"İşgalin gazetecileri!"
Gazeteciliğin temelinde savaşa karşı olmak yatar. Ancak, savaşa karşı olmakla savaşı haberleştirmek farklı olgulardır. Bu yüzden son yılların temel ayrımı "savaş gazeteciliği" ile "savaşçı gazetecilik" arasında olması gerekir.
Savaşçı gazetecilerin örneklerine Irak savaşı öncesi ve sonrasında tanık olduk, halen devam eden işgal sürecinde de tanık olmaya devam ediyoruz. Fazla detaya ve isme gerek yok. Herkes kimin ne söylediğini, neler yazdığını hatırlıyor. Ama "Irak'taki savaşı sonuna kadar destekleyen, bu savaşın ne kadar gerekli olduğunu savunan, küçük çıkar ve ticari hesaplarla insanları ölüme göndermek isteyenler, yarattığı tüm kaos ve kan gölüne rağmen bu durumdan hala medet umuyorlar. Hata aynı zatı-ı şahaneler, her insanın hata yapabileceğini, hayatta her şeye hakim olup bilemeyeceğimizi kabul etmeden, temel bir insani davranış olan "özeleştiri" yapma gereği bile duymuyorlar. Onlar için varsa yoksa, strateji, toplum mühendisliği, ekonomik çıkar gibi "önemli" konular. İnsanlık, vicdan, savaşların maliyeti gündemlerinde hala yok. Neredeyse söyledikleri ve yazdıklarının tersi çıkmasına rağmen, hala "Irak'ta işlerin iyiye gittiğini" söyleyebilecek kadar da vurdumduymazlar, işgalin başarısızlığına kılıf aramakla meşguller. Ama, hafıza ve tarih unutmuyor.
Üstelik, hiçbir şey onların hızını kesmiyor. ABD Başkanı George Bush"un "Hesaplarımız tutmadı. Saddam Güçleri hızla kentlere dağılıp beklediğimizden daha hızlı bir isyan örgütledi. En iyisi Irak'taki hataları tarihçilerin değerlendirmelerine bırakalım" itirafı bile onların özeleştiri yapması için yeterli değildir.
En önemlisi de aynı kalemlerin Türkiye'yi bir ateş çemberinin içine sokmak için gösterdikleri çabadır. Saddam Hüseyin'in üç hafta içinde pes etmesi üzerine, "partiyi kaçırıp, masada söz sahibi olamadıklarından" dem vurup işgale ortak olmak için can atanlara, Türkiye'deki en yüksek askeri makamın, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök'ün sözlerini hatırlatmak yeter: "Halkın kararlılığı, direniş bakımından Vietnam'a benziyor. Bir yere girerken çıkış startejisi de yapılır. Ama her zaman uygulanmayabilir ya da uygulama olanağı bulunmayabilir. ABD'nin çıkış stratejisini bilmiyoruz. Irak'taki duruma bakınca, Türkiye'nin konumu bugün olabilecek en iyi durumdur." (Milliyet, 27.8.2004)
GAZETECİLERE DOKUNMAYIN!
Kalemlerini kılıç gibi kullanıp işgale fiyat biçenlerin, "soğukkanlı" analistlerin aksine, Irak'ta olanları birinci elden haberleştirmeyi amaçlayanlar, birçok riski göze alarak gazetecilik yapmaya çalışıyorlar.
Önce Pakistanlı iki gazeteci, ardından İtalyan haber dergisi Diario'nun muhabiri Enzo Baldoni öldürüldü. Şimdi de Le Figaro ve Radio France'ın iki muhabiri kaçırıldı, ölümle tehdit ediliyor. Irak savaşı ve işgalinde Amerikan askerleri tarafından kimini tanıdığımız gazeteciler öldürüldü. Savaşan taraf kim olursa olsun savaşların (bizatihi kendisi insanlık dışı bir durum olmasına rağmen) da bir kuralı vardır. Sivillere ve gazetecilere dokunulmaz. Gerçek bir gazeteci savaşa karşı olduğu gibi savaş alanlarında sivil ve savaşta taraf olmayan kategorisindedir. 1949 Cenevre Anlaşması ve 1977 Ek Protokolüne göre uluslararası insani hukuk, çatışan tarafların uyması gereken kuralları işaret eder.
Ve " savaş alanlarında profesyonel olarak çalışan gazeteciler askeri üniforma giymedikleri takdirde sivil sayılırlar " (Cenevre Anlaşması, madde 79). Savaş kurallarına göre siviller ve gazeteciler kesinlikle hedef olamazlar. Eğer yakalanırlarsa savaş esiri olarak muamele görmezler, örneğin ülkeye vizesiz girmek gibi sadece ulusal yasaları ihlalden tutuklanabilir.
Üstelik gazetecilerin öldürülmesi hiçbir tarafa da yarar sağlamaz. Bu yüzden, Irak işgalinin nelere mal olduğunu bir kez daha oturup düşünmekte yarar var.
1 Eylül Dünya Barış Günü'nde bile savaşlardan söz ediyorsak, barış için daha çok çabalamamız gerekiyor. Ancak, soyut bir barış çabası insanlığın geldiği durumu ve yok olan adalet duygumuzu değiştirmeye yetmeyeceği gibi, zengin ve yoksullar arasındaki uçurumu azaltmayacaktır. İnsanlığın, kendini tüketişinin hızlandığı bir dünyada, adalet ve vicdan duygusuna ihtiyacı giderek artıyor.


