Google Play Store
App Store

Önümüzde güldür güldür çağlayan Yeni Demokratik Dönem’de devletin sağ elinin (başta İçişleri, Sanayi ve Ticaret, Maliye, Savunma, Dışişleri Bakanlıkları ve Başbakanlık)

Önümüzde güldür güldür çağlayan Yeni Demokratik Dönem’de devletin sağ elinin (başta İçişleri, Sanayi ve Ticaret, Maliye, Savunma, Dışişleri Bakanlıkları ve Başbakanlık) icra ettiği ileri-demokratik hareketler kadar, bu mimikleri hayra yoran kanaat teknisyenlerinin performansını da öğretici buluyorum. Sınıf mümessili AKP’nin sağ eliyle yaptığı demokratikleşme işaretleri önünde-sonunda hegemonyanın sürekli kılınmasıyla ilintili bir pragmatizm barındırıyor. Buradan daha düz sinyaller alıyoruz. Öte yandan iktidara (bilinçli veya bilinçsiz) iliştirilmiş bulunan, kültürel üretim alanında yer edinmiş kanaat üreticilerinden daha karmaşık, ama şifresini çözebilirsek iktidarın işleyiş biçimlerini daha iyi açıklayabileceğimiz sinyaller geliyor. Zira onlar, mümessilin icraatlarını, yoğun bir duygusal yatırım yaptıkları, sahici olduğunu düşündükleri bir özgürleşme süreci ile bağdaştırıyorlar. Bu da onları ve hegemonyayı farklı açılardan ele veriyor.

Demokrat donu giymiş otoriter siyasetçilerin histerik öfke nöbetlerinden samimi özgürlük mesajları çıkarmak zor olunca, TV-gazete yorumcusunun, “stratejik düşünce” profesyonelinin tercüme görevi daha da önem kazanıyor. Örneğin, Cemil Çiçek’in gırtlağıyla konuşan sınıf, “protestolar devletin belirlediği yerde, usulüne uygun yapılsa hiçbir sorun yaşanmaz” diyor. İliştirilmiş demokratlar, sağ elin bu tür söylem ve eylemlerini şöyle tercüme ediyorlar:

“Bir dahaki demokratik eylemde gelin hep birlikte haykıralım: ‘Orantısız eyleme de sıfır tolerans.’” (Eyüp Can, Radikal)

“Faşizan nitelikli bu zorba eylemler siyasal taleplerin değil işte bu patolojinin tezahürü. Bu eylemlere destek veren eski tüfeklerin nostaljileri de bir patoloji.” (Mümtaz’er Türköne, Zaman)

“Ülkemizde meydana gelmekte olan olumlu gelişmelere ayak uydurmada en yetenekli devlet gücü aslında polis... Herbiri eğitimden geçmiş, insan hakları konusunda bilgilendirilmiş, yasalara uyma noktasında bilinçli insanlardan oluşuyor polisimiz.” (Fehmi Koru, Yeni Şafak)

“Çeşitli vesilelerle, çeşitli rütbelerden Emniyet mensuplarıyla tanışıyorum, konuşuyorum. Çoğu son derece medeni insanlar. Eğitimleri eski muadilleriyle kıyaslanır gibi değil.” (Murat Belge, Taraf)

“Farkına varılmaz ve tuzağa düşülürse, bu eylemler seçime kadar artarak sürdürülecek, cumhuriyet mitingleri gibi iktidar karşıtı büyük sokak gösterilerine dönüştürülecek. MİT ve Emniyet istihbaratta bu yönde önemli bilgiler var.” (Şamil Tayyar, Star)

Başbakan haftada bir suikast atlatan birisi şu anda. Çok ciddi, suikast konusunda aşırı bir önlem alınmakta. Bu nedenle poliste aşırı yüksek kaygı var.” (Nevzat Tarhan)

“1923'ten 2003'e, seksen yılda 76 üniversite kurulmuştu. 2003'ten 2010'a, yani sadece 7 yılda, bunlara 78 üniversite daha eklendi. / Bilimi ve eğitimi birazcık önemseyen, bu ilerlemeyi sağlayan bir Başbakanı alkışlar. / Yuhalamak içinse, ancak uzuneşek oynayan ODTÜ sosyalistlerinden olmak gerekir.” (Emre Aköz, Sabah)

Yeni Demokratik Dönem’in kanaat önderleri analizlerini yer yer öğrenci protestolarını “Ergenekon tezgâhı,” “555 Provası” olarak işaretleyerek, sağ eline sopasını almış devlet şiddeti ile öğrenci şiddetini eşitleyerek (“ne o iyi, ne bu, ikisi de yanlış”), veya doğrudan protestocuları aşağılayarak derinleştirmişler. Hepsine bir arada bakınca, tek tek şu ya da bu kanaat üreticisinin kişilik özelliklerine, güç hırsına, Başbakan hayranlığına atfedilemeyecek, yani öznel açıklamasını yapamayacağımız bir etkiden bahsetmek mümkün. “İliştirilmişlik” ile kastettiğim bu etki.

Kültürel üretim alanının geniş bir sathı, iktidar sahiplerinin çekim alanına girmiş görünüyor. Bireysel yazarlar kendi gözlem deneyimlerinin, demokrasi vizyonlarının ne kadar otonom, otantik, vs. olduklarını düşünürlerse düşünsünler, bu böyle. Dahası, gazete ve televizyon, tesis edilen ve sürdürülebilir kılınmaya çalışılan hegemonyanın içine bunca gömülmüşse, örneğin Roni Marguiles gibi alanın güçsüz konumlarındaki liberal-demokratları muktedirlerle eşitleyip hedef tahtası yapmak, hegemonyayı doğru çözümleyememek demek.

Hem bu noktayı, hem de rahmetli Ulus Baker’e başvurarak zihnimizi açalım. Ulus, “Alçaklık ve İhanet Kuramı: Borges” başlıklı bir denemesinde, alçaklığın toptan bireyselleştirilebilecek bir yatkınlık olmadığını hatırlatmıştı bize: Alçak, “Foucault’nun modern adalet cihazının isimsiz kahramanları olarak tanıttığı, köşebaşı muhbiri, apartman kapıcısı gibi biridir”. İktidarın doğrudan kurbanı değildir, iktidar sahibi de değildir, “hep iki arada bir derede, iktidara ‘dayanak’ oluşturur”. Hegemonya, rızasını bu tarz işleyen bir iktidar ile imâl eder: Oyunun kurallarını (“Yeni Demokratik Dönem’de ileri-demokratik güçlerin tarafında durmalıyız”, “bugünün şartlarında demokrasi komünizmdir”, “yetmez ama evet”, vs.) özümser, bedenselleştiririz; iktidarla “suç ortaklığı” bizi gündelik hayatta, konuşma yaparken, alışveriş merkezinde, köşe yazarken buluverir. Bu bilinçdışı çalışan işbirliği, hegemonya sürdükçe çeşitli şekillerde kârlı olabilir. Her zaman ekonomik değil. Toplumsallaşmış alçaklık, prestij biriktirmek, kendini ayırt etmek, sosyal sermaye artırmak, “ilişkili” olmak gibi kazanç kapıları da açar.

Kişilerin biyografilerine beyhude öfke kusarak (“şöyleydi, böyle oldu”), onların karakter özelliklerini lanetleyerek açıklayamayacağımız bir alçaklıkla nasıl mücadele ederiz? O alçaklık, devletin sağ elinde cop oluyorsa başka; söz olup ezenin gırtlağıyla konuşan ezilenin ağzından çıkıyorsa başka şekillerle.