmüyor. Buna karşılık iktidar, topluma “İsteseniz de istemeseniz de bu rejim altında yaşayacaksınız” diyor.

Ülke, rejimi isteyenler (%40 civarı) ve istemeyenler (%60 civarı) olarak ikiye bölünmüşken, muhalefetin bu gerçeği görmezden gelerek siyaset yapması anlaşılır değildir. Sadece bu tabloya bakarak bile Meclis muhalefetinin de toplumsal muhalefetin de işaret edeceği yegâne hedef rejimin kendisi olmak zorundadır. İktidarın çeyrek yüzyıla ulaşan baskı ve şiddet politikasına karşı toplumda biriken öfke ve itiraz muhalefet güçlerinin motor kuvveti olmak zorunda.

ASIL HEDEF BELLİ

Roma Senatosu’nda Senatör Cato’nun, hangi konu görüşülürse görüşülsün her konuşmasını “Kartaca yıkılmalı” diyerek bitirdiği anlatılır. Roma Senatosu’nun her tartışmayı asıl meseleye bağlayan ünlü söylemiyle benzer bir tarihsel kavşaktayız. Asıl tehdidin nerede olduğunu bugünün Türkiye’sine uyarlamak gerekiyor:

Halkın ezici çoğunluğu biliyor ki;

Bu rejimde barış gelmez.

Bu rejimde adalet tesis edilmez.

Bu rejimde demokrasi yaşayamaz.

Bu rejimde yoksulluk bitmez.

Bu rejimde işçi, emekli, genç, kadın kendini güvende hissedemez.

Liste uzar gider.

Hızla İslamcı, faşizan ve otoriter bir niteliğe bürünen tek adam rejiminin karşısında durmak; muhalefetin ancak kendi sınırlarını aşarak, siyaseten gerçek bir kopuş cesareti göstermesiyle mümkündür. Aksi hâlde farkında olmadan iktidarın siyasal hattının yanı başında sürüklenmek kaçınılmazdır.

Halka rağmen, toplumun taleplerini ve mücadelesini görmezden gelen her siyaset, raf ömrü tükenmiş bir iktidara can suyu vermekten başka bir işe yaramaz.