İşçiye 10 gün çalış 1 gün dinlen yasası
AKP iktidarının çalışma hayatı ve emekçiler üzerindeki olumsuz ve aleyhte etkileri her geçen gün yeni düzenlemelerle artıyor. Bu defada meclis genel kurulundan geçirilen bir düzenleme ile işçilerin hafta tatili haklarına “esneklik” getiriliyor. Üstelik maddenin gerekçe metni bir hayli ilginç. Girişte kullanılan cümleye dikkatinizi çekmek isterim;
“4857 sayılı İş Kanunu kapsamında giren işyerlerinde çalışan işçiler haftalık 45 saatlik çalışma süresini tamamlamaları durumunda hafta tatiline hak kazanmakla birlikte kazandıkları hafta tatilini yedi günlük zaman dilimi içerisinde kullanmak zorunda kalmaktadırlar.”
Yani işçi hafta boyunca 45 saat çalışıp hak ettiği 1 günlük dinlenme hakkını “kullanmak zorunda” kalıyormuş. Bu durum da işçinin aleyhindeymiş.
PEKİ NE YAPALIM BU DURUMDA?
İşçi haftalık çalışma süresini tamamlasın ama 1 gün dinlenmeyip 4 gün daha çalışsın yani 10 gün kesintisiz çalışsın. Sonra isterse dinlenme hakkını kullansın. Bunun içinde işçinin onayını alalım yani isterse bu çalışma düzenine rıza versin. (bu tür rızalar iş sözleşmeleri ile işe girerken işçiden peşin onay ile alınır. Kabul etmeyen işçi işe alınmaz)
Bu düzenlemenin işçinin talebi ile değil bu sektör işverenlerinin işçiyi kesintisiz hatta dinlencesiz çalıştırma talepleri ile getirildiği çok açık bir biçimde ortada. Hiçbir işçi dinlenmeden 10 gün çalışmayı istemez. Ayrıca bu çalışma sistemini getirenler konunun sosyal, insani ve hukuksal boyutlarını göz ardı etmektedirler.
İşçilerin çalışma ve dinlenme süreleri, hem yasal düzenlemeler hem de bilimsel araştırmalar ışığında şekillenir. Bu düzenlemelerde temel amaç, verimliliği sağlamak kadar, işçinin sağlığını, güvenliğini ve sosyal yaşamını korumaktır.
Uzun süreli veya sürekli gece çalışması bu ritimleri bozar, yorgunluk ve sağlık sorunlarına yol açar. Fiziksel ve zihinsel yorgunluk, iş kazaları ve üretkenlik kaybına neden olur. Ara vermeden yapılan uzun mesailer, dikkat dağınıklığı ve hata oranlarını artırır. Aşırı çalışma, tükenmişlik sendromu, depresyon, aile içi çatışmalar ve sosyal izolasyon gibi olumsuz sonuçlara yol açar.
Konunun sağlık yönüne baktığımızda ise şunları görüyoruz:
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) raporlarına göre haftada 55 saatten fazla çalışmak, kalp-damar hastalıkları ve inme riskini %35’e kadar artırıyor. Gece vardiyaları, özellikle sağlık ve hizmet sektörlerinde çalışan kadınlarda uyku bozuklukları, hormonal dengesizlikler ve meme kanseri riski ile ilişkilendiriliyor.
Bilindiği gibi daha önce turizm, sağlık, özel güvenlik gibi sektörlerde de en az 3 vardiya olması gerekirken bu düzenleme esnekleştirilerek 2 vardiyaya düşürülmüş ve böylece işçilerin her vardiyada 12 saat çalıştırılması mümkün hale getirilmişti. Oysa yasa, 'postalar halinde işçi çalıştırma' olarak adlandırılan bu düzenleme ile her işçinin günde 8 saatten fazla çalışmasını önlemeyi amaçlamakta ve 3 vardiya düzenini zorunlu kılmaktaydı.
Bu son düzenleme ile bir kez daha görüyoruz ki işçilerin uzun yıllarda mücadele ile elde ettikleri kazanımları mevcut iktidar eliyle kademeli olarak budanmaya devam ediyor. Bunlardan bazıları şöyle:
• Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı alacaklarında zamanaşımı süresi 10 yıldı. Yeni Durum (2017 sonrası) zamanaşımı süresi 5 yıla düşürüldü.
• İş müfettişi sayısı ve denetim sıklığı azaltıldı.
• İş uyuşmazlıklarında arabuluculuk zorunluluğu getirilerek dava açılması zorlaştırıldı.
• Bu da işçilerin hak arama yollarını sınırladı.
• Belirli süreli iş sözleşmelerinin yaygınlaştırılarak ş güvencesini zayıflatıldı.
• Alt işverenlik (taşeron işçilik) yasal çerçeveye kavuşturuldu, kamu dahil birçok sektörde taşeron işçi uygulaması yaygınlaştırıldı.
• 4857 sayılı İş Kanunu ile çağrı üzerine çalışma ve kısmi süreli çalışmaya hukuki zemin sağladı. Bu durum, çalışanların düzenli gelir elde etmesini ve sosyal güvencelere erişimini zorlaştırıldı.
• Barajlar ve yasal engeller nedeniyle sendikal faaliyetler ciddi biçimde sınırlandırıldı. 2012’de yürürlüğe giren 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, işkolu barajlarını korundu, toplu sözleşme yetkisini zorlaştırıldı ve grev yasaklarını genişletildi.
Bu örnekleri çoklandırabilmek elbette ki mümkün verdiğim örnekler ilk aklımıza gelenlerdi. Sosyal Güvenlik alanında yaşadıklarımız ve emeklilerin durum zaten ortada dolayısı ile görünen O ki mevcut iktidar, emeği hızla değersizleştirirken ne yazık ki işçiyi güvencesizliğe mahkûm eden bir rejimi adım adım kurumsallaştırmaktadır.
Yazarın Son Yazıları
- İş Sağlığı ve Güvenliği Haftasında gerçekler değişmiyor
- Doğum izninde süre arttı, Peki koruma yeterli mi?
- Ücret ve işçilik alacakları: ‘‘Güvenlik’’ meselesi mi hukuk hakkı mı?
- İki Bakanlık, tek sorumluluk: Doruk Madencilik’te devlet nerede duruyor?
- 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın öteki yüzü: Tarlada çocuk olmak


