Google Play Store
App Store

Deniz Yarbay Ali Tatar'ın cumartesi günkü intiharının ardından dün de Çanakkale, Ezine İlçe Jandarma Komutanı Üsteğmen Önder

Deniz Yarbay Ali Tatar'ın cumartesi günkü intiharının ardından dün de Çanakkale, Ezine İlçe Jandarma Komutanı Üsteğmen Önder Galip'in makamında beylik tabancası ile kendisini öldürdüğü haberi ajanslara düştü: Yarbay Tatar'ın intiharını tetikleyen olay biliniyor. Ergenekon Davası kapsamında soruşturulan 'komutanlara suikast planı' nedeniyle kendisi hakkında ikinci kez tutuklama kararı çıkarılan Tatar, evine gelen polislere beklemelerini söylüyor ve odasına geçip kararını uyguluyor. Üsteğmen Galip'in intihar nedenine ilişkin ise henüz bir açıklama yapılmış değil benim bu yazıyı yazdığım saatlerde.
Bu arada Tatar'ın intiharı sonrasında bazı gazete köşelerinde son iki yılda, özellikle de Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde azımsanmayacak ya da münferit olarak tanımlayıp geçiştirilemeyecek sayıda üst düzey subayın intihar ettiğine işaret edildi. Deniz Albay Birol Atakan, Hakim Yarbay Tanju Ünal, Tabip Yarbay Nursal Gedik, Yüzbaşı Olgun Vural, Deniz Albay Belgütay Varımlı'nın isimlerini sayıyor Sabah Gazetesi'nde Mahmut Övür.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı son olarak 'Kafes Eylem Planı' ile ilgili olarak da dikkatlerin yöneldiği yer olmuş, 'plan'ın Deniz Kuvvetleri'nde hazırlandığı ileri sürülmüştü. Böyle olunca bu intiharlar komplo teorilerine de zemin oluyor.
Diğer taraftan ismi Bölge'deki birçok cinayetle ilintilendirilen eski Diyarbakır Jitem Grup Komutanı emekli Albay Abdülkerim Kırca da bu yıl evinde kendisini öldürdü.
Bu arada astsubaylar ölüm haber ve kayıtlarında da yine görece az önemsenir durumda. Ama mesela yine bu yıl Ödemiş'te son görev yeri Diyarbakır'dan emeki hava astsubay Niyazi İnal, Çorlu'da ise emekli başçavuş Mehmet Doğan beylik silahlarıyla hayatlarına son verdiler.
Askerlik zor iş tabii. Sert bir hiyerarşi, ağır bir disiplin ve büyük bir baskı. Ölümün, ölmenin ve öldürmenin her an gündemde, mevzubahis ve sohbet mevzuu olduğu bir alan, bir gündelik yaşam. Bunalım, depresyon ve hatta aşk gibi insani durumların zayıflık belirtisi olarak görüldüğü bir yer. O beylik tabanca emeklilikte de belde, en yakın dost, bir yol arkadaşı ve maalesef bir kurtuluş umudu.
Diğer taraftan Türkiye de zor bir ülke. İnsanlarını kolaylıkla kana bulaştıran, kire pasa çeken bir yer. Bu insanlar hesaplaşamadıkları ne sırlarla, yüzleşemedikleri ne eylemlerle, ne anılarla bu dünyayı terk ediyorlar acaba?,
Vicdan hepimizde olan bir insani güç. Kim vicdansız olabilir ki? Onlar da ne vicdani sızılarla başlarını yastığa koyuyorlardı acaba? Belki de. Hangi gerçek bastırıldıkça gelip yine ve bu kez daha büyük bir şiddetle bastıranı vurmaz ki?
Yalnızlık, evet yalnızlık. Tek tek bireyler yalnız orduda. Ordu, kendisini içine kapadıkça, kendisini en üst otorite, en dokunulmaz iktidar addedikçe ve bunu topluma dayattıkça, kendisini denetimden kaçırdıkça, buna izin vermedikçe, lojmanlarda gündelik hayatını bile garnizonlaştırdıkça, kışlalaştırdıkça, kendi içinde bile en sert sınıfsal ayrımları uyguladıkça, kendi içinde bile yeni içe kapanmalar ürettikçe, yeniden ürettikçe, toptan yalnız, bir yalnızlık, ıssızlık adası. Toplumla diyalog yerine ültimatom, muhtıra monoloğunu seçtikçe.
Kendi ülkesinde kendisini sivillerin karşısında sürekli adaletsizliğe uğrayan, kadri kıymeti bilinmeyen, mütemadiyen ,ihanet edilen konumunda gören bir müessese, insan topluluğu. Toplumu dikkate almadıkça, dinlemedikçe, kendisini mağdur gören.
Olabilir, kimi komplo teorileri doğru çıkabilir. Ama bu intiharlar her halükarda bu ülkede, böyle bir ordu ideolojisi ile her daim beklenebilecek olaylar değil mi? Şu sıralar bu intiharların artması bir süredir orduda bu 'kıymetinin bilinmemesi' duygusunun çoğalmasıyla düz orantılı olarak gelişen bir durum olamaz mı?
Ya da kimi gerçekler açığa çıktıkça oluşan bir pişmanlık duygusu?
Yalnızlık, evet yalnızlık. İletişimden kaçma. Karşındakinin diyalog talebini, tartışma isteğini geri çevirme. Karşındaki insanı kendinle aynı düzlemde kabul etmeme. Tezlerine, argümanlarına karşılık vermeme. Bunun sonucu, bu monoloğun sonucu özyıkımdır. Özyıkım öldürür.
Bir gün bu ülkede önü açılacak yüzleşme süreçleri insanların kendilerine şiddet yöneltmelerini de engelleyecektir.
Bu intiharlar da yine, bir yandan da, bize bu süreçlerin aciliyetini işaret ediyor.