İmamoğlu ve Yanardağ nasıl “casus” oldu?
Geçen haftayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Gazeteci Merdan Yanardağ ve Necati Özkan’a yönelik hazırladığı "casusluk iddianamesi" ile kapattık (4.2.2026 tarih, 2026/5730-612 E-K. sayılı davaname). Herkes şaşkın ve tepkili: "Bu insanlar nasıl casus olur?"
Haklılar…
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, Enis Berberoğlu kararında (2017/2075 E. ve 2018/287 K.), "TCK m. 328’deki casusluk suçunun konusunun, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgiler" olduğunu söyler.
Siyasal casusluk için, "yabancı bir devlet yararına", "Türkiye Cumhuriyeti devletinin veya vatandaşlarının veya Türkiye’de oturmakta olan ikamet etmekte olanların zararına olarak bilgilerin toplanması" gerekir. Suçun maddi unsuru suça konu bilgileri "siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etmek"tir (Erem, a.g.e. Cilt 1 syf. 50, Gözübüyük Cilt 1, s. 510).
***
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, yukarıda özetlenen yerleşik ve eski, askeri ve siyasi casusluk suçu içtihadını değiştirmiştir (Yargıtay 16. CD, 6/11/2019 tarih, 2014/5426 E. ve 2019/6728 K, 8/3/2018 tarih, 2016/6690 E., 2018/604 K sayılı kararlar). Bu içtihatlar, 15 Temmuz sonrası verilmiştir. 15 Temmuz FETÖ/PDY darbe girişimine karşı açık tepkiyi yansıtan bu içtihatlar, eski içtihatlarda bir revizasyonu da ifade etmektedir.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi bu yeni içtihatlarını, "Başbakanlık binasının dinlenmesi", "MİT TIR’ları" gibi kamuoyunda büyük yankı uyandıran davalar sırasında geliştirmiştir. Sözkonusu içtihatlar, "suçun manevi unsuru" gibi kritik bir noktayı araştırmaksızın verilmiştir. İçtihatların konusu olan suç failleri, jandarma istihbarat görevlileri, vd.’dir.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin atıf yapılan kararlarında, "askeri ve siyasi casusluk" suçunun oluşumu için, "yabancı bir devletle anlaşma" şartının aranmaması gerektiği, yasa metninde olmayan ve içtihatlarla geliştirilen "anlaşma şartının yasama fonksiyonunun gaspı olduğu" belirtilmektedir.
Yargıtay’ın kendi tarihine yönelik bir eleştiri olan bu içtihada göre, "Askeri ve siyasi casusluk suçunun tespiti için devletin güvenliğine ve iç ve dış çıkarlarına zarar verebilecek nitelikteki temin edilen bilginin yabancı bir devlete verilmesine, bunun için yabancı devlet veya istihbarat örgütüyle bir anlaşmanın varlığının araştırılmasına" gerek yoktur.
Yargıtay, "failin kişiliği, temin yer ve zamanı, temin yöntemi, failin ve örgütün amacına bakılması" gerektiği, "fail istihbarat örgütü mensubu ise bilgi paylaşımı halinde casusluk maksadının bulunduğu, ülkeler arası gerginlik, terör olayları yoğun ise kastın varlığı kabul edilmelidir" düşüncesindedir.
***
Bu içtihat son derece yanlıştır ve yargısal sistemin olağan mekanizmaları içerisinde, aynı dairece veya Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca veyahut Anayasa Mahkemesi’nce değiştirilebilir. Zira mezkûr içtihat ceza hukuku tarihine ve devletin güvenliğine karşı suçlar külliyatına temelden aykırıdır.
Yargıtay’ın ilgili içtihadı, her tür suçun kurucu unsuru olan "kast" unsurunu ortadan kaldırdığı için ceza hukuku mantığını tersyüz etmektedir. Yargıtay bu içtihadıyla, "ceza sorumluluğunun sınırlarını" olağanüstü biçimde genişletmektedir. Kast unsurunu devreden çıkaran Yargıtay içtihadı ile her bireyin "Askeri ve Siyasi Casusluk" ile suçlanması mümkündür.
İçtihatlarda, "ülkenin koşulları, terör olayları, yer ve zaman" gibi objektif hususlar sayılmaktadır. Bu kıstaslar içinde failin kişiliği, düşünceleri ve özel niyetleri, olayın taraflarının (bilgiyi veren ve alanın) beyanları, failin bilgiyi verme amacı gibi "özel koşullar" yoktur. Bu içtihatlar ile herkesin bir gün, "askeri ve siyasi casus" ilan edilmesi mümkündür.
Ve "o gün" geldi: "FETÖ zanlıları" değil; İBB Başkanı, TELE1’in sahibi bir gazeteci ve İBB reklamcısı casus oluverdi! 162 sayfalık iddianamedeki "tek delil", Necati Özkan’ın İBB Veri Tabanı’ndaki bazı bilgileri "lider imaj çalışması" amaçlı paylaşması! (Ne bu bilgiler "sır", ne de Necati Özkan "istihbarat görevlisi").
Bu iddianameden -Yargıtay’ın yeni içtihadına göre bile- casusluk çıkmaz. Amaç da bu değil zaten; TELE1’i kapatmak, tek tük kalmış bağımsız gazetecileri susturmak, İmamoğlu’nu yıpratmak, gözden düşürmek, daha fazla toplumdan tecrit etmek.


