Google Play Store
App Store

Kapitalist toplum ilişkilerinin neden olduğu yapısal sorunlar, iknayla ne kadar sönümlendirilmeye çalışılsa da işçiler arasında yine de bir öfke birikimine yol açar. Bu öfke birikimi sınıf bilincinden yoksun olduğunda otoriter ve faşist hareketlerin istismarıyla sonuçlanır

İntikam neden arzulanır?

Önder KULAK - Kurtul GÜLENÇ

İntikam bugün endüstriyel kültür ürünlerinin olmazsa olmaz temaları arasında. Sözgelimi, artık içinde intikam mefhumu işlenmeyen bir dizi/film bulmak neredeyse imkansız. Ezel’in (2009) bir bölümünde Ramiz Dayı’nın söylediği o çokça popüler “Kim ne derse desin, intikam güzel şey!” ifadesinin, bu ürünlerde intikama dair pek çok kurgusal karaktere benimsetilen ve beraberinde seyirciye önerilen ya da halihazırda seyirciyle örtüşen bir bakış açısını yansıttığı belirtilebilir.1 Bu bakış açısının yaygınlığı, gündelik yaşamdaki sohbetlere ve tetiklediği intikam fiillerine bakıldığında hemen fark ediliyor. Bahsedilen, yaşananların kaynağını ve nedenini sorgulamadan ve karşısına almadan diğerini eksiltmeye odaklanan bir anlayış.

Doğrudan içeriğe bağlı olarak, zarar kavramının nasıl yorumlandığı ve haklılık ölçütünün ne olduğu gibi çeşitli belirlemelerden bağımsız şekilde, intikam kavramının çerçevesi, öznenin başkası tarafından uğradığı zarara karşılık, bu zararı diğerinden kısasa kısas tazmin etmesi ya da ötesine geçerek hasmını daha büyük bir zarara uğratması bağlamlarıyla düşünülebilir. Burada öznenin, ister bir kişi ister bir topluluk olsun, intikamla karşısındakine salt zarar vermesinden ziyade, bu fiille varlığına olan bağlılığını pekiştirmesi söz konusu. Aslında hedeflenen tam da bu pekiştirmedir. Nihayetinde verilen zararla uğranan zararı gidermenin bir koşulu yoktur. Ancak öznenin varlığına ilişkin bu pekiştirme koşulu, kendini ileri taşıması için bir itki oluşturur. Bu itki, en temelde, öfke (ve hınç) duygusunun fiille beraber öznenin özsaygısını besleyen bir varoluş kesiti inşa etmesiyle ortaya çıkar.

İntikam hem bireyler arası özel ilişkilerle hem de doğrudan toplumsal ve siyasal mahiyeti olan örneklerle birlikte anılır. Bireyler arasında intikam arzusu, ilişkiler mutlak uzlaşmaz bir nitelik taşımadıkça, başka çözüm seçenekleri sayesinde soğurulabilir. Toplumsal olansa buna çoğunlukla direnme eğilimindedir. Burada örneğin kapitalist toplumda halkın uğradığı sömürü, baskı ve zor karşısında büyüttüğü intikam arzusunun nasıl ele alınabileceği tartışılabilir.

İNTİKAM ARZUSUNUN İSTİSMARI

Kapitalist toplum ilişkilerinin neden olduğu yapısal sorunlar, iknayla ne kadar sönümlendirilmeye çalışılsa da işçiler arasında yine de bir öfke birikimine yol açar. Bu öfke birikimi sınıf bilincinden yoksun olduğunda, ayrıca açığa çıktıktan sonra doğru yönlendirilemediği, örgütlenemediği ve esas hedefini bulamadığında, çoğunlukla ya salt yıkıcı bir dışavurumla ya da otoriter ve faşist hareketlerin istismarıyla sonuçlanır.

Joker’de (2019), Joker’in Gotham’da tetiklediği tepki dalgası, bunlardan ilki için iyi bir örnek olarak değerlendirilebilir.2 Diğeri ise, yirminci yüzyılın ikinci çeyreği boyunca faşizmin kitle tabanı yaratırken sergilediği negatif maharetlerine ilişkindir. Burada Cabaret’nin (1972) bu sürecin Almanya özelinde nasıl gerçekleştiğini anlamak üzere başvurulan önemli referanslar arasında sayıldığı da anımsanabilir.

Faşizmin tarihsel olarak temel stratejileri arasında, kalabalıkların biriken öfkesine dair doğru soruları sorup her birinin karşılığı olarak birer yanılsama sunmak da vardır. Bu yönlendirici çabasında özellikle ara sınıflardan işçi sınıfına doğru bir yayılım benimser. Sözgelimi ekonomiden siyasete ve kültüre dair her sorun, kriz ve yıkımdan belirli bir toplumsal kesimi sorumlu tutar. Başka bir deyişle, hedef saptırır ve kitlelere derhal intikam alabileceği, savunmasız bir kesimi hedef olarak tanıtır. Sıraladığı sözde kanıtlar sayesinde, hedef alınan kesimin de aynı sorunlardan mustarip olmasının sorgulanmasının önüne geçer. Başarılı olduğu ölçüde kalabalıklar, biriken öfkesiyle, yaşadığı tüm olumsuzlukların intikamını kendisine verilen bu hedeften çıkarmaya çalışır. Bunu yaparken kendi yaralarını daha da derinleştirdiğinin farkına bile varmaz bu sırada.

İNTİKAMIN ÖTESİNE GEÇMEK

İntikam yaşananların kaynağının ve nedeninin sorgulanmadığı her durumda tutucu bir içeriğe sahiptir. Sadece öznenin zarar gördüğü hasmına tikel bir bakışla zarar vermeye yönelir. Bu sınırlar, içinde bulunulan koşulları değiştirme ufkuna fayda sağlamaz. Örneğin bir kimsenin düzeni temsilen bulunduğu bir saldırıdan sadece o kişi sorumlu tutulduğu ve ondan en ağır şekilde intikam alındığı bir durumda, yerine bir başka kimsenin ikame edilmesi ve saldırının aslında sistematik olarak ona ya da bir başkasına yönelik sürekliliğinin korunması beklenebilir. Başka bir deyişle, aslında toplumsal açıdan değişen köklü bir şey olmaz. Burada aksine amaç söz konusu süreğenliğin parçalanması olduğunda ise, Rang De Basanti’de (2006) olduğu gibi saldırının kaynağı ve nedeninin sorgulanması sonucu, fail kişi de içinde olmak üzere bir bütün olarak düzenin hedef alınması gerektiği görülür. Bu da intikam sınırlarının ötesine geçildiğine işaret eder. Hedef tikel olmaktan çıkar; ayrıca bir bütün olarak sistemin hedef alınması, beraberinde bir karşı kuruculuğu da çağırır. Kuruculuk özsaygıyı beslemenin ötesinde bir tamamlanma arzusunu doğurur.

İşçilerin öfkesinin bilinçle işlendiği ve böylece enerjinin kuruculuğa yöneltilerek intikam sınırlarının aşıldığı en büyük örneklerden ikisi, 1905 Devrimi ve Ekim Devrimi’dir. Bu iki örneğe bağlı olarak, Eisenstein’ın Potemkin Zırhlısı (1925) ve Ekim: Dünyayı Sarsan On Gün (1928) filmleri belirtilen bağlamların incelikle işlendiği iki eser olarak düşünülebilir.

1 Ezel, 51. Bölüm: Güzel Çirkin, 1:24:09-1:24:19.

2 Bkz. Önder Kulak, Joker: Eleştirel Bir İnceleme, Eleştirel Kültür, 2 Kasım 2019.