İstifa kültürünün anatomisi: Suçlu kim?
Bir toplumun trajedilere verdiği tepki, yalnızca hesap verebilirlik sistemini değil, ahlaki anatomisini de açığa çıkarır.

Bir ülkede tren raydan çıkar, onlarca kişi ölür. Başka bir ülkede maden çöker, yüzlerce işçi toprağın altında kalır. Aynı soru her iki trajedide de yankılanır: “Kim sorumlu?”
Bu soru yalnızca suçun kimde olduğunu belirlemez — aynı zamanda bir toplumun ahlaki omurgasını da ortaya çıkarır.
Bir ulusun bu soruya verdiği yanıt, onun hesap verebilirliği, vicdanı ve gücü nasıl anladığını gösterir. Bir yerde yanıt kısadır: “Sorumlu benim.” Başka bir yerde uzar, bahanelerle dolup taşar: “Benimle ilgisi yok, ama gerekli adımlar atılacak.” Bu iki cümle arasındaki fark, ülkelerin sorumluluk kavramını ne kadar farklı tanımladıklarının hikayesidir.
SORUMLULUĞUN ÜÇ YÜZÜ
Kamu yönetiminde sorumluluğun üç yüzü vardır: Cezai sorumluluk, politik sorumluluk, ahlaki sorumluluk.
İlki hukukun alanına girer — kim kuralı ihlal etti, kim görevini ihmal etti. Suç bireyseldir, ceza da. İkincisi kamu vicdanının alanına aittir — kim yasayı çiğnedi değil, kim kamu güvenini boşa çıkardı. Üçüncü sorumluluk ise, hukuk ya da siyasetin dışında, toplumun ahlaki normlarıyla denetlenen alana aittir.
Bir kişi hukuken suçlu olmayabilir; ancak sorumluluğu altındaki sistemde bir aksaklık yaşandıysa, kendini siyaseten sorumlu hissedip görevinden ayrılması gerekir. Böyle bir istifa, suçun siyaseten kabulü ve alttaki kadroların soruşturulmasının önünü açan bir adımdır. İstifa etmediğinde, altındaki kusurlu yapıyı koruduğu anlaşılır; bu durumda cezai süreç, onu da kapsayacak bir kovuşturmaya dönüşmelidir. İstifa, yöneticinin kendini hatadan ve hatayı yapanlardan ayırması anlamına gelir. Olgun demokrasiler bu ayrımı bilir; diğerleri ise sorumluluk almak yerine suçlu aramayı seçer.
Ahlaki sorumluluk hukukun ve siyasetin ötesinde, toplumsal vicdanın tanıdığı bir yükümlülüktür. Politik sorumluluk çoğu zaman ahlaki sorumluluğu da beraberinde getirir. Ahlaki sorumluluk gelişmiş demokrasilerde üretimde çocuk, köle ya da hayvan sömürüsü kullanıldığı için bazı ürünlerin boykot edilmesinde de geçerlidir.
HESAP VEREBİLİRLİĞİN SESSİZ VAKARI
2023 yılında Yunanistan’da, Tempi yakınlarında iki tren çarpıştı; elli yedi kişi hayatını kaybetti. Olayın ardından Ulaştırma Bakanı Kostas Karamanlis, kaza yerini ziyaret ettikten sonra istifasını açıkladı ve açıklamasında şu sözleri kullandı: “Bu acının kelimelerle ifade edilmesi mümkün değil.”
Karamanlis doğrudan bir hatası olmamasına rağmen, sistemin çöküşü karşısında ahlaki ve siyasi sorumluluk üstlendi. Onun istifası, bir suçun itirafı değil, bir onur beyanıydı. Bu, bir arınma eylemiydi — kendi döneminde bir şeylerin yanlış gittiğini kabul etmek ve kamu güvenini mazeretlerle değil, alçakgönüllülükle yeniden inşa etme iradesiydi.
“Tempi’deki demiryolu faciasının yaşandığı yerden yeni döndüm. Bu acı tarif edilemez.
“Gerçek şu ki, Yunan demiryollarını 21. yüzyıla yakışmayan bir durumda devraldık. Bu 3,5 yıl boyunca bu gerçeği iyileştirmek için her türlü çabayı gösterdik. Ne yazık ki bu çabalar böyle bir kazayı önlemeye yetmedi. Bu durum hepimiz için, özellikle de benim için çok ağır.
“Bu kadar trajik bir olay yaşandığında, hiçbir şey olmamış gibi devam etmek mümkün değil. Birkaç yıldır siyasetteyim ve demokrasimizin temel unsurlarından birinin, yurttaşlarımızın siyasi sisteme güven duyması olduğuna inanıyorum. Buna politik sorumluluk denir.
“Bu nedenle, Altyapı ve Ulaştırma Bakanı görevimden istifa ediyorum. Bu, haksız bir şekilde hayatını kaybeden insanların anısına duyduğum saygının asgari bir göstergesi ve Yunan devletiyle siyasi sisteminin uzun süredir devam eden hatalarının sorumluluğunu üstlenmemin bir ifadesidir.
“Yürekten, kurbanların ailelerine bir kez daha acımı ve desteğimi ifade ediyorum.”

Bu, Avrupa siyasetinde ahlaki sorumluluğun en açık ifadelerinden biriydi. Karamanlis ne şahsen suçluydu ne de yasal baskı altındaydı. Ancak sistemin çöküşünün göz ardı edilemeyecek bir etik yük taşıdığını anladı. İstifası bir kaçış değil, liderlik ile ahlakın birbirinden ayrılamayacağını ilan eden bir duruştu. Yunanistan’da bu davranış, siyasi zayıflık değil, kamusal olgunluk olarak değerlendirildi — bir devletin hala utanmayı bilip, bunu vakar haline getirebileceğinin kanıtıydı.
İNKAR SİYASETİ
Türkiye’de tablo neredeyse tam tersidir. Bir trajedi yaşandığında, refleks öngörülebilirdir: “Sorumlular cezalandırılacak.” Bu cümlenin alt metni ise hep aynıdır: “Ben onlardan biri değilim.”
2018 Çorlu tren katliamından sonra, kazada yaşamını yitirenlerin aileleri daha geniş bir hesap verebilirlik çağrısı yaptı. Eşi ve dokuz yaşındaki oğlu kazada ölen Mısra Öz, bu adalet arayışının en görünür yüzü oldu. Daha sonra, devlet görevlilerine hakaret ettiği iddiasıyla yargılandı ve 8.840 lira (o dönem yaklaşık 1.250 dolar) para cezasına çarptırıldı. Öz, mahkeme heyeti için, “üç maymunu oynamayı tercih eden bir heyet” demişti; bu ceza Yargıtay’dan döndü.

Ulaştırma Bakanı Cahit Turhan ne politik ne de ahlaki sorumluluk üstlendi. İç soruşturmanın ardından yaptığı açıklamada, “Devlet Demiryolları ya da personelinin kusurlu ya da sorumlu olmadığı” sonucuna varıldığını belirtti. Buna karşın on üç TCDD görevlisi, “taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olmak” suçlamasıyla yargılandı. Altı yıl süren davanın ardından dördü beraat etti, diğerleri ise toplam 108 yıl hapis cezasına mahkum edildi.
Türkiye’de cezai sorumluluk hiyerarşinin alt kademelerine süzülürken, politik sorumluluk en tepeye ulaşmadan buharlaşır. Bakanlar sık sık “Benim imzam yok” diyerek kendilerini savunur, sanki sorumluluk bir evrak meselesiymiş gibi. Vicdanın yerini inkar ritüeli almıştır. Gazeteciler “İstifa etmeyi düşünüyor musunuz?” diye sorar; yanıt genellikle aynıdır: “Milletime hizmet etmeye devam edeceğim.” Ve böylece, sorumluluk zinciri tam da en üst halkasında kopar.
SOYLU VAKASI
Son yıllarda Türkiye siyasetinde bir bakanın açıkça politik sorumluluk üstlendiği tek örnek, Nisan 2020’de İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun istifa girişimiydi. Alelacele ilan edilen COVID sokağa çıkma yasağının yol açtığı kaos sonrasında Soylu, “Bu hatanın sorumluluğu bana aittir” diyerek istifasını sundu.
Bu, Türkiye siyasetinde ender görülen bir ahlaki netlik anıydı. Ülke bir anlığına şaşırdı; sanki istifa eden Yunan bakanının ruhu kısa süreliğine Ankara’ya uğramış gibiydi. Ancak, ertesi gün Cumhurbaşkanlığı açıklama yaptı: “Sayın Bakan’ın istifası kabul edilmemiştir.”
Soylu’nun istifa ettiğinde bizzat açıkladığı gibi, karar Cumhurbaşkanı’nın talimatı doğrultusunda alınmıştı. Böylece vicdan, protokolün önünde geri çekildi. Ahlaki bir jest olarak başlayan eylem, siyasi onaya bağlı işleve dönüştü — sanki sorumluluğun kendisi devletleştirilmişti. O andan itibaren birçok kişi, Soylu’nun istifasının gerçekten bir vicdan muhasebesi mi, yoksa sadece dikkatle kurgulanmış bir gösteri mi olduğunu sorgulamaya başladı.
OTOKRATİK REFLEKS: İSTİFANIN YASAKLANDIĞI YER
Demokratik sistemlerde istifa, liderin “Ben sadece iktidara değil, halka da hesap veririm” deme biçimidir. Aşırı merkezileşmiş rejimlerde, bu bile hiyerarşi tarafından yutulur.
İstifanın kabul edilip edilmemesi bir sadakat testine dönüşür. İstifa reddedildiğinde verilen mesaj açıktır: Önemli olan senin vicdanın değil, itaatindir. Bu tür rejimlerde hata asla kabul edilmez; çünkü hata, kusurluluk demektir ve kusurluluk otoriteyi tehdit eder. Devlet özür dileyemez; çünkü devlet, kusursuz görünmek zorundadır.
Bu yüzden istifanın reddi — yani sorumluluğun inkarı — otoriterliğin en sessiz, ama en belirgin işaretlerinden biridir. Bu, devletin kontrolünü değil, utanma yeteneğini kaybettiği andır.
RAY KIRILDIĞINDA
Cezai sorumluluk mahkemelerin alanına aittir; politik ve ahlaki sorumluluk ise yönetişimin vicdanına. Bir ülkede devlet özür diler; diğerinde açıklama yapar. Birinde bakanın gidişi güven tazeler; diğerinde kalışı güveni kemirir. Trenler her yerde raydan çıkabilir, sistemler tökezleyebilir — ama asıl fark, bundan sonra ne olduğundadır. Raylar onarılır, onur korunur. Fakat yetkililer sorumluluk almayı reddettiğinde — ya da biri aldığında istifası reddedildiğinde — sessiz bir inkarın içinde, bir ulusun ahlaki altyapısı, raylardan çok daha derin bir biçimde çöker.
Yazarın Son Yazıları
- Büyük madenci grevi ve yürüyüşünün 35. yılında -4: Kömür müzelik olsun
- Büyük madenci grevi ve yürüyüşünün 35. yılında- 3 Bir kentin ayağa kalkışı: Zonguldak’tan Ankara’ya
- Büyük madenci grevi ve yürüyüşünün 35. yılında - 2: Üç bin ışık yılı uzaktaki gökyüzü
- Büyük madenci grevi ve yürüyüşünün 35. yılında -1: Bir avuç kömür için bir ömür verenlerin kenti
- Şişedeki Mesaj: Bir düşünürün zamana bıraktığı mesajlar


