BirGün’e konuşan Veli-Der Genel Başkanı Ömer Yılmaz "Herkesi bilgilendirmek gerekiyor. Çok sorunlu, bilim karşıtı bir müfredat, dolayısıyla tüm toplumun meselesi. Bu sebeple hep beraber mücadele etmemiz gerekiyor" diyor.

İslamcı eğitime karşı müfredat boykotu
Fotoğraf: Kemal Irmak (Solda)-Ömer Yılmaz

Yusuf Tuna Koç

Milli Eğitim Bakanlığının açıkladığı 100 Yılın Maarif Modeli Müfredatı başlıklı müfredat değişikliğine tepkiler sürüyor. Yeni müfredatta, eğitimde bilimsel referansların yerini dinsel dogmalar alırken, din dersleri sayı ve içerik olarak artırılıyor, Diyanet’in okullardaki varlığı güçlendiriliyor.  

Son birkaç yılda okullara tarikatları, imamları sokan, öğrencileri eğitimden alıkoyup camilerde çalıştıran ÇEDES gibi protokolleri kalıcılaştırmayı, eğitimde dinselleşmenin dozunu artırmayı hedefleyen değişikliğin geri çekilmesi için toplumsal muhalefet seferber oldu. 20’den fazla bileşenin kurduğu Müfredatı Geri Çekin Platformu, 11 Haziran’da okulları boykot çağrısı yaptı.

Platformun parçası olan Veli-Der Genel Başkanı Ömer Yılmaz ve Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, müfredat değişikliğinin ardındaki siyasal hedefleri, eğitimde dinselleşmenin sorunlarını ve geri çektirme mücadelesini konuştuk.  

Öncelikle eğitim boykotuna sebep olan müfredat değişikliğini Veli-Der nasıl yorumluyor? Eğitime dair nasıl sorunlar yarattığını düşünüyorsunuz? 

Ömer Yılmaz, Veli-Der: Milli Eğitim Bakanlığı uzun zamandır eğitimde gericileşme politikaları sürdürüyor. ÇEDES, okul öncesi din eğitimi, bu eğitimin verilmesi için Kuran kursu adı altında anaokulları açılması, zorunlu din derslerinin yanına zorunlu seçmeli din derslerinin konulması, din derslerinin lise düzeyinde 6 saate, ortaokul düzeyinde 4 saate kadar çıkması… Bunlar yetmedi, ÇEDES ile okullara imamlar, vaizler sokmaya çalıştılar. Tarikat mensupları dahi okullara girdi. Şimdi de tüm bu değerler eğitimini, ÇEDES’in kapsamını pekiştirecek bir müfredat hazırlandı. Yani değerleri dinsel içeriklerden ve milliyetçilikten alan bir ana eksen yaratılarak bu müfredatı çocuklarımıza dayatıyorlar. Müfredat hızla onaylandı, ayın 11’inde de mecliste gündem olacak.  

Şimdiye kadarki uygulamalarını da kabul etmedik. Bunu da kabul etmeyeceğiz. Tüm bunların hepsi bilim karşıtı, çağdaş yaşamın karşıtı bu müfredata karşıyız diyerek yola çıktık. Bir oluşum oluşturduk, 11 Haziran Salı günü de platform bileşenleri olarak bir eylem yapacağız. Çocuklarımızı bir gün okula yollamayarak bir uyarı eylemi yapmak istiyoruz. 

“23 MİLYON ÖĞRENCİYİ ETKİLEYECEK” 

Yani temel hedef talep müfredatın geri çekilmesi. 

7-8 ay önce müfredat yapacağız dediklerinde de “Yaptıklarınız yapacaklarınızın teminatıdır, gerici bir müfredat hazırlayacağınız belli, bugünden kabul etmiyoruz” demiştik, dediklerimiz de çıktı. Zaten kimle nasıl yapıldığı bile bilinmeyen bir müfredat koyup oldubittiye getiriyorlar. Gaz almak için de 10 günlük bir süre koydular. İmar planı bile 1 ay askıda kalır, ama MEB’in anayasası dediğimiz şey olan, tüm toplum kesimlerini ilgilendiren müfredata 10 gün süre verilerek değerlendirilmesi istendi. 

Hatta, öğretmenlerden müfredatla ilgili değerlendirme yapılması istendi, ertesi gün bakanlık müfredatı onaylayarak bu çalışmayı boşa düşürdü. Kendi öğretmenlerine bile samimi davranmadı bakanlık. Bu samimiyetsizlik müfredat yapım sürecinde tüm topluma karşı gösterildi, içerik olarak da son derece sorunlu. Tam karşısındayız bu müfredatın, hayata geçirilmemesi için de elimizden gelen her şeyi yapacağız. Tüm toplum kesimlerini de başta veliler olmak üzere göreve çağırıyoruz, bu müfredat mutlaka çekilmelidir.  

Peki, bu çağrınız üzerine, müfredatın geri çekilmesi için boykot dışında başka neler yapılabilir? 

1., 5. ve 9. sınıflarda hayata geçirilecek şu anda bu müfredat. Diğer sınıflarda ise kademeli olarak hayata geçirilecek. Dolayısıyla daha uzun bir süreç de var aslında geri alınabilmesi için. Bunun için bir platform oluşturuldu, gün geçtikçe de bileşenleri artıyor. Toplumun tüm kesimleri ile birlikte buna karşı çıkmak zorundayız. Yaklaşık 19 milyon öğrenci var eğitim sisteminde, üniversiteleri de katarsak 23 milyona çıkıyor. Dolayısıyla şu an yapacağımız şey tüm toplumu etkiliyor, herkesi bilgilendirmek gerekiyor. Çok sorunlu, bilim karşıtı bir müfredat, dolayısıyla tüm toplumun meselesi. Bu sebeple hep beraber mücadele etmemiz gerekiyor. 1., 5. ve 9. sınıflarda bugün hayata geçirilecek ama biz diğer sınıflarda da hayata geçmeden önce süreci iyi değerlendirmek için müfredatın geri çekilmesi için mücadele etmek zorundayız hep birlikte.  

“HAYAT ANORMALİ YAŞIYOR” 

Bahsettiğiniz gibi, tüm toplumu ilgilendiren, bilgilendirilmesi gereken bir mesele. Fakat meclis muhalefeti bu konuya gündeminde öncelikli bir yer vermiyor. Aksine normalleşme, yumuşama gibi tam aksi yönde bir tartışma yapılıyor. 

Muhalefet siyaseten kendi normalleşmesini yaşıyor olabilir ama hayatın normalleşmesi ile paralel, bağlantılı değil bu. Hayat anormali yaşıyor, siyasetin normalleşmesi ne anlama geliyor anlamış değiliz. Hayat gerçekten zor. Bir tarafıyla yoksulluk, bir tarafıyla hayata böyle açık ve net müdahaleler yapılıyor. AKP belli ki gidici, ama müfredat, anayasa gibi değişikliklerle kalıcı olmaya çalışıyor. Biz meseleyi böyle görüyoruz. Yoksa normalleşen hiçbir şey yok. Siyasetin normalleşmesinden çok hayatın normalleşmesi gerekiyor ki hayat normal değil, gerçekten çok zor. 

Bu boykot bir uyarı boykotu. Bakanlık da bunu görerek tatili erkene çekti, okullar kalabalık olmayacak belki ama uyarı mahiyetinde biz bu eylemi yapacağız. Önümüzdeki süreç, yapacağımız eylemler çok daha belirleyici olacak. 

100 YIL ÖNCESİNE DÖNÜK BİR MÜFREDAT 

Eğitim boykotunun temel sebebi ne, nasıl bir süreç içerisinde örüldü? 

Kemal Irmak, Eğitim-Sen: Öncelikle şunu söyleyeyim, boykot çağrısını Eğitim-Sen’in de dahil olduğu platform yaptı. Biz platformun koordinasyonunu üstlendik. 100 Yılın Maarif Sistemi diye açıklanan bu müfredata karşı tek tek parçalı ses çıkarmak yerine, daha güçlü ortak bir ses çıkarmak istedik. Tek tek itiraz edilince sanki genel anlamda kabul ediliyormuş algısı oluyor. O yüzden cepheyi genişletebilmek adına “Müfredatı Geri Çekin Platformu” oluşturduk. Burada çıkan ortak karar, bir mitingin yakın zamanda yapılamayacağı sebebiyle bizim dışımızdaki kurumlar genel olarak somut bir boykot çağrısı yapmak istedi, biz de “bu müfredatı reddediyoruz, geri çekin çağrısı” ile bu platformun destekçisiyiz, alan eylemliliklerinde de beraber olacağız. Kısacası, bu platform ortak tepki vermek, ses çıkarmak, geniş cepheden itiraz etmek için ön alan bir platform. 

Peki, müfredat değişikliğinin kendisini nasıl yorumluyorsunuz, siyaseten nasıl bir hamle olarak görmek gerekir? 

Bu müfredatın kapsadığı birçok konu son birkaç yıldır AKP iktidarı ve onun bakanlığı tarafından parça parça hayata geçiriliyor. Zorunlu seçmeli din dersleri, pozitif bilimleri müfredatlarının azaltılması, Felsefenin neredeyse müfredattan çıkarılacak kadar az okutulması, biyolojide geçmiş dönemde de evrimi çıkarma girişimleri oldu, evrim anlatan öğretmenlere soruşturmalar açıldı, tarikat ve cemaatlerin sivil toplum uzantıları olan derneklerle protokoller yapılarak eğitim-öğretimin içerisine sokuldu. En son ÇEDES projesi ve onunla birlikte Diyanet İşleri ile yapılan protokolde, örgün eğitimdeki birçok çocuk MEB’in dışında bir kurum olan Diyanet İşleri tarafından eğitime alındı. 6.-7. sınıflarda çocuklar eğitime devam etmiyor, orada hafızlık eğitimi alıp yıl sonu gelip karne alıyorlar. Şimdi bunu Kuran eğitim merkezleri olarak lise öğrencilerine açtılar. Bunların hepsini Diyanet yapıyor. Örgün eğitim çağındaki çocuklar okuldan alınıp dinsel eğitim veriliyor. Bunlar bugüne kadar yasal olarak değil protokollerle yapılıyordu. Ancak şimdi Talim Terbiye Kurulu’ndan geçen bir müfredat, “madem protokollere itirazınız var, biz de bunu müfredat olarak yasallaştırırız” diyerek hazırlandı. Hangi ihtiyaçlara karşılık geldiği açıklanmadı. İhtiyaç analizi yapılmadı. Eğitim yapma programları “Yaptım oldu” diye olmaz, kamuoyuna açıklanır, akademik çevrelerle, sendikalarla yan yana gelinir, komisyonlar seçilir sonra bir müfredat ortaya koyulur, Talim Terbiye Kurulu’nun süzgecinden geçer ve ardından 1-2 yıl pilot uygulaması yapılır. Çok hızlı bir süreç işletildi, bunun da bir sebebi var. Çünkü bu müfredatın içerisinde bilimsel olmayan, dogmaya dayanan birçok veri var. Çocuklara dayatılan hedefler var. Dogma olan, bilimsel olmayan şey tartışıldıkça yıpranır, şüphe artar. O yüzden tartışma sürecini kısa tutarak hayata geçirmek istiyorlar. 

Bu müfredatta örneğin din kültürüne ait sayfa sayısı 1.500 civarındayken, biyoloji-fizik gibi alanlarda 300’ü bulmuyor. Felsefe son derece daraltılmış, felsefi disiplinler alınmamış daha çok manevi değerler incelenmiş. Böyle olunca da böyle bir müfredata çok fazla itiraz gelir. Ne ülkemizin ne çağımızın ihtiyacı. 100 yılın müfredatı deniyor ama 100 yıl öncesine dönük bir maarif modeli içeriğinde. Oysa yapılması gereken müfredat, bugünden yapılıp, dünyadaki en az 50 yıllık teknolojik, insani gelişmeleri değerlendirmeye almalı, demokratik değerleri, toplumsal cinsiyeti, çokdilli çokkültürlü bir hayatın ortaya konması gibi… 

Hiçbir ihtiyaca cevap vermeyen bir müfredat. O yüzden yüksek sesle reddediyoruz ve geri çekin diyoruz. Bunu da 11 Haziran’da platformda yer alan tüm kurullarla birlikte güçlü bir şekilde ifade edeceğiz. 

“DEĞİŞİKLİK İDEOLOJİK TEMELDE” 

Çok ciddi, yapısal bir dönüşümden bahsediyorsunuz. Diyanet’in Eğitim Bakanlığı içerisine kalıcı olarak dahil olacağı bir müfredat değişikliğinden söz ediyorsunuz. Fakat siyaset alanına baktığımızda bu seviyede bir hassasiyeti ana muhalefette görmüyoruz. Bu sessizliği nasıl yorumluyorsunuz? 

Tabii ki MEB’i ve AKP’yi biraz daha cüretkâr kılan da bu sebepler, yeterince güçlü şekilde bu müfredata itiraz edilmemiş olması. Bu platformu kurarken tüm partileri davet ettik, CHP başlarda olmasına rağmen bir süre sonra “Biz ana muhalefetiz. Zaten yapmamız gerekeni yapıyoruz, böyle bir platformda olmayalım ama destek verelim” dedi. Bir destek görmedik henüz.  

AKP herhangi bir olayda muhalefeti oyun alanına çekiyor, işte yumuşama, vs diye oyalıyor ama diğer taraftan da kayyum, müfredat meselesi gibi antidemokratik uygulamaları hayata geçiriyor. Bakan da bizim eleştirilerimize “Bunlar ideolojik eleştiriler. Bu ülkede laikliğin, demokrasinin alıcısı var, onlar da ona göre bir ideolojik mücadele yürütüyorlar” dedi. Neden böyle söylüyorlar, çünkü bu müfredatın son derece siyasi bir içeriği olduğunu biliyorlar. İslam dini, siyasetin ve ticaretin her an kullanabildiği bir ideolojik aparatı haline getirilmiş. Ve bu ideolojik aparat haline getirdikleri din üzerine müfredat oluşturuyorlar, ideolojik bir çaba olduğu için bakan da itirazı böyle görüyor. Biz dinsel değil bilimsel olmalı diyoruz.  

Dinle bilim arasında bir çelişki yok diyorlar ama evrim üzerine çalışma yürüten bir biliminsanına müdahale ediyorlar. Mevcut biyoloji kitabında evrimin altbaşlığı olan mutasyon, doğal adaptasyon gibi birçok konu var ama bunlar ona evrim dememiş müfredatta. 

Tabii ki toplumda da yeterince bilinç geliştirilemedi bu konuyla ilgili. Veliler ve çocukların yeterli bilgi sahibi olmamasından kaynaklı itiraz da şimdilik çok güçlü değil. Ancak önümüzde uzun bir süreç var, bu itirazın güçlendirileceğini, boykotun da geri adım attırılması konusunda ilk adım olacağına inanıyorum. 

Boykot ve alan eylemlilikleri 11 Haziran’da olacak. Okulların kapandığı 14 Haziran’da da tüm kurumlar müfredatı dava edecek. Yaz döneminde de gelişmeleri takip ederek müfredatın geri çekilmemesi durumunda okulların açılmasına yönelik eylemler tartışıyoruz.