İnternet dolandırıcılığı köle emeği üzerine kurulu

Chris DITE
Güney Asya’nın kanunsuz bölgesi Altın Üçgen içine kurulu dolandırıcılık sektörü, yolsuzluk, organize suç ve köle emeği üzerine kurulu yeni bir kapitalizm biçimi haline geldi ve büyümeye devam ediyor. Yaklaşık 220 bin insanın Güney Asya’daki internet dolandırıcılık merkezlerinde çalıştığı hesap ediliyor. Sınır kentlerine başka hayallerle getirilenler, ya yurtdışındaki insanları dolandırmak için çalışmaya ya da aynı merkezlerde hizmet ya da seks işçiliğine zorlanıyorlar.
Ivan Franceschini, Ling Li ve Mark Bo yeni kitapları Güney Asya’nın Siber Suç Kampüsleri’nde bu güçlü gölge sektörün yapısını ortaya çıkarıyor. Vurucu başlıklar ve klişelerin ötesine geçebilme amacıyla, bu dolandırıcılık merkezlerinin yüzlerce mağduruyla mülakatlar gerçekleştirdiler. Araştırmaları, çağdaş kapitalizmin giderek büyüyen bir yanının acı bir tablosunu ortaya koyuyor.
Dolandırıcılık, “yerleşim kapitalizmi” olarak adlandırdığınız ekonomik modeli açıklıyor. Bu kavramı biraz açıklayabilir misiniz?
Ivan Franceschini: Bu yerleşimleri, yıkıcı kapitalizmin son dışavurumlarından biri olarak görüyoruz. Endüstriyel boyutta siber dolandırıcılık görece yeni, ama aynı zamanda bu fenomeni daha geniş ve uzun vadeli bir perspektif içinde düşünebiliriz. Bu durumu dört boyutta açıklıyoruz.
İlki kural dışılık. Güney Asya’daki yerleşimler özel ekonomik bölgelerin daha aşırı birer biçimi. Pür-i pak bir tecritten bahsediyoruz: duvarlar, gözetleme, elektrikli teller, her yerde gardiyanlar ve kameralar, suça karışan devlet aktörleri, hepsi var. Ancak çelişkili de bir durum çünkü içeriye hapsolanlar özgürce iletişim kuramasalar da dış dünyaya internet yoluyla 7/24 bağlılar.
İkinci boyutu emek örgütlenmesi ve emek gücü denetimi. Bu işverenler konaklama sağlıyor ve üretimin tüm yönlerini örgütleyerek emek gücünü denetlemeye çalışıyorlar. Çalışanlar uyudukları, yedikleri ve yaşadıkları hücrelere hapisler. Buna anlam katabilmek için tarihsel örnekler var, örneğin apartheid-dönemi Güney Afrika’daki madencilik yerleşkeleri ya da Çin’de reform ve açılma dönemlerindeki koğuş rejimleri gibi.
Üçüncü boyut ise veri çıkarımı. Dolandırıcılık yerleşkeleri, aynı yasal teknoloji şirketleri gibi, kullanıcılardan sofistike biçimlerde veri çıkarıyorlar. Bilginin ele geçirilmesine dayanan, güçlü bir kişisel faktöre sahip bir sektör. Mağdurlarının görülmesini ve duyulmasını sağlayarak, bir tür bağımlılık geliştiriyorlar.
Ling Li: Dolandırıcılar, en temel insani kırılganlıkları istismar edebilme becerisine sahip. Yalnızlık küresel bir sorun ve teknolojik ilerlemelere rağmen sosyal bağlar bu paralelde güçlenmedi. Buluşmak ve arkadaş edinmek geçmişten çok daha zorlayıcı. Dolandırıcılar bu duyguları hedef alıyor. Eski bir dolandırıcı bana sizin arka planınızı analiz ettiklerini, en çok neye ihtiyacınız olduğunu anladıklarını, bir rüya geliştirip sizin de bunu gerçekleştirebileceğinize inandırıldığınızı söylemişti. Ne kadar yoksul ve dışlanmışsanız, dolandırıcılara karşı o kadar savunmasızsınız, çünkü bir şeylere ihtiyacınız var.
IF: Yerleşim kapitalizminin son yönü de mülksüzleştirme ve proleterleştirme. Bu yerleşkelere düşen birçok insan yoksul bir geçmişten ve temel eğitim düzeyinden geliyor. Çoğunlukla evlerini, mahallelerini kaybeden ailelerden ya da ücretli bir iş bulmakta zorlanan gençlerden oluşuyorlar. Çaresizler, ailelerine sorumlu hissediyorlar ve geçinebilmek için düzgün bir alternatife sahip değiller.
“Sektörde zorla suça sürüklenenlerin tipik bir mağdur profilini çizmeye dönük tüm çabaların fazla indirgemeci olduğunu” iddia ediyorsunuz. Neden peki?
LL: Yaşananların geniş çeşitliliğinde genelleştirebilmek imkansız. Kişiler bu tür faaliyetlere çok farklı koşullar içerisinde dahil oluyorlar. Kimisi sahte iş ilanlarına kanıyor, kimisi insan ticaretinin mağduru, kimisi yasa dışı bir işte çalışacağının bilincinde ancak başlarına gelene kadar riskin ne boyutta olduğunun farkında değil. Ki bu dolandırıcı olmayı planladıkları anlamına gelmiyor. Sınır kentlerine yeşim taşı kaçırmak için ya da Kamboçya’da Bitcoin çıkarmak için geldiklerini sanan birçok mağdurla tanıştık.
Birçok mağdur geleneksel insan ticareti profiline uyuyor ve görece gençler, temel eğitim düzeyinden geliyorlar ve finansal zorluk çekiyorlar. Ama bu herkesi karakterize etmiyor, Güney Asya’dan gelen mağdurlar daha yüksek eğitime ve İngilizce yeterliliğe sahipler, bunun sebebi de farklı işe alım yöntemleri. Çinli, Vietnamlı ya da Endonezyalı mağdurlar sıklıkla arkadaş, hemşeri bağlantılar ya da sosyal medyadaki iş ilanları üzerinden kaçırılmışlar. Güney Asyalı ve Afrikalı mağdurlar ise genelde kaçakçı olduğu anlaşılmayan istihdam merkezleri üzerinden geliyorlar.
Her ne kadar kimi mağdurlar programlama ya da Yapay Zeka ekiplerinde çalışmaya zorlansa da birçoğu herhangi bir teknik arka plan istemeyen basit işlerde çalışıyorlar, örneğin senaryoları kopyalamak gibi. Birçok faaliyette mağdurlar başka bir dil bilmeye ihtiyaç duymuyor, ChatGPT’yi etkili kullanıyorlar. Dolayısıyla siber suç faaliyetinde bulundukları için bu mağdurların bilişim ya da dil yetilerinin olduğuna kanaat getirmemek gerekiyor. Bu iddia en kırılgan mağdurları görmezden gelmeye sebep oluyor.
Saygı değer küresel ekonomi sömürücü ya da yoksullaştırıcı ekonomik faaliyetlere ve politikalara dayanıyor. Tüm bunlar kitabınızda analiz ettiğiniz gölge sektörleri nasıl besliyor ya da kötüleştiriyor?
IF: Bu türden bir sektör ekonomik zorluklardan beslenir. COVİD pandemisi döneminde hareketlilik sınırlandığı, iş bulmak zorlaştığı, insanlar yalnızlaştığı, perişan hissettikleri ve stres oldukları için hızla gelişti. Bu da dolandırıcıların sunduğu türden “hizmetlere” talep yarattı ve izole olmuş insanları hedef almak daha kolay.
Aynı zamanda, birçok insan işini kaybetti birçok aile işletmesi battı. İnsanlar öyle bir duruma geldi ki biri çıkıp “senin için bir iş var” dediğinde ne olduğunu sorgulamayıp bu yerleşkelere düşecek kadar çaresiz durumdalardı. Belki normal bir dönemde yeni bir ülkeye gitme konusunda iki defa düşünürlerdi.
Ve bu durum daha kötüye gidecek. Birçok ekonomi yapısal zorluklarla boğuşuyor ve Çin ekonomisi yavaşlıyor. Genç insanlar zorluk çeliyor, umutlarını kaybediyor ve tang ping gibi (“yere serilmek”, Çin’in aşırı rekabetçi emek piyasasından tamamen soyutlanmak) pratiklere yöneliyorlar, çünkü yeterince kazanabildiğin işler bulabilmek çok zor.
Kaynak: jacobin.com


