İŞGALİN 2. YILINDAN MANZARALAR
Bir yanda 100 bini aşkın ölü, 300 milyar dolarlık harcama, düşen petrol üretimi ve uzayan benzin kuyrukları, günlük hayatın hemen her alanında çekilmez hale gelen koşullar, direniş ve harabe haline gelen bir ülke var.
KAOS, DİRENİŞ, TERÖR.
Irak'ta ülkenin şu anki durumu ve geleceği üzerine politikalar üretilirken, ülkede yaşayanlar, bu politikalardan çok gündelik hayatlarını idame ettirme peşinde koşuyor. Çünkü ülkedeki kaos karmaşa, ve belirsizlik hala sürüyor. İşgal güçlerinin tüm çabası, Irak ordu ve polisinin sayılarının 50 bini aşmış olmasına rağmen başta Bağdat olmak üzere ülkenin orta kesimi dünyanın en güvensiz bölgelerinin başında geliyor. İşgalcilere göre bu,"terörist" olarak adlandırdıkları grupların işi, direnişçilere göreyse işgalin doğal sonucu. Özellikle Bağdat'ta hala işgal kuvvetlerinin denetleyemediği, giremediği bölgeler mevcut. Haberler ise çelişkili: İngilizlere göre, seçimlerin ardından saldırılar azalsa da ivmesini kaybetmiş değil. Amerikalılar ise güvenliğin Bağdat'taki birkaç önemli ana caddeyi kontrol etmekle sağlanacağı görüşünde. İşgal güçlerinin son zamanlarda operasyonlar düzenleyerek büyük miktarda silah mühimmat ve birkaç önemli ismi ele geçirdiği doğru. Ancak bunun direnişi ne kadar etkileyeceğini zaman gösterecek. Çünkü, hala Bağdat'taki Green Zone denilen, Amerikalıların kendilerini hapsettikleri bölgeye onlarca saldırı oluyor. Günlük intihar saldırıları ise aynı oranda devam ediyor. Ama bu tabii ki sadece direnişçilerin yarattığı ortam değil. Çünkü, ülkede adi suç oranı artarken, adam kaçırma olaylarında mafyanın da önemli bir rolü olduğu biliniyor. Kaçırılanların başında kadınlar ve çocuklar geliyor. En önemlisi Irak'ta uzun yıllar sonra uyuşturucu kaçakçılığı ve kullanımı artmış durumda.
GÜNLÜK HAYATIN DAYANILMAZLIĞI
2. yılın sonunda işgalin ilk günlerinden pek farkı yok. Elektrik üretimi ve dağıtımı 2 yıl öncesinin çok altında. Başkent Bağdat'ta günde sadece 2 saat elektrik verilen mahalleler mevcut. Kanalizasyon ve arıtma tesisleri ilk bombalandıkları gibi duruyor. Tüm Bağdat'ın kanalizasyonu Dicle'ye akıyor. En trajiği ise benzin. Irak rafineleri işlemiyor. Benzin fiyatları 2 yıl öncesine göre 10 kat artmış durumda. Yani Iraklılar petrol denizinin üzerinde benzin alabilmek için her gün saatlerce kuyrukta bekliyorlar. Rakamlar Şubat ayında Irak'tan günlük 1.85 milyon varil ham petrol ihraç edildiğini gösteriyor. İşgalden önce bu rakamın günde 2.5 milyon varil olduğu biliniyor. Yani petrol devi Irak benzinini bile Türkiye'den alıyor artık. 2 yılın sonunda en büyük darbeyi yiyenlerin başında kadınlar geliyor. Irak, Bağdat sokakları kadınlar için hiç de güvenli değil. Sık sık ölüm tehditleri alıyorlar, başları açık dışarı çıkamadıkları bölgeler söz konusu. Bazı kadın kuaförleri basılıyor, öldürülüyorlar. Bunda hem Zarkavi anlayışını benimseyen Vahabilerin hem de şeriatçı Şiilerin rolü var. İçki satan dükkanlar yakılıyor, satanlar tehdit ediliyor. Sağlık sisteminin ana damarını oluşturan doktorlar ise ya kaçırılıyor ya da öldürülüyor. Gazeteciler ise sadece otel odalarının pencerelerinden dışarı bakabiliyorlar. En yakın bölgeye bile silahlı korumalarla gidebiliyorlar. Bu da çoğu zaman gerçekleşmiyor zaten. Irak ve Bağdat'ta insanların hayatı hala namlunun ucunda. Kısacası, işgalin başından bu yana günlük hayat dayanılmazlığını sürdürüyor. Zaten bu da Iraklıların işgali daha fazla sorgulamalarına yol açıyor. Washington'a gelince; Temsilciler Meclisinin 81 milyar dolarlık yeni harcamayı onaylamasıyla birlikte Irak savaşı ve işgali için harcanan rakam 300 milyar dolara yükselmiş bulunuyor. 3.yılında, karşımızda, harabe haline getirilmiş, gün geçtikçe ayağa kalkması daha zorlaşan bir ülke ve eski günleri bile özleten bir işgal var. Özetle Irak çok ağır bedeller ödeyerek, "özgürleşiyor", "demokratikleşiyor". Ve Cumartesi günü Kadıköy Meydanı'nda olduğu gibi bıkıp usanmadan "işgallere hayır" demek gerekiyor.
30 YILLIK SERÜVEN
Sosyalist Kültür Dergisi Birikim Mart sayısı ile 30. yılını doldurdu. Türkiye gibi bir ülkede 30 yılı doldurmak, üstelik, inatla sosyalist teoriye katkıda bulunmak ve bu yolda savunduklarını inatla söylemek hiç kolay bir şey değil.Birikim'in bu sayısındaki makaleler ama özellikle Ömer Laçiner ve Ahmet İnsel'in yazıları tavsiye olunur.


