Google Play Store
App Store

“Pandemi döneminden sonra en çok işçi ölümü 2025 yılında gerçekleşti. Bu duruma yıllardır ifade ettiğimiz Türkiye’deki ‘olağanlaştırılmış bir iş cinayetleri rejimi’nin sonucu olarak bakmak lazım. Zira çalışma koşulları ağırlaşıyor, işçiler daha fazla sömürülüyor ve bu durum iş cinayetlerine yol açıyor. Tek bir failden, tek bir cinayet mahallinden, tek bir nedenden söz edemeyeceğimiz için; arka planında devlet aygıtının, idari ve yargısal mekanizmaların, üretim ilişkilerinin ve sermaye birikim modelinin bulunduğu bir durum bu.

İş cinayetleri an itibarıyla sadece işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği (İSİG) önlemleriyle durdurulabilecek aşamayı geride bıraktı. İş cinayetleri çok katmanlı ve çok boyutlu bir olgu olup, temelde bir sonuçtur.

Ana hatlarıyla iş cinayeti rejiminin kolonları; neoliberal politikalar, uluslararası iş bölümünde Türkiye’nin ucuz emek rezervi rolü, organize sanayi bölgeleri (OSB) ve özel endüstri bölgeleri ile Anadolu’nun ‘küresel fabrikaya’ dönüşmesi, kamunun varlıklarına el koyarak devam eden ilkel birikim, grevlerin ve işçi direnişlerinin engellenmesidir.”

***

Geçtiğimiz hafta yayınlanan İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi 2025 Yılı İş Cinayetleri Raporu bu tespitlerle başlıyor.

İSİG Meclisi 2025 yılında Bayburt ve Tunceli hariç Türkiye’nin yetmiş dokuz şehrinde ve kısa vadeli çalışmak için gidilen veya Türkiye menşeili şirketlerde çalışılan yirmi altı dış ülkede iş cinayeti tespit etmiş. Saptanabildiği kadarıyla yıl boyunca en az 2 bin 105 işçi bu cinayetlerde hayatını kaybetmiş.

Yıl içinde en çok iş cinayeti Kasım ayında gerçekleşmiş, en az 219 işçi o ay içinde hayatını yitirmiş. Kasım ayını en az 212 iş cinayetiyle Temmuz, 208 ölümle Eylül ayları takip etmiş.

Geride bıraktığımız 2025 yılında en az beş ölümün gerçekleştiği dört toplu iş cinayeti yaşanmış. Geçtiğimiz 1 Mart’ta Antakya’da servis aracının bir TIR’la çarpışması sonucu üçü çocuk toplam yedi; 23 Haziran’da Batman Sason’da adli keşfe giden bilirkişi heyetini taşıyan aracın öndeki araca çarpması sonucu beş; 23 Temmuz’da Eskişehir Seyitgazi’deki yangını söndürme çalışmasında beşi Orman Genel Müdürlüğü işçisi, beşi AKUT gönüllüsü toplam on; 8 Kasım’da Kocaeli Dilovası’nda fabrika  yangını sonucu üçü çocuk, altısı kadın olmak üzere toplam yedi can kaybı yaşanmış.

***

İş cinayetlerinde ilk sırada 493 işçi ölümüyle inşaat iş kolu geliyor. İnşaatlarda dış cephe iskele, çatı, asansör boşluğu gibi yüksekten düşmeler ölümlerin yarıdan fazlasını oluştururken diğer iki temel neden ise ezilme/göçük ile elektrik çarpması. Bu arada son üç yılda en az 289 inşaat işçisi deprem bölgesindeki inşaatlarda hayatını kaybetmiş. İkinci sırada 414 iş cinayetiyle tarım, orman; üçüncü sırada da 272 iş cinayetiyle taşımacılık yer alıyor.

Toplam iş cinayetlerinin yarısından fazlası bu üç iş kolunda yaşanıyor.

İSİG Meclisi metal iş kolunda en az 108 işçi ölümünü kayda geçirmiş ama rapora “en fazla öğrenemediğimiz ölümün yaşandığı iş kolu” diye de not düşmüş. Bu alandaki ölümlerin tespit edebildiklerinin en az iki katı olduğu tahmininde bulunmuş.

Raporda işçi ölümlerinin sektörel dağılımı da yer alıyor. Geçtiğimiz yıl sanayi sektöründe 691, inşaat sektöründe 521, hizmet sektöründe 478, tarım sektöründe 415 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiş.

***

İş cinayetlerinin illere göre dağılımında ilk beş sırayı İstanbul, İzmir, Antalya, Ankara ve Hatay paylaşıyor. İstanbul gene açık farkla birinci. Normalde ilk on beşte yer almayan Hatay’ın 6 Şubat depremlerinden sonra ikinci kez ilk beşe girmesi dikkat çekiyor.

İş cinayetlerinin nedenlerine bakıldığında ise ilk beş sırada en az 466 ölümle trafik ve servis kazaları, 374 ölümle ezilme ve göçük, 354 ölümle yüksekten düşme, 299 ölümle kalp krizi ve beyin kanaması, 95 ölümle elektrik çarpması yer alıyor. Toplam ölümlerin dörtte üçü bu beş nedenle yaşanıyor.

İSİG Meclisi raporuna göre geçtiğimiz yıl 18 yaşın altında en az 94 çocuk/genç işçiyi iş cinayetlerinde kaybetmişiz. Bu sayı şimdiye kadar kaydedilen en yüksek sayı. Raporda çocuk işçi ölümlerinin kırlardan kentlere kaydığına dikkat çekiliyor.

Son yıllara kadar bu ölümlerin yarıdan fazlası, üçte ikisi tarımda gerçekleşirken geçtiğimiz yıl üçte ikisi şehirlerde yaşanmış. Bu durum tabii ki kırsal yoksulluğun azaldığını göstermiyor. Özellikle pandemi süreci ve 2021’in sonbaharında belirginleşen ekonomik krizin kentsel yoksulluğu yaygınlaştırıp derinleştirmesi ve MESEM’de görüldüğü üzere bizzat devlet politikalarıyla kitleselleştirilen çocuk işçilik ve tüm Anadolu kentlerinde yoğunlaşan OSB gerçekliği çocuk işçi ölümlerini kent merkezlerine ve çeperlerine taşıyor.

***

Türkiye’nin geçtiğimiz yılki tablosu ne yazık ki böyle. İş cinayetleri hız kesmiyor, emekçiler fabrikalarda, tarlalarda, yollarda; inşaattan enerjiye, tekstilden iletişime bilumum iş kollarında can vermeye devam ediyor.