İmparatorluğun merkezinde demokratik bir seçim mümkün mü?

Yusuf Tuna Koç
ABD’li siyasal aktivist Joshua Higginbotham ile seçimler yaklaşırken Amerikan seçimlerini, adaylara yönelik beklentileri ve ABD dış politikası açısından seçimin olası çıktılarını konuştuk.
ABD’de seçimlere bir aydan az bir süre kaldı, adaylar başa baş gidiyor, atmosfer nasıl ülke siyasetinin nasıl etkiliyor?
Açık konuşmak gerekirse, birçok açıdan baktığınızda iktidara kimin geçeceği pek de bir şey değiştirmeyecek. Günün sonunda Amerikan imparatorluğu ve ordusunun uzandığı topraklar ve operasyonlar açısından pek az şey değişecektir. Birçoklarının dediği gibi bizim aslında iki yüzü olan tek bir partimiz var, piyasa ve sermaye destekçisi bir parti. Bu seçim atmosferini farklı kılan muhtemelen olası şiddet eylemleri, bu açıdan hem seçim günü hem de sonrasında dair beklentiler. Özellikle sallantıdaki eyaletlerin sonuçlarına dair Trump ve destekçilerinin ne tepki vereceği bu konuda belirleyici olacak. Eğer çok uç uca bir yarış olursa, medyanın da yönlendirmesiyle işler başka noktaya gidebilir. Çünkü çok büyük de bir yatırım var.
Para ve siyaset arasında, başka ülkelerde yolsuzluk olarak sayılabilecek bir yakınlık bizim ülkemizde yasal. Adaylara yapılan yatırımlar, meblağlar inanılmaz düzeyde. Bu da siyaseti son derece etkiliyor ve geriyor.
İki aday arasındaki ayrıma gelirsek, Trump saatli bomba, sürprizli bir figür. Tutarlı bir ideolojik yaklaşımı yok. Harris daha net bir statüko adayı. Dick Cheney gibi isimlerin desteğinden de bunu görebilirsiniz. Geleneksel siyasetin ve statükonun Harris’e birleşik bir desteği var. Trump’ın sağcı olduğu reddedilemez tabii ki ama farklı bir sağcılık biçimi.
Bu seçimlerde gözlemleyebildiğim kadarıyla öne çıkan önemli bir mesele özellikle işçi sınıfına dair vaatlerin ön plana çıkması. Özellikle de geçişken eyaletlerin geleneksel mavi yaka nüfusun yoğun olduğu bölgeler olması ABD açısından çok da alışık olmadığımız şekilde her iki adayı da bu konularda daha popülist davranmaya zorluyor gibi.
Bu eyaletler seçimler açısından çok önemli. ABD’nin son derece vahşi bir işçi sınıfı tarihi var. Bahsettiğiniz mavi yakanın özellikle sendikaların eğilimi ağırlıklı olarak Harris’e yakın. Ancak emekçi kesimi için önemli ve tepki yaratan bir konu da Filistin meselesi. Bu eyaletler içerisinde özellikle Michigan’da ciddi bir Müslüman nüfus olması Harris’e kaybettirebilir. Çünkü bu topluluklarda ABD’nin İsrail konusundaki tavrı sebebiyle her iki adaya da gitmeme eğilimi yüksek. Her iki partinin de Filistin konusundaki tavrı aynı olduğu için bu durum Harris’e Michigan gibi eyaletleri kaybettirebilir.
Biden, özellikle de ekonomik konulardaki popülist vaatleriyle öne çıkmıştı. Öğrenci borçlarının ödenmesi, sağlık hizmetlerinin genişletilmesi, vs. Halefi olan Harris’i bu noktada nasıl görüyorsunuz?
Bir süredir Demokrat Parti açısından yaşanan, çok fazla söz verdiler ancak bunların çok azı hayata geçti. İktidar döneminde gerçekleştirilebilecekleri, ellerinde imkânları olan çok fazla plan vardı. Geçmişte de yapılanlar aslında tamamen Demokrat Parti’nin icraatları diyemeyiz. Obama’nın ünlü sağlık reformunu ele alalım örneğin, sağlık hizmetleri açısından ekonomik olarak ulaşılabilir bir değişiklikti ve bu esasında muhafazakâr Heritage Vakfının planıydı. Dolayısıyla hayata geçirebildikleri birçok şey muhafazakâr düşünce kuruluşlarının hedefleriydi. Biden sözlerinin ne kadarını tutabildiyse Harris de bu kadarını yapacaktır. Ve ellerinde olan birçok şeyi de yapmayışları için Cumhuriyetçileri suçladılar.
Özellikle kadın hakları konusunda, kürtaj konusunda daha fazlasının yapılabileceği yorumları vardı.
Hükümetin gerçekten yapabildiği ve ilerici sayılabilecek tüm icraat esasen kitlesel eylemliliklerin sonucu. Şu an ülke çapında sendikaların örgütlediği bir toplumsal baskı var bu icraatın gerçekleştirilmesi açısından. Ancak bu şekilde bir değişim gerçekleşebilir.
Harris için Filistin konusunda daha ılımlı olduğu yorumları yapılıyor. Bu karşılaştırma hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bence böyle bir karşılaştırmayı haklı çıkaracak somut bir kanıta sahip değiliz. Biden’in söylediklerini kelimesi kelimesine tekrar ediyor. Dolayısıyla İsrail’e dair politikalarda anlamlı bir kopuşa farka sahip olduğunu düşünmüyorum bu noktada. Eğer bir politika değişikliği olacak olsaydı şu âna kadar bunu gözlemleyebilirdik. Başkan yardımcısı olarak hükümeti farklı pozisyon almaya da zorlayabilirdi. Ancak soykırıma ABD’nin dahli konusundaki rolü bu haliyle Biden’den farklı değil. İsrail’in askerî olarak desteklenmesi bugün olduğu gibi sürecektir. Kim gelirse gelsin de bu maddi destek sürecektir. Fark ne olabilir, Trump Netanyahu’yu kamuoyunda överken Harris eleştiriyor, ancak perde arkasında değişen bir şey olmaz.
Seçim sonrası ABD’nin Ortadoğu politikasındaki olası değişikliklere dair çok fazla tartışma var. Tersinden sorarsak, İsrail’e verilen desteğin ötesinde daha saldırgan ve cüretkâr bir politika değişikliği görür müyüz?
Şuna şüphe yok, İsrail ABD’den gelecek desteğin sınırlarını sınayacaktır. Mossad’ın çağrı cihazı saldırılarına dair ciddi bir eleştiri gelmemişti. Hakeza Tahran’daki suikasta da. Bence İsrail’in desteklenmesi ve istihbarat paylaşımı, bunun yanında Irak gibi bölgelerdeki üslerin desteği sürecektir. Ancak işler bu hızda gerilmeye devam ederse, daha ciddi sorunlar ortaya çıkacaktır. Özellikle İsrail ve İran arasında biraz daha açık bir savaş mümkün. Fakat öbür yandan ABD’nin şu an farklı cephelerde de odaklandığı çatışmalar var. Rusya-Ukrayna, Çin-Tayvan… Sınırlarınızın ötesinde 800 askerî üssünüz olunca bu normal oluyor sanırım. Bir noktada bir ağırlık dengesi tutturulması lazım.
Rusya konusunda iki aday arasında sizce gözle görülür bir fark var mı?
Trump bu konuda da sürprizli bir isim. Bence henüz bu konuda ne isteyeceğini bilmiyor. Orada barışı getirme vaatleri de verebilir. Ancak günün sonunda her iki hükümetin birbirinden farklı olarak değiştirebileceği çok fazla şey olduğunu sanmıyorum. Ancak Zelensky tehlikeli bir oyun oynuyor. Ukrayna’yı NATO’ya dahil etme konusunda daha fazla baskı yapması savaşı daha da kötüleştirebilir.
Seçimlere geri dönersek, sosyalistler açısından durum nasıl?
Önceki dönemlerden çok farklı değil. Kimi adayları belli konularda zorlayabileceğimiz kadar zorluyoruz. Sosyalist değişimler için oy vermek, istemek çok kolay değil. Halkın yararına işler yapabilsin diye oy verebileceğiniz bir başkan adayı yok. Şunu da sorabilmek lazım, imparatorluğun merkezinde demokratik seçim ne demek? Garip bir paradoks.
2016-2020 seçimlerinde sosyalist bir rüzgâr vardı; Bernie Sanders, Alexandra Ocasio-Cortez… Onlar da o zamanki pozisyonlarına göre çok daha geride görünüyorlar.,
Kesinlikle katılıyorum. İnsanların anlaması gereken bir şey var, bizim federal sistemimiz zor bir sistem. Eyaletler ve federal sistem sürekli bir mücadele içerisinde. Sanders seçilseydi bile hangi sosyalist reformları yapabilirdi şüpheli. Dolayısıyla sosyalist vekiller açısından şöyle iki yol ortaya çıkıyor: Ya sisteme uyum sağlayıp ana akım siyasete dahil oluyorlar ya da Cory Bush benzeri temsilciler gibi ilkeli davranıyorlar ve sistemden dışlanıyorlar. Bu da sıkça karşılaştığımız bir durum.


